23 09 2008

Sylvia Plath'a Mektuplar II

    ...sonrasustun bir günkesildikçe sesinkan damlıyordu kalemindenyaşarken yazmak ölümüne büyük sanattıah Sylviasen bunu beceremedinkorktun kabul etkaçtın yanıbaşındaki gölgendensen her gün biraz daha ölüydündevleştikçe gölgenöldükçe öldüngömüldükçe karanlığasen zaten bir ölüydün !o sırça fanustahücrelerin vazgeçmiş hayattanölüm solurken her zerrenüzerindeydi gölgen bedenininah Sylviabilemedin*'... o sırça fanus ki, içinde ölü bir kelebek gibi tıkanıp kalmış biri için dünyanın kendisi kötü bir düştür 'Dilek Akın '2006 *Sylvia Plath Konunun bütününü gör.

18 09 2008

Nü Veda; Ayrılığa Dudak Payı

  Fotoğraf: Mehmet Turgut      'Berto Riccardo Biaggio' sızısına ... Ritmik bozgunlara uğramış kalp odacıklarında solunum yetersizliğinden an be an ölen düşsel yan(ı)lışlarını şaşaalı cenaze törenleriyle gömüyordu kadın ruhunun keşmekeş ütopyasına ... erken boşalan gözyaşlarına mezar olurken gamzelerin kaç intihar gizlenir kirpik uçlarında dur Riccardo, sırası değil daha sonra ölebilirsin gitmeliydi kadın ki gitmek için kalmıştı  usunun her köşesinde  arsız tebessümlerle bezenmiş  boylu boyunca uzanan gerçeklerin üzerini  özenle seçtiği yalanlarla örttü adam ölüme dudak payı bırakmışken zaman ektiği hayallerden gerçek biçemezdi sus Riccardo, konuşmaya vakit yok biraz daha sevişelim uzun cümleler paslı makas darbeleriyle kesiyordu aşkın gitmelere yenik düşen ömrünü dil altına yerleştirdi adam dudak ucuna gelen çıplak kelimeleri susuyordu konuşsaydı mutlak bir ölüm çınlayacaktı lal olmuş hücrelerinde ölümü içine kustu adam ve sustu aşkın mağrur infazına tanıklık ediyordu gece gece yıl(dız)ların saydıkça kanatan sivri köşelerini saklıyordu karanlığında gece (d)okunuyordu ebruli bir ayrılığın her zerresin(d)e tende sızı oluyordu gece, (ç)özümlenmeyi bekleyen acı bir denklemken kadının parmak uçlarında. dudağının kenarında kalan tirada zehir zemberek bir dille dokunuyordu kadın; ah Riccardo yanılıyorsun hayatın zarı çoktan patlamış bu yüzden hiçbir yaşam bakir/e değil ayrılık; iki ucu keskin bıçak yırtıyordu güne doğdukça tan yerini  (k)an kaybediyordu aşk oluk oluk adam gitme diyordu kadına  ... Konunun bütününü gör.

09 09 2008

Ucu Kırık Şiir; Bitevi Yokluk Tınısı

  hafif meşrep yalınlığında yalnızlığın ve yılgınlığında aşka yenik düşmüş hüzzam makamı çaresizliğin dokunup kaçarken teninin her bir güftesine senfonik bir hüzün çatısı bizi gölgeleyen dur! diyorum dokunma yorgun mısralarda gizlensin söz sürme şiirin çıplaklığına her bir teneffüs sahnesi inletirken nağmeleri ses etme şair, sus! görecekler tutamadığımız düş(üş)ler dil(l)enirken baştan ayağa müebbet bir gerçeğe hükmedecekler oysa... bir bir anlatmak isterdim özgeçmişini hücrelerimin çiy çiy dökül özgeleceğimin moleküler yapısına daha çok doku/n şiirimin fütursuz anatomisine... (ya)saklanabilirdik perdesi patlamış hayattan flu bir ölümün ensesin(d)e ya da (s)aklanabilir sancılı imgelerin izdüşümüne yazılabilirdik hilkat garibesi kalemlere şiir diye olmadı... biz seninle şair çocuk ıslak bir temmuz gecesinin kör saatinde yapış yapış duygular tortusunda ve bulacasında gözden ıraklığın yan yana, göz göze diş dişe bir şiirde yakalandık şiire yakalandık. eller yukarı desem şimdi kaç şiir düşer parmak uçlarından kırılır... Dilek Akın 210708 Kaan Özer ve şiirine sevgim - teşekkürlerimle.  Fotoğraf: Mehmet Turgut    ... Konunun bütününü gör.

16 07 2008

Aşk; Bir (B)ölme İşlemi

Fotoğraf: Utku Atalay    aşk acısı olmayan bir şiir tarifin var mı üstad? yüreğime yapışan bir günahı deşip çıkarmak zamanı gelmişti çoktan ah! ne büyük günahtı seni sevmek gölgenin yalan sıcağından sıyrılırken gölgemin titrek adımları korkarım; kapat ışıkları gerçekleri görmeyeyim - - - şeytan uyma bana / sana uyduğum yerde kal - gitmeliyim verdiğin sözden döndüğün yolda büyürken ihanetin sancılı, soğuk duvarı bini bir para pişmanlığının zehirli çiçeğin yalancı rengine aldanmış, aldatmışken sen ve ben aldatılmış... yaşadığımı ancak bir ölü anlayabilir seni içimde ölmeliyim - - - avuçlarımdan taşan duaları yudum yudum iç Tanrı'm / ziyan olmasın aklımın ucundan gelip geçen korkuların tecavüzünde duygularım kaybetmek; düelloya yatırılmış arsız bir sokak kadını hangi sebeple sevişse sonuç doğuramaz biliyorum ki bilmek ölmek gibidir gitmek; bile bile ölmek gözyaşlarıyla yıkanmaktan çekmiş olsa da umudum bazen ölmek; silbaştan başlayabilmek bırak rahat öleyim - - - hayatımın dağınıklığını toplamayı bıraktım şimdilerde kırış kırış olan ruhumun buruşukluğunu ütülüyorum iç acılarımın toplamı aşka ters bir açı ki aşk bir (b)ölme işlemi çok kalanlı acılarımı kalansız mutluluklara bölüp seni içimde ölüyorum hiç olamadığın kadar gerçek olduğun gibi yalan kal aşkın vurduğu yürekte acı biter gidiyorum... acısı olmayan bir aşk tarifin var mı üstad? Dilek Akın ... Konunun bütününü gör.

09 02 2008

İçime Kapandım / Aç - Monolog

    vurur kapıyı, çeker gider zaman / dönmez geri, h/içten h/içe kırılır sessiz monolog  I gözlerimde toplu intiharda yaşlar / tutmuyorum muazzam hüzün manzaralarına nazır kusursuz ayrılıklar doğuruyorum II kafiyesi yok yaşadıklarımın (ya)saklı sözler girdabında Tanrı'm unuttuklarım aklında mı hâlâ? en son nerede unuttum kendimi / hatırlat beni kapı çalsa, ben gelse III öpeyim geçsin derdi annem / öpse ya geçse aşka düştüm, dizlerim kan sabırdan taşlar toplayıp kumsallar boyu seke seke yoruldum aşk sandığım oyunda IV bileklerinden kelepçeli miş'li zamanlara dolduramadı geniş zamanları uydurduğum masallar üstesinden gelemediklerimin altında ezildim V rüzgar ne zaman bir beden arasa yalnızlığı giyindi, vurdu yüzüme kaçıp ardına saklansam da dikiş tutmadı gerçeklerle yırtılmış hayaller -bir dikiş tutturamadım VI her şey başladıgı yerde bitiyor bir yalanın gölgesinde ve yalandan bir ip sarkıtmadan inilmiyor gerçeğin derinliğine hiçsem eğer her şey olmalı bir yerlerde ve her şeyden biraz kalmalı bitse/m de VII yaşama susa(ya)n gözlerimin kıyısında yakıyorum gemileri cinayet manifestosu parmak uçlarımda soytarı bir tebessüm ses/sizlik kesilir / kan damlar, h/içten h/içe ölür sessiz monolog .. Dilek Akın     H/içlenmeler / İkibinsekiz   ... Konunun bütününü gör.

20 02 2008

Olsan, Hiç Olmadığın Kadar

  Fotoğraf: Francesca Woodman    Boyası aktı süslü kelimelerin bozdum kurduğum uzun cümleleri tek bir söz kaldı dilimin gölgesinde gelsen şimdi, hiç gelmediğin kadar yalanlar söylesen masallarla uyuttum gerçekleri / uyanmasınlar parmak uçlarımızda yürüyelim hayallerin üzerinde olsan şimdi, hiç olmadığın kadar aşk; boyumu aşan her defasında boyumdan büyük şiirler yazsam dizsem üst üste umutlarımı uzansam sana, aşka gitsen şimdi, hiç gitmediğin kadar eksilen yanlarımı diksem yokluğunla bırak ellerini yakar yasak dilekler / ben tutarım mühürlesen dilimi söylemesem; gelmeden gitme bir daha... Dilek Akın Ritm-i Albania / Şubat'ikibinsekiz Konunun bütününü gör.

20 02 2008

Şair'e - Şair'den

  Fotoğraf: Miru Kim    Şair'e I veda -değil ki- bu hoşçakal niye bir şiirse bu eğer ve ben uzanmış yatıyorsam tozlu mısralarda çırılçıplak git değil kal şair dur/ma yaz beni... Şair'den I yaz/sam -tutmaz ki- tenin mürekkebi kal/sam bir yudumla başlasam önce topuklarından içsem her satırından ama dur ! sevişmeden dikenli mısralarda şiir kim kanattı diz(e)lerini... Şair'e II (k)an -değil ki- bu ömür akıp giden diz(e)lerimden iklimsizliğin kuraklığında yapraklar kurumuş dilenirken bir yudum suya şair! avuç içlerinin teriyle yaşa(t) beni... Şair'den II senaryo -değil ki- bu yaşanacak yazgı kalemden süzülen yazılacak (s)özüm sen bana şair dedin ben sana şiir... Dilek Akın ... Konunun bütününü gör.

03 02 2008

(U)mutsuz Şiir

kalbinin sesini dinle dedi şair; dinledi şiir...- ve yola düştühayatı okumayaumutsuz şiir....Ikalmak zor gelirkayar yıldızlar, durmazgitmelidirlerdur diyemezsingelmişse eğer zamanvurur ayrılıkIIbir kâğıt helvakıyılmazsa yenmeyedüşer elindenuğraşma boşaçamura bulanmıştırilla bir kereIIIdengen bozulursağlam durup, atmazsanadım larınıaldanma sakınkimse tutmaz elindenbir kez düştün mü IVtutunmak içingeçirmiş yüreğinetırnaklarınısen ne sanmıştınaşkın olmaz hesabıkârı kitabıVuyku dilenirgök kubbe mırıldanıpşarkılarınıumutla yıkarrüyaya gönderirkentanrı kulunu....Hangi gerçek acıtırdı yalan kadar; düşündü şiir...yalnız doğmuştu- ve yalnız ölecektimutsuzdu şiirDilek AKIN - Haiku şiir denemesi / 26.01.08 Konunun bütününü gör.

14 02 2008

Bir Masalın Son Cümlesinden Kaçtı'm Çocukluğum

  Fotoğraf: Umay Umay    Her çocuk biraz ben şimdi;  Öncesiz,  sonrasız,  zamansız...  Hafızasının tozlu sayfalarını çevirdi, şeker rengi şarkılarını aradı. Hanımeli kokan düşlerinin arasında, ipten bir salıncakta uyuyakalınca çocukluğu  açılmıştı gözleri masallara. Hiçbir masalın son cümlesine yetişemedi çocuk, koştu - yoruldu...  Pas tutmuştu beklemekten,   açamadı diline vurulan kilidi  esrik melodilerde asılı duran sol anahtarı. Yoktu geri dönecek bir yeri, nereden geldiğini bilmeyen sessizliğin. Masalın orta yerinden kaçamadı çocuk, sus pus...  Süpürüp halıların altına gizledi  hiçbir çöplüğe yakıştıramadığı korkularını.   Kaybetti repliklerini;  doğaçlama bir masalda askıda duyguları,   ne bulduysa geçirdi yüreğine,   büyük durdu kimi  ya da uymadı.   Bir masalın son cümlesinden kaçtı çocuk,   sayamadı;  Gökten kaç elma düştü...  Her çocuk biraz ben şimdi;  Dünsüz,  yarınsız,  masalsız...  Dilek Akın   Anafilya - Ekim Dergisi '09 Sayı 100 ... Konunun bütününü gör.

10 02 2008

Şiirlere Saklandım / Bul Beni

özneliğimi gizlediğim cümlelerde sakla kendini satır aralarına kimseler görmeden sevişelim kelimelerde... son nefesini veriyor sözlerim / şiirlerle yıka, öyle göm ısmarlama yüreklerle yaşanmaz sevda kuytularına sığınır bir dilenci avuç açar şiir avlularında yaşlanırken bugünler dünleri doğurur durur yeniden yaşama sustum / sen de sus bana gel diyebilmek kadar zor bir gidişi beklemek oyalanır korkular bir çelmeyle hayaller düşünce sus(a)mak kana kana bir tutam nefese ve aşka sesimin gölgesinde kal / orada seni bulamazlar bozulur aşkın tuttuğu lades ve tutunduğu bileklerinden hoyratçakesilebilir sevda buza şiirlere sığınılır üşüyünce duygular anlamsızlıklılardan bozma anlamlar kuşatmasında tek bir ses yankılanır boşlukta; gelmeden gitme bir daha... Dilek Akın Ritm-i Albania / Ocak'ikibinsekiz Konunun bütününü gör.

08 02 2008

Yalnız/lık Tınıları

Tutsam şimdi hayatı boşaltsamkalpten kalbe nakliyat var mıdırtüm kırılmışlıklarımı taşıyacak...kaptan en yakın yalnızlığa çek !yaşamın bodrum katına kapattım kendimiburada ışık yok../..ışığa kara düşürenler dedemir parmaklıklı camın ardındagelen geçen renkli pabuçları izliyorumhangisinin yere vuran gölgesi birleştirebilirparçalanmış duygularımıafedersiniz sizi bir yerden tanımıyor olabilir miyim ?kim dokunduysa bir yara iziöğrenmiştim oysa sakla(n)mamayıüzerini örtmeyincedaha çabuk kapanıyordu yaralarım../..kabuk bağladıkça kanattılarpeki sen annenasıl mutlu olabildin dünyaya gelişimeah! mutlu sonlar değil miiçimdeki Pollyanna can çekişiyorhiçbir son mutlu değildi kandırdım seniüzülme diye hiç söyleyemedimüzüldüm anne, üzdülerburanın iyi bir yer olmadığına artık eminimbir kondom artığında çürümeyi yeğlerdimhiç başlamadan bitseydi yaşamşimdi alsan beni tekrar içine, saklasanyıldızların gizlenecek yeri var mıdır ?iki elini ensesinde birleştirmiş yalnızlıkuzanıyor karşımdabir yandan keyf-i alem ıslıklar çalarkenfırlattığı haylaz gülümsemeleryapışıyor yaşama silik ruhumaörümceğin ördüğü ağdan sızanyalnızlığa ince telli vuruşlar çınlıyor odadanasıl da ustaca çiziyor yolunuTanrı'm kader dediğimi baştan yazabilir miyim ?ölümün bemolü yaşamın diyezine çalıyoryıldızlar tutanak tutarken toprağatüm repliklerim düşüyor../..kim kaldırıryaşarken öleceğimi fısıldarkenölürken yaşayacağımı kim soyleyebilirsığınabilecegim bir tek hikaye kalmamışboş yeri olan bir masal var mı bildiğiniz ?suskunluğum büyüdükçekalp atışlarımın aksak titrek sesi çoğalıyorşarkıdan kaçan kupa kızı kendini asarkensinek vızıltısı bile yok ortada../..değil sinek valesibeni içine... Konunun bütününü gör.

08 02 2008

Sırf Bunun için Sevebilirdim

Ertelenmekten toz tutmuştu duygularım çıkardım ruhumu, silkeledim kocaman elleriyle bana sahip olmaya çalışan ne kadar süslersem süsleyeyim çok çirkin bir duygu yalnızlık ayak izleri hâlâ sıcak çok olmadı geçip gideli her şey okunduğu gibi yazılsa keşke hayâllerimin üzerine karanfiller atmış mumlar yakıp matemini tutuyordum her hüzün arifesi bir cenaze töreni sükût-u ses makamında yükselen ilahiler tırmalarken kulakları siz düştünüz canımın orta yerine gözlerimde dolan hüznü siliyordunuz gölgemin yanına serilivermişti ya gölgeniz sırf bunun için sevebilirdim sizi bayım daha ne kadar muhafaza edebilirdim aklımın tavan arasına sakladığım gerçekleri umutsuzluğun kıyısına bağdaş kurup oturmuş gün be gün uzayıp çoğalan soru işaretlerimi kesip atacak bir ustura dileniyordum bilincimin altında ezilen düşüncelerin kalabalığında bir adım atacak kadar düş yoktu gece kimden peydahlamıştı onca yıldızı ayın karanlık yüzü örterken bu günahı bir sırra bekçilik yapıyordu sessizlik siz aşktan bahsediyordunuz, umuttan şarkıları maviye boyamaktan ölü toprağı soğukluğundaki bakışlarımı ısıtmıştı ya sözleriniz sırf bunun için sevebilirdim sizi bayım aklıma takılıp kalp odacıklarıma düşmüş müstehcen korkularıma vurduğum kilitleri açtım gökyüzü pürüzlü ve çirkindi günden güne ve yoktu hiçbir krem yaşlılığını geciktirecek ya da kendine saklıyor olmalıydı Tanrı sokağa çıkma yasağı koymuştum nefesime bedenim tahliyesini istiyorken ruhumun şiddetli geçimsizlik yaşadığım benliğimi yerin yedi kat dibine sürmüştüm içimden hiç konuş... Konunun bütününü gör.

09 02 2008

Gözyaşlarıyla Ört Üzerimi

önce gözlerin elveda diyordubelli ki gidiyordunardışık acılar kervanına kıvrılıpparantezler içine sakladım eksilen kimliğimikadehe şarap dökecektiyüreğe umut yokluğunkör kuyulara rengarenk dilekler atarörterdim ayrılığın en mahrem yerleriniucuz romanlarda okumuştum;-e halinden girilip -den halinden çıkılırdıhoyrat sevişmelerinçoğul başlayan her geceyıldızların kuyruğunda hayallerle kayartan yerine düşerdi tekilin firariylegöğüs kafesime sıkışan duyguların ayak izlerini sürerkenkalemimin kurşunu kanatıyor sayfalarıiçimde giydirilmeyi bekleyen bir boşlukne koyarsam koyayım çıplak kalıyorruhumun karanlık odalarından geri çekmeliyim belki deaçık arttırmaya çıkardığım kehanetlerimihiçbir ateş su doğurmayacak biliyorumgünah çıkarma seanslarımdacızırtılı bir plağın deforme olmuş ritmindegizliyorum şuursuz hıçkırıklarımıparmak uçlarınla görmeni isterdimdilimin ucunda bıraktığın eflatun tadıtozlu raflardan indirmeliyim çocukluğumutopuklu ayakkabılarımın solosundagidenle dans etmeye utanıyor gözyaşlarımkadın olduğumun tüm belirtileriniözenle çıkarıp asıyorum askıyagözlerinle duymanı isterdim oysamecazi kelimeler kıskacında anlatamadıklarımıDilek AKIN Konunun bütününü gör.

06 02 2008

Tabut, Ölümün Sefer Tası

hayat kopuyor kirpiklerimden kanla karışık yağan bir veda girdabında suskun şarkılar takıp dudaklarıma gö/r/müyorum kendimi kıvrılıp sessizliğin soğuk koynuna... kelimelerin kendini astığı uzun cümlelerim derin bir uykuda şimdi ve zaman çalmakta pahalı bir enstrümanin notalarında kırışmışken yaşamın alın çizgileri sevişmek için çok geç artık gece kısırlaştırılmış güne ve gebe karanlığa boşlukta sallanan ışıklar ölümün sefer tası hazır; tabut (!) - içeride kimse var mı? ses yok... baykuşların yırtıcı çığlığına saklanmış nükteler yersiz bir fısıltı deliyor kulakları duvarları tırmalıyor gök serilmiş yere sürünürken boşluk kapalı bir kutu boşluk acının bumerangı boşluk iştahla açmışken ağzını dilinle yokluyor göz diktiği çıplak zindanları toprak yükselirken ellerini doluyor belime sabırsız arsız ...sız öpücükler konduruyor önce parmak uçlarıma kış buz kesmiş içimde boğulurcasına kusuyorum yuttuğum günü geçmis imgeleri az kullanılmış yıldızlara dokunmak için uzuyor kollarım idam sehpasında ipini çoktan çektiğim umutlar ve mırıldanmakta Beethoven'ın bilmem kaçıncı senfonisini ölümün sefer tası hazır; tabut (!) - içeride ışık var mı? ses yok... organlarım birbirini yiyor bir iç savaşta uzadıkça uzuyor hırıltılar damarları kesilirken gölgelerin ölüm düşüyor hayatın rahmine kanadı kırık sürüngen kuşların nefesinden savruluyor gökkuşağının rengi yanmış külleri hayatın iki bacak arasından dökülüyor ölüm kanla karışık bir veda girdabında suskun şarkılar takıp dudaklarıma dönüyorum kendime sıyrılıp sessizliğin soğuk ko... Konunun bütününü gör.

04 02 2008

Sen/siz

hayatı sen/siz doldurmaya gidiyorumbir güvercin gagasından hüzünler okumaya...Eros'un aşkınıNuh'un gemisine yüklüyorumruhuma saplanan kramplarıbir bir kırarkenyağmura yaslanmışbir gölge seriliyor önümetutkuya sarılıyorumuda sığınıyorumsuretim silindikçesığmıyorumbüyüyorum kendimesen hiç bilinmeyen bir dildeağıtlar yakarkenve yakarırken Tanrı'yasesin çarpa çarpa duvarlaraölümün çok sesliliğindebir melodram sahnesiyledüş artık perdelerden...hayatı sen/siz oldurmaktan gidiyorumbir sevinç busesi çalıphiçliğe her şeyi yakıştırmaya..._Dilek AKIN_ Konunun bütününü gör.

06 02 2008

Sen Yanımda Olmalıydın

En umulduk yerdesen yanımda olmalıydın...kırkikindi vakitlerindeyitik hüznüyle bulutların hayallerimizin tuzu aşımabuzu kadehime dolmalıydızindanlarımda voltalayan yalnızlıkgöğüs kafesimin parmaklıklarına yaslayıp başınıbelimi bükmemeliyditelaffuzu zor karanlıklardagerçek olması içintersini dilemeliydik tüm dileklerinbir martının kanadında hayallere uçmalıama asla martıya benzememeliydikkoca bir delik şimdi yüreğimde sevginne kadar sığdırdıysam tutamıyorumgözbebeklerimde bulut olup taşıyoroysa mutluluk damlalarında yıkanıpbir ağaca adımızın baş harflerini kazımalıydıkadımızla hayat bulan dallarınbudaklanışını izlemeliydik an be ansesime değmeliydi sesinkonuşacak hal kalmalıydımezarlar bile tek kişilikkenberaber, dimdik, hep olduğu gibiölüme çalım atarcasına gülümseyebilmeliydikbazen küsmeliydim sanasenin bundan hiç haberin olmamalıydıkırgınlığımı çoktan unutmuşyudumlarken kahvelerimizi binbir umut sığmalıydı avuçlarımızazaman utanmalı güçsüzlüğündençalamadığı hayatların gözü önündeçivilemeliydi kendini çarmıha ulu ortakuşlar ötmelidenizde dalga olmalımevsimler birbirini kovalamalıydıgece gündüze dönmeligündüz geceye gülmeliydiher şey olduğu gibi kalmalıydıya da umrumda değilhiçbir şey yerinde durmamalıydıama sen yanımda olmalıydınve hiçbir şiirbizi böyle ağırlamamalıydı... Dilek AKIN - Kâmuran ESEN'in 'Sen Yanımda Olmalıydın' yazısından esinlenerek yazılmıştır. / Yirmidört,Ocak'ikibinsekiz   Kâmuran ESEN'e teşekkür ve sevgilerimle.. ... Konunun bütününü gör.

08 02 2008

Med Cezir Gölgesi

G ö l g e o y u n u n d a n … acının kaburga kemiğinden yaratılmıştı aşk ne kadar gerçek olabilirdi yaralamayan bir sevda masalı... kendimi sakladığım kabuğu kırdım yırtık gülüşleri dikerken dudaklarımda diyetini ödemeliydik yağmurla y(ık)anan lirik yalnızlığın kan revan içindeydi kestiğim ümitler tek bir pıhtıdan doğuyorduk kutsal şarapla yıkadın ruhumu arındım; dudaklarım üzüm rengi eğreti dirilişlerin parmak izlerini sürerken ellerin (d)eğildi derinlerim(d)e bir no(k)taya dikmiş gözlerini acının resmini çiziyordu Tanrı Tanrı'nın şarkılarıyla dinlendik suskun bir tiradın gamzelerinden (ç)aldığım mayhoş tatla can bulduk akordu bozuk dokunuşları öğütüyorken teninin pürüzü dikenli sularda yalınayak yürüyorduk eğreti düş/üşlerde dillendik yasakları bertaraf etmekti aşk duvarların ötesinden dökülen siluetinle tüm günahları içmeliydik yer çekemezdi bizi bulutlarda sevişirken aynaları yırttım; illegaldi tüm çığlıklar ben döküldü suretimden seni gördüm paçavra ettiğin yıldızlarla yaralarımı sarıyorken ben kokuyordu nefesinörselenmiş yenilgilerde demlendik gölgemi kemirirken yokluğunun dişleri doyuyordun hiçliğime yittikçe çoğalıyordu gaip suskular buruşuk bir perdede oynayamazdı iki bulanık gölge paslı bir teraziye ruhumu bırakmış aşırı dozda düşler yutmuştum sakar bir dilden fısıltılar düşüyordu boşluğa aşkın anadiliydi gözyaşı suyun rengi devrilirken üzerime biliyordum; her (b)aşka yolculukta bir artı bir kendine eşitti (!) karesi de kökü de acıya eş; tek kişilik bir yanılgıydı aşk hangi kanun c/esaret edebilirdi aksini (s)imgelemeye... bir artı bir eşittir bir ( 1+1=1 ) M e d c e z i r ç a l k a n t ı s ı n a … Dilek Akın    Anafilya - Temmuz Dergisi Sayı 97 ... Konunun bütününü gör.

07 02 2008

Yedi Numaralı Bahar Şiiri

göbek bağımızı kesse de ayrılık denen illetaşk doğum lekesi yüreğimde / silinmeyecekizi duruyor bakışlarının çatlamış duvarlardane zaman gözgöze gelsem içimde titreyen bir yangıngözyaşlarımın değdiği yerleri yamalarken anılarlabiliyorum;fesleğen kokusu değil ki bu / kokundan tanırım senihatırlar mısın;alelacele çıkar evder terliklerlegöğe açardık kollarımızı yağmur vakitlerindesen serseri mayın, ben çirkin ördek yavrususığmazdık hiçbir masalabulutların rengini sorardınbeyaz desem gülerdin, siyah desem üzülür...yazları hüzün arasında mutluluklarkışları zulamızda hayallerle geçirirdiken çok baharları severdimkır çiçekleri arasında bir şiirle gelişiniçok isteyince kaymayabilirdi yıldızlaryaprak dökmeyebilirdi sonbaharda ağaçlarve ayrılık olmayabilirdi sevdalardahayata ses tellerinden tutun demiştin birindesessizlik çöktüğü zaman ölüm gelirAlaturi De ingeri dinliyorum / ruhumu dinlendiriyorkaranlık emzirirken geceyibugün dediğim de dün olmuşakreple yelkovan randımanındaruh nasıl dinlenir diye içleniyorumbir yandan yokluğunun ayak izlerini süpürürkendarmadağın hayallerimizi topluyorumaynalar da olmasa hatırlamayacağım kendimiruh halime uygun şiirler giyinmeliyimçağırmadan çat kapı gelen arsız bir misafir sensizlikaklı sıra gittiğine ikna edecek benibilmiyor;alnımdan öperdin gidecek olsankapı gıcırtısı - fare tıkırtısı değil ki bu / ayak sesinden tanırım seniiki ters bir düz ördüğümüz düşlerle giydiriyorum sensizliği / üşümüyorgittiğini söyleyenlerin hepsi düşerken kelimelerimdenpapatyalar arasına iliştirdiğin şiirdimdik duruyor karşımdabiliyorum;rüzgar değil ki bu yüzüme vuran / nefesinden tanırım seniay kaşlarını çatmış, bakarken sorgularcasınatek failidir tüm çaresizlikleriminyedi numaralı şiir;gitti diyenlere inandığın gündürasıl gittiğim gün ...Dilek AKINLaura ve Denis'e / Romanya'dan Kalanlar - Ağustos'ikibinyedi ... Konunun bütününü gör.

05 02 2008

Adres/siz

    Hep çok sevdiğinizi söylediniz, hep... Sözcükler arasına sığdırdınız yaşanası duyguları. Sahi bunu nasıl başardınız? Bilemediniz! Doğduğunuz gün başlamıştı ölüme yolculuğunuz. İlk başlarda soğuktu hayat denilen sona yaklaştıkça ısınırdınız. Pusla örtülmüş Ekim akşamında mumlarımı yaktınız, aydınlandı soğuk duvarlarım. Bir santranç tahtasına usulca düştüğünde yüreğim, oyun bitmesin sürsün istedim; şah yanımdaydı mat diyemedim. Kızılca kıyamet alacasında kirpiklerimden vurduğunuzda toprak kokuyordu teniniz, sonbahar tüttü ruhum. Martıların kanadından düşkıranlar koparken ses etmedi çocukluğum, izledi; düştük kelimelerde/n... Ben bavuluma sığdıramadıklarımı sırtlanırdım, alışıktım gitmelere ki gitmeliydim. Siz tüm acıları kağıttan uçaklara çizdiniz. Ne sandınız? Rüzgarın yönünü değiştiremezdiniz. İlkel bir silah gibiydi fırlattıklarınız; uzaklaştı sandığınızda gelip yine bizi vuracaklardı. Vurmadılar mı? Zaman yoktu benim için, saatlere bakmazdım fakat sizin için önemliydi. Siz çok sever, hayatınızı dilimlere ayırırdınız. Kurduğunuz hayallerin bile bir saati vardı, zamansız hiçbir halt olmazdı sizin için.. Oysa birlikte düşlediklerimiz dahi beraber değildi, ben istanbul'da bir hayal kahvesindeyken siz başka bir kıtada balıkçı teknesinde olacaktınız. Zaman denilen yalan kavramda sürüklendikçe, hayallerimizin yolları bile ayrılırken hayatı paylaşmayı nasıl bekleyebiliyordunuz? Bu yüzden takvim yapraklarını hiç koparmıyordum, yaşam akmasın, dursun... Omuzlarımın üzerinde, rüyalarımda dahi günahlarımı - sevaplarımı yazan meleklerim vardı size göre.. Uyku öncesi şeytan kıran dualar etmeliydim, Tanrı duymalıydı.. Oysa ben Tanrı'yı duyuyordum, siz nasıl... Konunun bütününü gör.

06 02 2008

Bir Kabus Ertesinden

  Dokunmasalar ağlayacağım Kabuslar görerek uyanıyorum kaç gecedir, ben olamazsam yanında kalk suyu aç, anlat rahatlarsın derdi annem. Öyle yapıyorum, su beni dinliyor, ben suyu. Sonra bir omuzun eksikliğine ağlıyorum, annem bilse bunları çok üzülür. Çocukluguma kaçtım / Ararsanız ruhumun yaşındayım. Farkında değildik o zamanlar, çocuk oyunlarımızda bile acı vardı; Ölen ustanın yokluğunu aratmamak için ben yağ satardım, Zeynep ise bal. Kandırılmıştık! Yağmur vakitlerinde. Hiçbir camdan bakmıyordu arap kızı. Sandıklarımı açtım / Naftalin kokuyor anılarım. Güneşi hiç sevemedim yalandan umutlar dağıtıyordu, nazar değmesin diye kurşun dökerdim kurduğum hayallere, tek şahidim ay dili tutulur beni izlerdi. Dualarımda Tanrı'ya sığınırdım, tuttuğum dileklerin damı akıyordu belki ama hepsi sağlık dileniyordu… Hastalık demek ölüme yaklaşmaktı öğrenmiştim, dört yaşındaydım. Kahkahaları gibi benzemişti kaderleri, bir odada büyükannem bir diğerinde Adile teyze, son attıkları kahkaha yere düşmeden can verdiler. Balkonumuzdaki karıncalarla samimi oldum sonralarda, her sabah erkenden kalkar ekmek parçaları verirdim, kocaman ayaklar altında ezilmesin diye sokaktaki karıncalar rüyalarımda dehlizler doğururdum. Çocukların dualarını çikolata, oyuncak süslerken, ben uğur böceğinin kanatlarından karıncaya da ver Tanrı'm derdim, o zamanlardan belliymiş kendi hayatımı erteleme seanslarım. Umudumu kırdım / Parçaları topluyorum. Uçmaya cesareti yitik, kırılgan bir kuşun kanadındayım şimdilerde, geçmişin mişsiz zamanlarından saklanıyorum. Usumun çekmecelerinden habersiz kaçanlar, ... Konunun bütününü gör.

04 02 2008

Çizgi

  Büyümeye umut vardı, küçüktük... Küçükken daha soylu, büyüktü yaşamak, büyüdükçe küçüldü sınırlar.. Başlangıç çizgisiyle göbek bağımızı kopardık, çizgi filmlerdeki kahramanlara soyunduk, her biri biraz biz olacaktık. Ufuk çizgisine umutlar ekip beklemeyi öğrendik, usta bir cambaz cesaretine bürünüp doğru bildiğimiz çizginin dışına çıkmamak için çabaladık durduk. Bir çizgiyle aramıza sınırlar koyduk, olmadı kimi zaman yürümedi yine bir çizgi çekerek geride bıraktık. Her geçen gün bir yeni çizginin eklendiği yüzümüz aynalarda aslını aradı durdu, mutluydu kimimiz kimimiz ise mecbur. Ölümle yaşam arasında sallanıp duran, o ince, o narin, o bildiğini okuyan çizgide gidip geldik, ya ölemedik ya yaşayamadık fakat son çizgiye hiçbirimiz aynı yerde varamadık. Büyüdük, umut öldü; küçüldük. Sefil bir ç i z g i ydi büyümek; Çaresiz susmak, sınırlanmak, büyüdükçe daha da küçülmek. Dilek Akın Ekim,yirmi'ikibinyedi - yirmidörtyaşsenfonisi ... Konunun bütününü gör.

04 02 2008

Kalan Değil Miydi Giden?

    Teyzeme ithafen... Son hissedişin ilk dizeleri. Sanki o gün gelecek;  biri gidecek ve kalmayacak taş üstünde taş. Yağmur taneleri yere düşmeden donacak belki bir balıkçı teknesi yaklaşacak tekne boş, balıkçı yok balıklar ölü amaç zaten balık değil mi.. sanki bir gün gidecek; hesaplar yarım kalacak avuç içleri yosun tutmuş hayaller düşüp kırılacak bir bir. Derinlerden bir gölge doğrulacak belki soracak; kalan değil miydi o giden gitmek için kalmamış mıydı zaten... ....... Dilek Akın Yarım kalan bir şiir... Ekim / 04/07 - 18:07     Konunun bütününü gör.

01 02 2008

Direniş

Shya’a   Sen yarına bakarken bugünlerde, ben dünlerden sıyırmaya çalışıyorum ruhumu sen diye sarmalayan o zardan. Bitti diyorken tam; bitecek işte... Dünebakan gözlerim sana doğuyor. Bir ışık, bir çift göz, aldanmışlık belki aldatılmışlık... Umut mu bu hala; Aslında hiç başlamadan biten bir yenilgiye. Sahi var mıdır bir savaş başlamadan zafer bulsun. Hala buradayım işte, hiç sevmediğim bir sevginin orta yerinde  bağdaş kurmuş dileniyorum. Ne mi; Kırmaya kıyamadığım düşlerimin o çok kırıcı sahibini. Niye mi; Kimseler görmesin istiyorum belki de bu çok yenilmişliğimin kabuk bağlamaya hazır olmayan yaralarını. Aslında... Kangren olmuş bir sevdaya el olmay,a kol olmaya, yürek olmaya çalışıyorum... Nedensiz. Dilek Akın Eylül,Yirmiyedi' İkibinyedi  Konunun bütününü gör.

02 02 2008

Hayat

  Nefes alıp vermekten öteydi hayat , ben yaşamak için sebepler bulmuştum ve nedenler olduğunda yaşamak adına ölümü görmüştüm.   Bir nefes bitimi değil; yaşamaktı ölüm. Bozgundu, vurgundu. .......... Durgun/du -ama değerdi. Yanılış, vazgeçiş, terk ediş, kaçış, kaybedişti. .......... Ama denemeye değerdi yine. Ölmekti yaşamak; kalp ağrısında, yürek yarasında, can acısında bir kez, bir kez, çok kez daha ölmekti. Ölüp de yeniden dirilmekti; dirilmek ki tekrardan yaşamak ve yaşamak hep daha güçlü olmak zorunluluğunda kalmak. Bir kısır döngüydü hayat; ölümü her gördüğünde yaşamı silbaştan hedef alan. Bir çocuk oyunuydu hayat; ölüm her ebelediğinde oyuna baştan başlayan. Bir şarkı, bir türküydü hayat; öyle güzel ki yeni baştan tekrarlanaduran. Ve hayattı yaşanan; ölüme meydan okuyan, anılarla ölümden bir şeyler çalan. Yaşamaya değerdi hayat, nefes alıp vermek değil; vermekti hayat. İnanmak, sevmek, güvenmek, umut etmek. Beklenti gütmeden sevgiyi vermek. .......... Verebilnekti. Karşılık ummaksızın nefes alındığı kadar verebilmekti. Güzeldi hayatı yaşayıp ölmek  ve güzeldi hayatı ölüp yaşamak. Dilek Akın  ... Konunun bütününü gör.

05 02 2008

Yarım Yamalak - I

Bir düş kokusu yayılıyor sokaklaraTuttuğum matemin soluğu yokGölgelerin parsellediği karanlıkSoytarı Bıyık altından gülüyor yalnızlığımaKim yaktı karanlığın rengini…Oysa hiç kanatlarım olmamıştı benimYerden yükseldiğim vakitlerdeVe yine gecikirdi kapkara trenlerSöylenip durduğumÇıkar gelirdi ay ışığı güne dogmadanŞimdilerde kesip attım dilimiDuyan var mı suskunluğumu…Bir kız çocuğu tanımıştım Eminönü'ndeSimidini martılarla paylaşan Yalnızlığından kimsesizlikler çalip Şarkılar mırıldanan yersiz yurtsuzPaslı demirler vardı rıhtımdaBir de gerçek lekeli hayallerini yamayan O kız çocuğu, duydum ölmüş Mezarını bilen var mi…Sesimin eremediği makamlardanUydurduğum şarkılarım vardıÇocuktumVe oyunlarım elimi yüzümü kirletenOyuncaklarım bir bir kırıldıAğlayamadımGözyaşlarımı gören var mı…Acılardan süzme mutluluklarım oldu hepBir de sonunu hiç yazamadığım hikayelerimŞafak vaktinden açan aksam sefalarımBu yüzden mi erken soldular hep..Gitarımdan dökülen sessiz sedasız tınılarımYakışmadı hiç haykıran uğultularaBu yüzden artık sustum benSustum!Duyan var mı…Dilek AKIN Konunun bütününü gör.

01 02 2008

Kaç(amay)ış

    Bir duaydı (h)içimden taşanlar,  dudaklarıma işlemeyen mühr-ü sihrinde… Çıkmaz bir duvar önümde zaman, uçsuz bucaksız bir sevda direnişinde. Bir akşamda unutsam güneşin rengini kuşların nefesine konsam. Uç/sam.. / … Bir adım ötede sanki, dokunsam gölgeme kaybolacak. Kaçıncı yorgun sabah bu esir düşmüş dünlere. Yaprağın düşünce biraktığı hüzün sakinliğinde tutunsam / tutulmuyor,  kaçsam / kaçılmıyor zamansızlığımdan. Düş/sem.. / …  Dilimin kusuru yok  bitmeyen bir ayrılık cümlesinde. Nereye koşsam, ılık bahar arifesinden bulansam rüzgarın seyrince... / … İhtimaller dökülen yalnızlık denizinde kaçıncı sefer bu yarım kalan. Bir kırlangıç çığlığından doğsam süzülsem dağlara. Kaç/sam.. / … Yağmur damlası olsam dökülsem bir çiçeğin dalından toprak koksam. Gömül/sem.. / … Zehir olsam dilime, kilit vursam sinsice hasretin kelamına. Sus/sam.. / … Yüz çevirmiş bir duanın  çığlıklarında kaybolsam şimdi. Bittikçe başlasam. Yit/me/sem.. / … Mavisi sönmüş tozlu yollara sırtımı dönüp de içimi titreten ışığa  yakıştırırken karaları;  bir nida yapışıyor boğazıma düğüm düğüm. Uykusundan kaldırmaya kıyamadığım  bir çocuk yüzü ki; avuçlarımda kayboluyor parmakları. Sonları hep baştan yitiren yürek alacasında  bir yenilmişliğin can çekişiyor , biraz korkak, titrek titrek. Sevda oluyor sonra  sessizliğin adı, Feryat figan yol almaya can direten. Bir nida yapışıyor ki boğazıma&... Konunun bütününü gör.

06 02 2008

Adın'sız/ı

saklıyorum adını canımın parmak uçlarında sana şiirler yazdığımı kimse bilmeyecek arsız gidişinde... hiç anlatmadım sana yalpalayan dizelerde körelttiğim yağmurları rengi solmuş palyaçonun ruhunu araladığımda gördüğüm cinayet sahnelerini ve rotası şaşmış bir geminin izi bulunsun diye ardında bıraktığı ekmek kırıntılarını sahi bana biraz yağmur versene sen hiç bilmedin söylediğim sözcükler birbirini yuttuğunda kelimesizdi tüm cümlelerim ve acıkmışken şiirler sana yazılmaya ben tiz çığlıklara aldırmayıp son bir nokta koymuştum cebimde belki lazım olur diye tuttuğum hiçbir virgülü yakıştıramadım adının ardına her satır bir mülteci şimdi toplama kampında seninle yamanmayı bekleyen sahi bana biraz sen versene sen hiç görmedin dudaklarını uzatmış bekleyen dört ayaklı ucube bir yalnızlığın cazibesine kapılmış gidiyordun içimin rutubetinde can çekişirken duygularım şeytan uçurtmalar tutuyordu ellerim gözlerim lal olmuş beton bakışlarında yakıyordum katre katre tüm hayalleri sahi bana biraz düş versene sen hiç duymadın duvarlar arasına sıkışmış sesim koparken tırnaklarımdan üzerime basıp geçiyordun mor eldivenleri vardı gecenin müstakil bir kalbin ganimetini çalarken minörler soyunmuş 4/4’lük ritimleri emziriyorlardi bense şarkılar yazıyordum boş bıraktığın salıncağın karşısında tüm şarkılar do majorler giyinmişti sahi bana biraz s/es versene sen hiç anlamadın korunaklı şiirler yazıyordum sana zırh olmuş geri dönüşünü kabullenemeyen tuvalin flu renginde sen dursanda hep bir muammaydı izdüşüm topallayan şiirler yere kapaklandığında içime ç/ekiyordum gözlerinin tarçın kokusunu sahi bana biraz şiir ve... Konunun bütününü gör.

08 02 2008

Yaz Dedi Tanrı

kelebekler vardı önce  geceden uçmaya güne  kanat çırpan gizlice...  yaz dedi tanrı;  gökten sağnak hüzünler yağarken,  kırlangıcı çığlığına  göm dedi.  yaz dedi tanrı; kendini boşluğa bırakmaya hazırlanan  yorgun sesini at sırtına,  bebeğin yüreğini  kirlet dedi.  yaz dedi tanrı; ruhun sırra kadem bastığı  bir ayrılık öyküsünde,  aşığın sevdasına  sırt dön dedi.  yaz dedi tanrı; peşin sıra kovalarken  inandıklarının inançsızlıgı,  meltem esintisini  kov dedi.  yaz dedi tanrı; güneşe bulanmış  karanlık gölgeler aldatmacasında,  uçurtmayı toprağa  çiz dedi.  yaz dedi tanrı; bir yoktan iç çekişin  nefes kesen çığlıklarıyla,  güneşin doğuşunu  batır dedi.  yaz dedi tanrı; dokunmadan yağmurun ürkekliğine  en arsızını fırlatıp kahkahaların,  ayın şehvetini  söndür dedi.  yaz dedi tanrı; esmer tene yaraşırken  rengarenk umutlar,  varolmanın yokluğunu  hatırlat dedi.  yaz dedi tanrı; bir yalanı yakmış  tüttürürken dudakların arasında,  kelebeğin kanadını  kır dedi.  yaz dedi tanrı; gölgeleri örten ışıklar  yankılanırken gözlerden,  gerçeği düşe çevir dedi.   yaz dedi tanrı; acının cüssesi  ağır gelirken bir ölümden,  umudun ışığını kapat dedi.  yaz dedi tanrı; hic yazılmamış bir şarkının  notalarında çırpınırken,  matemin karasına ak düşür dedi. y a z d e d i t a n r ı yazdım! sil dedi tanrı, durma! şimdi bir bir sil... Konunun bütününü gör.

04 02 2008

Ben ../.. Değilim

  Aşkın zarını yırtıp ay/nı ışığa kavuşmadan dur! demek gerek ../.. Farklı bir masal var mı bildiğin? Yarım kalsa da bir gün. Gözlerinin değdiği yerden kaçırıyorum gözlerimi, devrik cümlelerin enkazından süslü kelimeler çıkarıp saçlarıma taktığında… Bir şiirin orta yerinde sırtımı dayamış mısralara bir aşk yakarışını duymazlıktan gelirken, gölgemden düşen ‘Sen’leri topluyorum. Benim hiç şiirim olmadı. Sana bir sır vereyim; Ben de şair değilim. Heybetli bir gecenin durgun terk edişinde gizlenir çarmıha gerilişi karanlığın. Bir vedaysa eğer bu ayrılığa yakışır olmalı, Unutulmaya hazır/mı ismin, Sus ve dinle sadece… Kelebeğin ömründen çalınmıştır aşk, Tanrı’nın gözlerinde ışırken ve ayrılığın çapkın gülüşü bakire tutkuların hücrelerine sığınmış pusuda bekliyor, son perdeye kalır/mı renkleri soldurmak hayallerin… Cesur martının kanadında yalnızlık, yerden yükseldiğince alçalır esaret. Özgürlük; Göğün ıslığına uçabilmek… Benim hiç kanatlarım olmadı. Sana bir sır vereyim; Ben de melek değilim. Yasakların puslu havası çekermiş sevdaları. Kumrular sevişebilirdi mesela mma biz hayır! Ayrılığın dudağına ıslak öpücükler kondurmak, bir günahtan kaçmak belki ya da korkular üçgeninde saklı bir çember. Ne de olsa her başlangıç bir sona gebe, ne çıkar olsa daha erken, daha da erken… Yıldızlar kavuşabilirdi mesela, farklı coğrafyaların sevdaları hayır! Bu sonu daha en baştan yazdık, umut dalgalanan limanlardan sahte gülüşler çaldık. Bizdik; Sen, ben olamadık hiç. Sana bir sır vereyim;  Ben de ben... Konunun bütününü gör.

02 02 2008

Özne/siz

Adı olmayan bir ayda yanmış;siyah, soğuk Perşembe... ...birkuş/mu/kışuykusundaydı;   ay kırıldı,gök eğildi,güneş düştü,bulut döküldü,dünya durduO an;kış yandı,bahar dondu,gölge şahlandı,çiçek konuştu,insan sustu   v e f ı s ı l d a d ı t o p r a k   Ö l ü m s ü z l e ş t iö l ü m s ü z l e şö l ü m s ü zö l ü m   ...biryağmur/mu/bulutadönüyordu; bilinmeyen bir Ekim'de sönmüş;kızıl, sıcak Perşembe... _Dilek AKIN_... Konunun bütününü gör.