11 04 2009

Dilek Mezarlığı

 

Fotoğraf: Rebecca Cairns 

 

Ben bu satırları yazarken sen çok uzaklarda öleceksin! 
Adımı ölüm koy, her öldüğünde beni hatırla...




Dilek dilendiği kadar vardı
ve ölüm 
yaşandığı kadar…

Tanrı ölümü düşürdüğünden hayata
kan duman yaşanan,
bu O’nun beceriksizliği (!) değil
Dilek dilenmeye eğilmediğinden
ölüm duman direnen,
yazgı (!) bu değil

Vakit ölüm üstü şimdi
ki ben ilk kez yaşamıyorum bu seferi.
Dölyolundayken başlamıştı ölüme kalım yarışım
ve zafer bayrağımı sallayarak düştüğümde ana rahminden
vaftiz edildim ölümle.

Binbir ölüm heceleyerek söktüm okumayı
ve yalnızca ölüm yazmayı öğrendim.
Yaşamayı değil belki,
ölmeyi kendim seçtim.

En çok Azrail’i kıskandım,  
aynı zamanda her yerde nasıl olabiliyordu…
Bir görüş vaktinde elbet soracaktım bunu
ama ölmek en çok anneme yakışırdı,
Azrail’i reddeder,
en şık ölümleri giyer çıkarırdı.
En son babam terk ettiğinde öyle bir öldü ki
bir daha ölecek hali kalmadı.

Oyunlarını bir tekmeyle yarına atmış,
çek defterine yazılmış baba sevgisiyle büyüyen
eli yüzü ölüm kokan bir çocuktum.
Hayata sıkı tutun demişti annem
acısın avuçların, kanasın…  
Bırakırsan,
ölüme düşersin.
Çalakalem düşler doğururken şiir şiir,
toprak kanar diz(e)lerin
durduramazsın.

Esrik no(k)taların kendini astığı bir şarkıda
dilime yapışan nakarat şimdi ölüm...
En şuh yalanları takarken saçlarıma,
sırtımı dayadığım masallar taşımıyor beni.
Ne kadar bağlıysam yaşadığıma,
o kadar söküldüm.
Hayat tutuyor olur olmadık,
kanla karışık ölümler kusuyorum.
Aşırı gerçek kaybeden tüm dileklerimi
içimde saklı mezarlığa gömüyorum;
Kendi mezarıma...

Öldüğüm dileğimi sorsaydın;
' Baba ' derdim ...
' Öldüğümde beni içine göm! '




Dilek Akın

Albania '2007

150
0
0
Yorum Yaz