07 05 2010

Yüzünde Tutulmuş Dilek'ler

 


' Pelin Onay'a... '

Dilek'lerim kalmış yüzünde,
şiirli ellerinle tut Pelin!

Kaçıncı yüzyıl bu,
sahi kaç yüzyıl oldu şiirler okuduğum yüzünden...
Eski bir uygarlığa dayanıyor, hatırlıyorum;
Bir cinnet anıydı, cenneti yanarken gördüğüm...

Sesim düş'tüğünde ölüme
ve örtüldüğünde
hayatın kaldırma
kuvveti suskunluğuma...
Dizeleri yaralı şiirlerini dökmüştün hani,
hani dökülmüştü hece hece hücrelerime,
harf harf dindirmişti içime akan çok kanamalı çığlıkları!

Hatırlıyorum;
ne zaman duysam adını,
sesim acırdı, susardım...
Ne zaman duysan sustuğumu,
kuş sesleri içinde,
susardın...
Seni duyardım.

Hatırlasana;
ne çok sustuk seninle,
ne çok konuştuk sessizliğe gömülmüş...
Ne çok şiir olduk,
ne çok!

Ne çok uzak, ne çok yakındık...
Ve ne çok intihar ettik mısralardan,
soluğu son heceden alacağımızı bilirdik.

Ellerini yıkamadan şiire oturmayan çocuklardık,
büyüdüğümüzü hatırlatacak olsa biri;
gelmişine geçmişine...
Ağlardık!

Sen hüznü Mayıs'ın,
ben Ekim'in ölüm kırılganlığı!
Adı bahar olan ayrı mevsimlerin,
aynı masalında buluştuk...

Delikanlı postuna bürünmüş eli kanlı adamlar tanıdık,
ve bacak arasından imge dilenen ve çıplak ve küçük şaircik kadınlar...
Şiiri bahane edip soyunur,
kendi kalemlerini becerir de doymazlardı hani!

Biz hiçbir şiir için soyunmadık oysa,
ki soyunsak soyunsak...
Şiire soyunurduk!

Ağzımızı bozardık sonra,
bozulurdu çığlıklarımıza tuttuğumuz orucumuz,
kafamız en çok buna bozulurdu;
dünyanın zarı bozuktu!

İki küfür etsek derdik,
şarap içsek,
kalemlerimize sürte sürte bileklerimizi kessek...
Yine de bu dünya adam olmazdı,
bilirdik...

İşte biz en çok bu yüzden,
en çok bu yüzden...
Elimizi şiire buladık!

Adımız şaire çıktı bir kere,
şimdiden sonra
ne zaman kusacak olsak içimizdeki zehri;
şiir sanırlar!

Miladın neresindeyiz şimdi,
sahi milattan ne kadar önceydi şiirler tuttuğum yüzünden...
Tarihe yazılmamış devirlere dayanıyor, hatırlıyorum;
karşılıklı,
iki kadeh intihar ediyorduk!

Dilek Akın 

İstanbul  '060510

428
0
0
Yorum Yaz