15 12 2012

Yol - Alper Bagana - Akustik versiyon

  Söz: Dilek Akın    Beni sevdiğini susuyorken göğün yıkıntılarında,  ve bakışlarından ıslak şarkılar damlıyorken yerin dipsiz çatlağına.  Bir vedayı soluyorsun yüzün ağırlığınca,  sesim üşüyor sesine dokunmadıkça.  Ve ben burada, karşı yolda, bir şarkı sızlarken dudaklarımda...    Duyguların önüne dikenli teller örmeseydin,  nefesin geçip boğazımdan içimi eritseydi.    Duyguların önüne dikenli teller örmeseydin,  tenin dokunup tenime içimi eritseydi.            Aramızdan bir şeyler geçmeseydi;  Korkmak gibi, kaçmak gibi... Bu yol gibi!  Cehennem gibi.    Sevgimin ağırlığını taşıyorken omuzlarında,  inanmadığın bir yalanı sıkıp düğümlüyorsun boğazında.  Bir rüyayı yakıyorsun düşün ağırlığınca,  yüzüm dökülüyor inkarınla çarpıştıkça.  Ve ben burada, karşı yolda,  kollarım uzanmazken yok saymaya...  Konunun bütününü gör.

29 08 2012

Uyuşma Noktası; Hiçbir Yer

    I – Hiç diye başlıyordu her şey!    Biraz şarap,  biraz Deep Purple.    Yağmurlar söyledin bana.  Ağzım; sesinde unutttuğum bulut.    Hiç tanımadığım insanlara benziyorum bugün,  hiç öpmediğim dudakların tadı ağzımda.  Daha önce hiç geçmediğim bir yolu ararken,  hiçbir zaman hatırlamayacağın zamanlardan bahsetmek istiyorum sana,  ben çoktan unuttum.    Beni sana doğru soyuyorlardı,  sen beni giyinirken.  İkimizin de olmadığı bir rüyayı görüyordu birileri,  birileri kanayan yanlarımı seninle dikiyordu.  Birilerinin sesinden sen akıyordu,  nefesi ben kokuyordu birilerinin.    Rengi alaca bir yalnızlık alıyordu gözlerimi,  göğün üzerinde sensizlik emziriyordum,  yerin yedi kat altına yokluğumu gömüyordun sen.    II - Adına sonbahar dediğim!    Seni seviyorum deyip kaçmak isteyen bir çocuktum oysa,  kendi duvarlarıma takılıp içine düşmeseydim.    Bir sigara,  unutulmuş bir yara,  saksıda ölü begonyalar,  sesi olmayan bir şarkı,  içinde kimsenin olmadığı bir kalabalıkla yürüyordum dünyayı.  Ki yıllardır yürüyorum, henüz eve varamadım.  O ev ki bir ölünün ölüm tekrarına gülebilecek kadar yok,  perdeleri örtmeden soyunacağım kadar düş.  Ben o evi sen sanıyordum.    Duyulmayan bir sestin içimde, çoğaldıkça,  ve yokluğuma yaklaştıkça...  Senle dolu bir boşluk.    Hiçbir şekilde susan bir kadınd... Konunun bütününü gör.

05 08 2012

Kanla Karışık Veda - Alper Bagana / Slow Vers.

Söz: Dilek Akın  İlk versiyon: http://www.youtube.com/watch?v=PNPHE8aDzqU Konunun bütününü gör.

31 07 2012

Çöplük Tanrısı

Çöplük Tanrısı |  görsel 1

      Ağzı bozuk imgelerin lâneti var parmak uçlarımda,  ellerim bilmiyor!    İadesi taahhütsüz şiirler yazıyordum sana,  her dize harf yüklü kamikaze  hiçliğine değince...  Ki ölümden geliyordu ölüme giden!    Cebinde intihar teorileri biriktiren şizofren bir Tanrı'ydın sen,  şapkadan kan revan kalpler çıkaran ilüzyonist.  Gözlerinden kustuğun korkularla  içimdeki yeni yetme şeytanı sulayıp büyüten katil!    Titrek ellerinden hayatımı düşürdüğünden beceriksiz azrailim,  lânet bir tiradın arka sokaklarında terk edildim ölüme.    Kelimelerimde her öldürdüğümde  alfabemin karşısına dikilen pis bir hortlaktın sen!  Saatleri geri alan sürç-ü ölüm!  Akordu bozuk çalardın zamandan,  genleri bozuk ruh,  zarı yırtık,  düşlemi yıkık dökük!    Dağınık ölümlerimi topladım  temizledim adına uzanan harflerin kirliliğini.  Kumbaramdan şiirler döküldü;  imgelemimin ırzına geçtiğin esrik geceden gebe  tüm şiirleri karaladım kanatana dek!    Ağzı da bozuldu şiirimin,  imgesi küfür!    Tüm sessiz harflerini avuçlarımda öldürdüm.    Dilek Akın  ' 09    ... Konunun bütününü gör.

04 05 2012

Sesimde Sus Lekesi; Tena II

Sesimde Sus Lekesi; Tena II  |  görsel 1

  ' Söylemediklerimin arkasındayım. '      Uçmaksa bataklıkta çırpılan kanadın sesi...  Bütün kuşları toplayın  ve bu şiire gömün!    Devrik mavi, kekremsi düş, derin sancı...  Söz sessizlikle yıkanırsa, dilde boşluk kalır ad.  Ya da hafızası kırık bir hiçlik sürçmesi.    Gökten mavi kopar susulan yokluk hecesi,  yağmur sür karanlığımın girdap kuraklığına.  Sen yoksan ve hiç olmamışsan,  nasıl bulutlara düşer kafesinde göğsünün sakladığım kuşlar.    Beni kendinden kov,  kov ki sürgünü gece azabından soyunsun gün uçurumu.  Siyahımdan dökül ziyan mührüne boyanmadan önce.    Seni kendimden ayır,  ayır ki sıyrıl imlası bozuk bir tutsaklığın gölgesinden.  Yüzün aynalara kırılmadan önce.    Gidebileceğin en soğuk üllke,  binebileceğin en batık gemi benliğim.    Ben sana Te'na dedim, adsızlığın mührü dilimde.  Kimseler bilmedi, bilmediklerini; lekeyken sus sesimde.   Ben seni hiçbir şekilde!      Dilek Akın    04052012 - Tüm noktalar siyahtır.           Fotoğraf: Rebecca Cairns  ... Konunun bütününü gör.

18 01 2012

Göğün Kuşağını Bağladık Kimliğimize

http://www.youtube.com/watch?v=sAhK_nBm98o   Fotoğraf: Umay Umay      Eşcinsellere ithaf edilmiştir.     ' Çok yanlış ağladım, çok yalnız anladım! '      Beni bazı adamların sakallarında aradılar, beni bazı adamların penisine astılar! Ben yalanlarımı aşka boyadım, ben aşk diye sevmediğim ağızları yaladım!   Ruhumu çıkarıp astığım gardırop kapılarını kendi yüzüme vururken, bedenim kendi boşluğundan utandı.   Anlatacaklarım bu kadar değil, hiç kimsenin anlamayacağı bir dilde, hiç kimsenin ağlamayacağı bir dilde susuyorum, şimdi...   Çünkü beni görmesinler diye geceyi üzerime örttüm, çünkü seni sevdiğimi bilmesinler diye günleri ateşe verdim. Çünkü seni sevmem suçtu, cezaydı... Seni sevmem hataydı, hastalıklıydı, sonum morgdu, idamdı, intihardı!   Sevişirken seninle perdeleri örttük üzerimize, sevişirken seninle kapıları kilitledik tenimize, sevişirken seninle kanunları soktuk en mahrem yerlerimize, sevişirken seninle...   Göğün yüzünde buluttuk, yağmur olduk, yerin yüzsüzlüğüne kadar! Yasaktık, ölür gibi yaşarken!   Kiminin nefreti, öfkesiydik, kiminin utancı, suçluluğu, hepsinin gerçeğiydik, yalanladığı... Yaşar gibi ölürken!   Aşkın günah kılındığı o yerde, aşığın öteki... Seni sevebilmem için içime girebilmen tek şarttı!   Makyajımız akarken bir şiirin üzerine, şimdi her şeyi biliyorlar ve herkesin cehennemi kendi canına! Hadi şimdi bizi öldürsünler birbirimizden!   Altanlam: ... Konunun bütününü gör.

15 09 2011

Flu Acı Çekimi; Francesca

  Fotoğraf: Francesca Woodman      Kimi kalem fotoğraf çeker, kimi objektif şiir yazar.  Fotoğraflarında Sylvia Plath şiirleri okuduğum kadın, Francesca Woodman’a…      Bazı kadınları yalnızca bazı kadınlar anlayabilir ve bazı kadınların ölümünü sadece birkaç kadın yaşar.   Gizlendiğim nü bir karenden yazarken sana,  acımı çektiğin bir fotoğrafı yastığımın altında uyutuyorum.    Sen beni tanımazsın, aynı fotoğraf karesinde öldük sadece. Önce kendini öldürdün, sonra beni.   Bazen çok yakınındaki sesi çok uzaktan duyarsın ve bazen hiç duymadığın bir ses yankılanır kulaklarında.   Ellerin hangi bulutun ağrısı, yüzün hangi incinmiş ezginin sızısıydı… Unuttum.   Yağmur mu düşüyordu gökyüzüne, üşüyor muydu soyunurken üzerimden… Unuttun.   İçimde uyuttuğum kadın seni görse tanımaz inan ki sen beni bir kez daha ölsen de hatırlamazsın, ben senin kadrajına bulaşmış siyah, sen benim unuttuğum bir yara.   Bazen gördüğün bir yabancı hiç de yabancı değildir; Perde devrilir, karşındaki sensindir. Kendi kendine kırılır, kendi kendini yapıştırır bir kadın bazı kırılmayan aynalarda.   Yoksa bir kendim mi doğurdum senin içinden, çığlıklar ve inlemelerle, titremeler ve yitmelerle. Bir kendim mi kustum senin içinden…   Her kadının yazgısıdır biraz; Kanamak.   Gökyüzünün üzerinde, yer kabuğunun altında… Hayatımın bir elveda mektubu bırakarak intihar etmesini bekliyorum, ellerimden.         ... Konunun bütününü gör.

08 08 2011

Lâterna I

  Fotoğraf: Francesca Woodman    ' Bazı ıslaklıklar yangınların demidir. '   Saçların kül rengi bir matem dokunamadığımda, avuç içlerime dolan sebepsiz uğultu; kuş lisanı.   Bazı şiirler beni okuyor, duy Lâterna, bazı şarkılar beni dinliyor, söyle. Ben hep seni...   Kırılgan bir kadının kırılmak için biraz daha, aradığı... İçli bir geçmiş zaman öyküsünden sonradır ki vaktin genişliğine sığdıramadığı söz düğümü.   Kanatları kuşa benzeyen tutsak bir yokluk devinimi söz gelimi titrek bir ses düşümü.   Doğası esmek olan rüzgar narinliği belki, belki dna'sı yıkmak olan fırtına sakinliği, yoksa bu metal yalnızlığın adı mı Lâterna... Kimliksizliğine gem vurup içime ektiğim ağrı.   Tut ki beni söylüyor herkes, tut ki beni susuyor kimse. Ben hep seni...   Adını benden başka kimse bilmezken, sen dahil. Düş kırımı bu sensizlik.   Altanlam: Hiçbir sözlük anlamı içsel anlamı değiştirmez. Çok sevdiğim bir kadındır belki Lâterna, çok sildiğim bir adam belki de.   Dilek Akın   Albania '2007   ... Konunun bütününü gör.

02 06 2011

İntiharengi; Yokluğuna Delil

http://www.youtube.com/watch?v=K_mtrsMl_7I Fotoğraf: Toni Frissell       Yazılan her satır yokluğuna delil olarak kullanılabilir.    Bir sabah uyanırsın ve her şey yerli yerindedir; ölmüşsündür. Üç ölümün bir hayatı götürdüğü rüyasının bittiği  yerde, anlarsın;  her ölümde hayatın parmağı biraz vardır!   Bazı şiirlere nasıl başlayacağını bilemiyor insan, bazı şehirlerden nasıl gideceğini... Ama bazı şiirler Mayıs'la başlar ve bazen Mayıs herkesten önce terk eder, bazı şehirleri...   Yaşamak diyorlar, yaşa diyorlar bilmiyorsun, az olsun ölmesem!   Ve elbet her yağmur tanesi geri dönecektir, düştüğü buluta. Ama bilirsin, bazı yağmurlar hiçbir yere yağar! Hiçsen de insansın, boğulabilirsin suda, bir balıksan susuzlukta!   Ah! Hiçbir yaranın kabuğu benzemiyor bir diğerine!   Seni tanısaydım eğer, seni tanısaydım... Sana aşktan bahsedebilirdim, beni tanısaydın mesela sana zehirli çiçeklerden ve metal mavisinden ve kırık saçlarımdan şiirler örebilirdim.   Neyse ki Mayıs şimdi, duymuyorsun; avuçlarımda kuş sesleri!   Kuşlar diyorum, kuşlar... Konmayacak satırlarıma!   Çıplağız çünkü, sevişemeyiz bu yüzden. Çünkü dini aşktır sevişmenin, dili her zaman vücut değil. Yalnızız, korkağız, karanlığız biraz, biraz yok, hiç biraz. Demek istiyorum ki giyinsem senin yalnızlığını sığmayacak kadar yokum, diyorum ki soyunsam yalnızlığımı, ürker çıplaklığın.   İşte bu yüzden, yarımız, yitiğiz, arasak bulamayız kendimizi, doğuramayız öldürdüğümü... Konunun bütününü gör.

15 02 2011

Nefesi Katledilmiş İç Ses; Rose

  Fotoğraf: Umay Umay    İçim içine sığar mı?  İçin boşlukken içimde...  Hiçbir rüya hatırlanmak istemez,  hatırladığımız yalnızca kâbuslarımızdır  ve herkes benliğine yer edeni sever,  bir katil kanlı elini mesela...  Sevebilir!    Şiir baştan kokar, Rose; bilmelisin,    babanı ben öldürdüm.    Çok şey öğrendim geçen yüzyılda,  en çok da seni öğrendim;   hiç tanımadığım bir kadını sevdiğimi...    Kalbi bacak arasına düşmüşleri gördüm,  üvey kadınların orgazm çığlıklarıyla büyüdüm,  kadınsız adamların mastürbasyon seanslarının şahidiydim.    Ve adamlar ve kadınlar sevdiler beni,  ben de sevdim onları; çırılçıplak!   Soyundum, derimi yüzdüm; yüzlerine dönük...  Görmediler beni!    Damarlarımdaki zehrin tadına varsınlar istedim,  çok nefret ettim Rose,  iliklerime kadar bulaştım kanlı cerahate.    Mutsuzlukların lâl olmuş kan revan diliydim  ki yalnızca aptallar mutlu olabilir Rose.  Çok tanıdım; gözleri kapalı sevişip gerçeklerle,  bacak arasından fırlayan yalanları emziren...    Çığlıklarımı bastırdım sonunda,  en şizofren, en ölümcül sessizliklerimle bastırdım;  alt alta, üst üste, dudak dudağa bastırdım.  Bu yüzden, yolundan döndürülmüş bir fahişe gibi çıkıyor sesim...    Uyku hapları yakışıyor ellerime,  cam kırıkları,  jiletler yapışıyor ellerime!    &Cc... Konunun bütününü gör.

29 11 2010

Kanla Karışık Veda - Alper Bagana

  İçimde doldurulmayı bekleyen bir boşluk, ne koyarsam koyayım çıplak kalıyor. İki elini ensesinde birleştiriyor yalnızlık, yapışıyor yaşamıma, silinmiş ruhuma. Çatlamış dudaklarımın arasından süzülüp düşen, gözyaşlarını ayışığında kurutuyorum. Bir yandan yokluğunun ayak izlerini süpürürken, bir yandan darmadağın hayallerimi topluyorum. Hayat kopuyor kirpiklerimden, kanla karışık bir veda! Gömüyorum kendimi, kıvrılıp sessizliğin soğuk koynuna. Ölümden dönüyorum sana, cehennemin dibine kadar gördüm. Sustuğun yerden başlıyorum konuşmaya...  Söz: Dilek Akın    Müzik: Alper Bagana Konunun bütününü gör.

14 11 2010

Z' a n

  Fotoğraf: Umay Umay  Ölümden dönüyorum sana cehennemin dibine kadar gördüm. Sustuğun yerden başlıyorum konuşmaya bütün cinayetlerimi temize çektim ve azat ettim satır aralarına hapsolmuş suçlarımı... Bugün intihar teorilerim aklandı, hesabım uydu çekilecek ipime...   Şimdi beni kendinle öldürebilirsin! Dilek Akın Konunun bütününü gör.

30 06 2010

Olmak ve Ölmek Arasına Atılan Ad'ım

  Fotoğraf: Umay Umay   ' Sevdiğim şiirleri unuttum, sevdiğim şehirleri terk ettim ve sevdiğim şairler öldüler. Bilmediğim bir neden olmalı, burada olmam için... ' Notalarını kaybetmiş şarkılardan, dizeleri yitmiş şiirlerden geliyordum.   Sesszliğimi alnına dayayıp, tehditler savurduğum çığlıklardan dönerken, bilincin altına hayati şantajlarla yatırılmış ölümlerin rahminden düş'tüm.   Kanadım, kendi kanımı emdim, kanımı yüzünüze tükürürken dua diye okuduğum lânetlerdi. Gelmişinize, geçmişinize söverken, küfrüm Tanrı'mdı oku diyen; taptım. Canınıza okudum! Her an biraz daha ölmek miydi hayat? - Tanrı'm ol dedin, öldüm! Ben seni yanlış anladım. Dudaklarında neşter izinden bozma tebessümlere soyunmuş, çıplak, arsız, yeni yetme cesetlere dokundum! Kendi kendini becerenlerin orgazm çığlıklarının kucağında büyüttüğüm bir çocuğa ağlarken, sözlerimden damlayan lânetlenmiş yaşamların ölü spermlerinden arınamadım. Yürüyüşe çıktığım dikenli yollarda koşmak mıydı yazgı? Ben böyle yazının ta dibini silerim! - Tanrı'm, hiçbir oğlunun aramıza girmesine izin verme bu kez ve dürüst ol; bu yalnızlığı hak edecek ne yaptın? Salyaları akan insan kıyafetli sürüngenlerin arasına bırakılmış kabuğu sağlam içi çürük bir yem güdüsü saplanırken boğazıma... Bir zar, evet bir zar sarıp sarmalayan ve ar ve namus gibi yaftalara sarmalanmış ve ürkünç ve utandırıcı ve hayvani! - Akıl vermek gibi olmasın da Tanrı'm... Neden insanlığa dikmedin o zarı? Bakar anlardık, yırtıksa; ne mal olduğunu! Kabuğumu soyun, soyunurken üzerimdeki irinli cesetten... Ruhum... Konunun bütününü gör.

10 06 2010

I' Y o l; U m a y

    Umay Umay'a İhtilâllere gebe kalan duyguların Tanrı'larıyız, infilâk öncesi mağrurlaşan gemilerin hüzünlü rotasında, suçumuz cezamıza değsin; Sözümüzü verelim, tutan olmasın... Bir şiire başlamak gibi bir şey; Silinirken siyah hayattan, ölüme yazılan kırmızı... H'iç ve yoktan! Aydınlığı ört şimdi, gecenin kızıyım ben. Kes ve kanat karanlığımın çığlığını ve ört! Ben siyah'ın kızıyım. Kendimi attım içimden, ittim ve düş'tü; bir ışıktan diğerine kaçmak; acı. *' Sokakta Kıskıvrak Yakalanmış Bir Aşk Hikâyesi ' nin kırılmış yüzünü gösterdin bana bugün, dün, yo yoo yarın, karanlıkta, orada; *' ben seni görmüyordum, sen beni izlerken... ' Görmek değildi istediğim, hayır. İstediğim bu değil, h'iç de! Değil. Yalnızca siyahı görecek kadar körüm, yalnızca siyahı tutup gömecek kadar kör ve kırmızı... Yanlışlıkla! Dökül sesimin ayazına... Kazayla, çarpmayla, suçla, cezayla, yarayla, belayla... Neyse ne! Bu ayaz ki; alaz! Bazı kadınlar yazmakla kanar, bazı adamlar ve bazı Tanrı'lar, yazgı dediğin bir kan pıhtısı kadar... Aydınlığın rengini söndür şimdi ve konuşma, istediğim bu değil. İlmek ilmek ördüğüm ölümü, çözerken düğümlendiği yerden... Yalnız'ca. İntiharımın tek şahidi ol istiyorum! Şimdi, ışıkları söndür. Siyah'ıma kırmızı'yı süren kadın... Dilek Akın '2010   * Umay Umay ... Konunun bütününü gör.

07 05 2010

Yüzünde Tutulmuş Dilek'ler

  ' Pelin Onay'a... ' Dilek'lerim kalmış yüzünde, şiirli ellerinle tut Pelin! Kaçıncı yüzyıl bu, sahi kaç yüzyıl oldu şiirler okuduğum yüzünden... Eski bir uygarlığa dayanıyor, hatırlıyorum; Bir cinnet anıydı, cenneti yanarken gördüğüm... Sesim düş'tüğünde ölüme ve örtüldüğünde hayatın kaldırma kuvveti suskunluğuma... Dizeleri yaralı şiirlerini dökmüştün hani, hani dökülmüştü hece hece hücrelerime, harf harf dindirmişti içime akan çok kanamalı çığlıkları! Hatırlıyorum; ne zaman duysam adını, sesim acırdı, susardım... Ne zaman duysan sustuğumu, kuş sesleri içinde, susardın... Seni duyardım. Hatırlasana; ne çok sustuk seninle, ne çok konuştuk sessizliğe gömülmüş... Ne çok şiir olduk, ne çok! Ne çok uzak, ne çok yakındık... Ve ne çok intihar ettik mısralardan, soluğu son heceden alacağımızı bilirdik. Ellerini yıkamadan şiire oturmayan çocuklardık, büyüdüğümüzü hatırlatacak olsa biri; gelmişine geçmişine... Ağlardık! Sen hüznü Mayıs'ın, ben Ekim'in ölüm kırılganlığı! Adı bahar olan ayrı mevsimlerin, aynı masalında buluştuk... Delikanlı postuna bürünmüş eli kanlı adamlar tanıdık, ve bacak arasından imge dilenen ve çıplak ve küçük şaircik kadınlar... Şiiri bahane edip soyunur, kendi kalemlerini becerir de doymazlardı hani! Biz hiçbir şiir için soyunmadık oysa, ki soyunsak soyunsak... Şiire soyunurduk! Ağzımızı bozardık sonra, bozulurdu çığlıklarımıza tuttuğumuz orucumuz, kafamız en çok buna bozulurdu... Konunun bütününü gör.

13 01 2010

Yaralarından Ayrı Düşen Kabuklar

  Fotoğraf: Umay Umay    Yaralarından ayrı düşen kabuklara ithaf edilmiştir. Sana kanattığın yaralarımın düşen kabuklarını gönderiyorum, bir de neşter, yeni yaralar açabilesin diye... Emir kipiyle hazırola geçen cümleler kurmaktı niyetim sev beni demek mesela ya da öl beni! Sözünün dilimin ucuna dikildiği, bakışının gözüme mıhlandığı, teninin tenime işlediği bir geceden bahsedeceğim sana... Hani içimde bitap düşmüş, ağır yaralı erkekliğinin dolaştığı... Adama benzer bir adın vardı hani adım mahiyetinde koşarayak kaçışların ve nefesinin cinnet ko(r)kusu... Sağ yanıma düşmüş esmer telaşın, sol yanımdan ürken dokunuşların,  adama benzer bir yanın vardı hani adıma benzer bir dileğin... Kelimelerin kendi mezarını yazarken cümle içimde nasıl da çoğalıyor harf harf cesetliğim... Biteni başlat değil, gideni getir değil, öleni dirilt değil dediğim... Hiçliğin varlığa büründüğü bir günden bahsediyorum sana, hani tırnaklarımın etinde kanadığı... Sancılı bir heceyle dokunduğun dudaklarımdan damlayan kanlar o en temiz, o en masum, o en günaha alaycı bir gülümsemeyle başkaldıran avuçlarına dolarken şaraptan kutsaldı inan. Gecenin mor rengine dolaşan dolaştıkça daha mor çürüğü çarşafta pıhtılaşan ölgün rengin, biz rengi bir cinayetin sökülmüşlüğüne yama olamayan ay ışığında saklanan meçhullüğümün ve mahçubuyetimin sızısını doğururken parmak uçların ve akarken yaralarıma kanlı cerahetin... Kanamaya yüz tutmuşken saf dışı bırakılmış sancılarımızla o utangaç, o mağrur, o intihara meyilli yüzlerimize gerilen çarmıhı in... Konunun bütününü gör.

30 11 2009

Ölüme Bir Adım; Dilek

  Fotoğraf: Francesca Woodman            Adınla başlıyorum şiire; James,         terkinde zamanın         gizine düş'tü tin         nefesin s'esime...   Hayatı şaşırtmaya devam ediyorum bir yaşıma daha girdim yirmi altı yıllık düş sancısı dökülen avuçlarına kelime kelime çürüyen gerçeğe varamadan... Ah! James... Ne çok diledim ne çok dilendim ölümü, avuç açıp hayat avlularında ki adım'dı babamın kuyuya bıraktığı bir dilek'tim annemin düşürdüğü yanlışlıkla hayata... Ah! James... Bu gidişle, geç kalacağım ölüme! Tehlike anında camı kırıp okunacak şiirler yazmak istedim içimden geçen hayatın içinden geçmek istedim dünya kaç bucak bilmek istedim, bir keresinde niyetimi bozmak istedim bir yandan yazarken diğer yandan kendimden silinmek istedim... Bazen susmak ağız dolusu, bazen de James baba ol istedim yetim dizelere... Ama en çok; bu şiire gömülmek istedim! Bilirsin, ölmek; huyumdur. Ki hastalığı yaşamak olanın ölümdür tek ilacı... İntihara gebe bir maviyim şimdilerde bu yüzden siyah şiirler kusuyorum. Acı beni çekiyor / mıknatıs gibi acı ki çektikçe uzayan / bir sakız gibi... Tanrı'nın son adı sen ol istiyorum James, adını dikip hayatıma yeniden doğmak istiyorum. Yırtık ceplerimden dökülen masallarımı toplamış gelirken kendimi kaybettiğim yerden beni bul istiyorum. Hergün yeni bir in... Konunun bütününü gör.

27 10 2009

Küçük Tanrı’lar; Sen’im Ben’in

  Fotoğraf: Umay Umay    Küçük Tanrı’lardı tenimi teninden bıçakla ayırdılar ruhumu huyundan gözlerini ellerimden… Küçük Tanrı’lar tırnaklarımı etinden çektiler sesini dudaklarımdan aklını başımdan… Birkaç küçük Tanrı sen zarımı yırttılar kalbimi kalbinden sıyıracaklardı; bulamadılar! Dilek Akın ’041009   Anafilya - Aralık Dergisi '09  Sayı 102 Konunun bütününü gör.

03 07 2009

Batıl Şiir Duası; Manifesto

  Fotoğraf: Umay Umay      Bazen yaşamak;   ağır ve ağrılı bir ölüme sebebiyettir.    Hayat tıkılıp kaldığın bir fanus olduğunda ölüm; tek nefes alma şeklidir. Her şair nefes darlığını şiirle genişletir. Batıl bir inanca göre; şiire sağ ayakla girmem gerekiyordu sağım solum belli olmuyor bugünlerde ve omuz kavgasında meleklerim. Şiiri kalemine göre uzat diyorken Tanrı mürekkepten çalmayı düşündüm ki düşünmek; ağır suç düşünüyorsun o hâlde susacaksın sırf bu yüzden şiirimden sürgün edilebilir toplama kampında imge dilenen bir mülteci olabilirdim ve yetersiz mürekkeple çarpık yapılaşan şiir taşıyamaz gerçekleri, başımıza yıkılabilirdi. Dualarla ölüm ertelenmezdi elbet ben de yaşayan her şizofren melek gibi şiirin dize doğuran rahmini bir duayla tıkadım. Batıl bir inanca göre; umut ışığı kısıldıkça ve kısaldıkça düşler şiirler uzar... Tanrı'm, beni uzun şiirlerden koru! Âmin. Batıl inançlarım yoktu esasında, ama batıl bir inanca göre yazıyor dahası yaşıyordum. Kapı çalmamış, postacı gelmemiş ve getirmemiş kabul görmemiş dualarımı diyerek her aklı başından göçmüş insan gibi ben de günahlarımı çıkarıp kirli sepetine atmalıydım. Tanrı uygun gördüğü derecede yıkar hayatla ölüm arasına gerdiği yazgıdan ipe asar omuz kavgası henüz bitmemiş melekler tarafından toplanırken geçer karşısına - belki bir sigara yakar - ve başlardı günah kâr - zarar problemimi çözümlemeye... Hayır, hayır! Bu bir şiir efsanesi değil, bildiğin insanlık (k)ayıbı. Ayıp ki yorganın altına sığmaz oldu. Dualarla g... Konunun bütününü gör.

11 04 2009

Dilek Mezarlığı

  Fotoğraf: Rebecca Cairns    Ben bu satırları yazarken sen çok uzaklarda öleceksin!  Adımı ölüm koy, her öldüğünde beni hatırla... Dilek dilendiği kadar vardı ve ölüm  yaşandığı kadar… Tanrı ölümü düşürdüğünden hayata kan duman yaşanan, bu O’nun beceriksizliği (!) değil Dilek dilenmeye eğilmediğinden ölüm duman direnen, yazgı (!) bu değil Vakit ölüm üstü şimdi ki ben ilk kez yaşamıyorum bu seferi. Dölyolundayken başlamıştı ölüme kalım yarışım ve zafer bayrağımı sallayarak düştüğümde ana rahminden vaftiz edildim ölümle. Binbir ölüm heceleyerek söktüm okumayı ve yalnızca ölüm yazmayı öğrendim. Yaşamayı değil belki, ölmeyi kendim seçtim. En çok Azrail’i kıskandım,   aynı zamanda her yerde nasıl olabiliyordu… Bir görüş vaktinde elbet soracaktım bunu ama ölmek en çok anneme yakışırdı, Azrail’i reddeder, en şık ölümleri giyer çıkarırdı. En son babam terk ettiğinde öyle bir öldü ki bir daha ölecek hali kalmadı. Oyunlarını bir tekmeyle yarına atmış, çek defterine yazılmış baba sevgisiyle büyüyen eli yüzü ölüm kokan bir çocuktum. Hayata sıkı tutun demişti annem acısın avuçların, kanasın…   Bırakırsan, ölüme düşersin. Çalakalem düşler doğururken şiir şiir, toprak kanar diz(e)lerin durduramazsın. Esrik no(k)taların kendini astığı bir şarkıda dilime yapışan nakarat şimdi ölüm... En şuh yalanları takarken saçlarıma, sırtımı dayadığım masallar taşımıyor beni. ... Konunun bütününü gör.

11 04 2009

A'Lubnatsİ

  Fotoğraf: Miru Kim    İki yakanın bir araya gelmeyeceğini biliyordum yokluğumda ve varlığımla geçemeyip boğazından genzine düşüp öleceğimi ... Dilek Akın Romanya '2004 Konunun bütününü gör.

06 02 2008

Paradoks

' Caprice’e 'Bilmen gerekenlerin uzaktan yakından ilgisi yok seninleBilmen için nedenlerim var belkiBilmemen için bir neden bulamadımGecenin üçü şaraplarına sessizliğin renklerini çizerkenSabah haberlerinde kusuyorumÖlüm molalarınıHayati teneffüslerim aksamaya başladığındaGecenin rengine açıyorumAkşamüstü kahve telvelerinde gün dökümünüGitarımın tellerine kuşlar konmuyorŞiirler benimle konuşmuyorVe almıyor kanatları altına uğur böcekleri yalnızlığımıTanrı’nın aldanışıİnsanın aldatışıHüznün doğuşuTebessümün batışıDeniz’lerin toprağa gömülüşü gibiYutkunduğum çığlıklarıDuyuyor mu benden başkasıNe önemi varÖnemi olan ne var?Ülkemi özlüyorumSapanla vuruluşunda bile kuş sesleriniParmak uçlarıma hiç dokunmayan uçurtma nefesiniBabamın aldığı gitarın kırık ezgisiniAblamın hiç duymadığım sesiniAnnemi terk ettiğimde göremediğim yüz ifadesiniBoş vermişliğimiBoş verip bomboş kalmayı özlüyorumBilsen ne ağırım kendimeBilme senTaşıyamıyorum ruhumu bedenimdeÖlsem kalsamKalmasam ölsemDönsem ülkemeNe fark ederFark kaç para ederPara eder mi keşkelerKeşkeHiç keşke yapmasaydımBelki o zaman yağmalanmazdı şiirlerimSilinmezlerdi yazıldıkları yerdeBen de şiirler gibiDoğduğum yerde ölmek istiyorumBilirsinDoya doya ölmek Yaşarken ölmek her defasındaÖlürken yaşamak var ya bildiğim gibiBilmediğin gibi her şeyHiçbir şey bildiğin gibiBana benziyor herkesEn çok da SylviaBen hiç kimseye benzemiyorumHiç, kimse’den sayılır mı?Hiç’ten kimse olur mu?Kendine iyi bak dedin ya Deme bir dahaNe zaman kendime baksamÖlümü gördüm!Dilek AkınMüsveddeler Albania - 01 Ekim 2007... Konunun bütününü gör.

20 03 2009

Gözlerinden Kayan Binbir Yıldız Masalları

Gözlerinde uyuttuğu yıldızlar adına, ‘ Biz O’nunla karadelik gibiydik ‘ diyen Işıl’a... İntiharın eşiğinden döndüm az önce saat gece yarısını vurduğundan eşiğe takılı kalan ponponlu terliklerim bir masal saçmalığına kurban gitti kırılmıştım tüm kırılmışlıklarımı üst üste dizmiş dipsiz bir uçurum kıyısından kendimi bırakmaya hazırlanıyorken dur bile demeyen Pollyanna'dan dost olmazdı anladım içinde besle büyüt yıllarca kendi infazına göz yumsun Bugün Pollyanna'ya rest çektim bayım büyükannemin kılığına bürünse de açmayacağım hiçbir masal kapımı Masalların acıtan taraflarını törpülemeye kalktım az önce gerçeklerin keskinliği size zarardı bayım en az Pollyanna kadar kırgındım size eski kırık kalbini getirene yenisini veren bir kampanya da yoktu üstelik umudumun yırtık zarını güzel yalanlarla yamaladım dikiş yerleri siz kanadı bayım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçerken aldanışlarım acilen hayatıma cüzi dozda şiir almalıydım Şiiri fazla kaçırdığım bir akşamda kendimden geçiyordum size uğradım çok kalmayacaktım mevsimsizliğime dokunurken güzden geçtiğinizi söylediniz her akşam aynı satır başında buluştuk sonralarda kağıttan uçaklar yapıp cam kenarında afili bir yere iliştirip aşkımı gönderdim yüreğinize paragraflar boyunca seviştik sonra bütün imla suçlarını işliyorduk failiydik kusursuz imhaların de’ler ve ki’ler ayaklandılar virgüller aşktandı, dokunmadık önümüze gelen noktaya kaç sille sayamadık Aşırı dozda şiirler almıştık yine parantez aralarını boşaltmaktan aranan iki zanlıydık - ' mevsimsiz, zamansız aşka yardım ve yataklıktan ... ' - ojelerini bozduğumuz tırnak işaretleri arasında yer alıyordu isimlerimiz iğne deliğinden cennetler geçirirken biz kimin umrundaydı Şiirlerin masallara bulaştığı bir anda miş'li zamanların laneti düştü üzerimize elimiz kolumuz bağlandı dilek kiplerinde mutlu sona doğru bir cümleden diğerine geçerken nefes nefese, kan ter içinde azami hız sınırını aşmaktan yargılanacaktık bir de Yıldızların kuyruklarının kesildiği hecede solu... Konunun bütününü gör.

13 03 2009

Bu Şiir Yazılmadı; Ölgün Düşlem Esrikliği

  Fotoğraf: Umay Umay        Ne kadar yamalarsan yamala, gölgenden kanamaya başlamışsın bir kere … Bir şiir yazılmalıydı, onlarca yanlışın toplanıp bir doğruyu götürmeye yeltenemediği. Dilek Akın iyi bir Tanrı'ydı denildiği, bir şiir yazılmalıydı, her şiirin bir şairi vardır ne de olsa  ve her şair bir Tanrı  şiirini yaratan...  Üzgünüm Tanrı'm  ki üzgünsün sen de bilirim, bu şiir yazılamadı.  Müstakil, küçük bir şiirdi panjurları mavi, iki göz dize yeten düşlere... Televizyonun üzerinde dantel olan bir şiir, umudun sönmeden yanan bir mumda ışıdığı, bacasından mucizevi mutluluk tüten cinsten, kanı çekilmemiş hani  uza(n)mamış boylu boyunca bir ceset gibi...  Kalpler kadar temiz sayfaların ayrıldığı bir şiirdi esasında, defolu ruhların cerahatlerini akıtmadığı masumiyete  hani masumiyetin bacak arasıyla bir ilişkisinin bulunmadığı. Zamanın kola takılmadığı  ve insanlığın saate baka baka ömür karartmadığı. Açlıktan çıkan kemikleriyle sayıları öğrenen çocuğun  tiner parası için köprü altında bıçaklanmadığı, ' içmezsem, soğuktan ölürüm be abla ' demediği bir şarapçının, ölümün kaygı değil yazgı olduğu bir şiir...  Beyoğlu'nda herhangi bir Zeynep'in ırzına geçilmediği, herhangi bir Ali'nin abisi ölünce  yengesini becermek zorunda kalmadığı  ve herhangi bir Ayşe'nin iki koyuna satılmadığı… Küçük bir çocuğun Tanrı görmesin diye, Tanrı kızmasın  ve Tanrı cezalandırmasın diye  perdenin arkasına saklanıp en masum g&uum... Konunun bütününü gör.

31 12 2008

Günah Eskizinde Yaşama Davet

  Fotoğraf: Umay Umay        ' Şiir yolunu bulur üstad ... ' Antika sızılarımı açık arttırmaya çıkardım üç kuruşluk gerçekleri paha biçilmez yalanlarla örtbas ettiler bilmediğiniz her şeyi biliyorum suç aletim inancım bayım ve bilin ben en çok kendime inandım bildiklerimi bilseniz şimdi ve ben bilmesem... Bu şiir unutulmak için yazıldı son cümlede kendi intiharını yazmak ve bir daha hatırlanmamak unutmayın her şiir kendi kalemiyle vurulur... Ben unutmak için sevmedim bayım hangi tene uyduysa tenim yoldan çıktı kimle konuştuysa biberler sürüldü vücut dilime sevgiyle açıldı sandığım kollarda gerildim çarmıha ve duvarlar örüldü kalbimin hicret emri aldığı her kalbe ben kalbimle sevmem bayım biz ayrı dünyaların - kuyrukları kesilmiş - yalanlarıyız. Benim de aklım tutuldu zamanında / kalbim lades aklımı kaçırıp aşık oldum düş kırıklarımı kalbimle topladım / kanadım kalp çarptığı kadar yaşar insan ve beyin yaşadığı kadar sever - beyin ölümü gerçekleşen kalp sevemez - ben unutmak için sevmem bayım bundan en çok tanımadığım insanları sevdim iyisi mi siz hep yabancı kalın... Suni sancılarla doğurduğum şiirlerle uymuyor DNA'nız şiirlerin Meryem anasıyım, icabında masalların bekareti çalınmış güzel Pollyanna'sı acısını alsın diye tuza yatırırım düşlerimi geceden düş biterse ölüm gelir bayım düşlüyorum öyleyse varım. Ben anne de olamam bayım kundakta acılar büyütürüm en fazla umut dayarım ağızlarına ağladıklarında acıların Meryem anasıyım, icabında filmlerin kötü kadını, üvey annesi, Aliye Rona'sı insanlığın hudut kapısından eli... Konunun bütününü gör.

20 10 2008

Sızımın Gizi; Ölü Ruhta Yara İzi

  Fotoğraf: Umay Umay        ' Bazen bir şiir sadece bir şiir değildir. Bir ölüden bir ölüye... ' yirmibeşinci mumum da söndü gözyaşı işgali altında böyle olmaz dedi Tanrı, gülümse biraz pardon bayım; hayatınızda fazla tebessüm var mı? / bende bir neden kalmadı da üzerimdeki emanet şiirleri çıkardım üstelik dar geliyordu çoğu, sığamıyordum ruhuma batan düş kırıkları, bir dolu hüzün, sızım sızım sız(lan)an sızı(ntı)lar, kaos desen diz boyu buna şiir mi dayanır kanatsa yaralasa da yakışanı giymeli gerçek kadar acıtmayınca yalanlar kendinden kaçıyor insan pardon bayım; bu yalan sizin miydi? yanlışlıkla üzerine oturmuşum hayatla ayrı yerlerde durup ayrı noktalara bakıyoruz dilimizde aynı küfür; ya ben seni ya sen beni okunaksız bir el yazısıyla yazıyorum kaderi kalem tutmayı sizden öğrenmiştim siz şiirler yazardınız kan damlardı dizelerinizden ama mutluydunuz mutlu olmanın beş şartı neydi? pardon bayım; üzerinizde fazla mutluluk var mı? bende kalmadı da bundan yirmibeş Ekim önce ensemden tutup Tanrı hayata bıraktı bırakalı sudan çıkmış balık misali ölüme çarpa çarpa yaşadım Tanrı görmüyor Tanrı duymuyor Tanrı bilmiyor Tanrı üç maymunu oynuyor siz Tanrı'ya ne çok benziyorsunuz bayım kaç kez intihara teşebbüs etti içimdeki sefil çocuk yıkık dökük im(h)a hatalarıyla avuttum hep senin ....n bir melekti çocuk, biz bize yeteriz hayatın rahminden ölüme kayıp düşmek an meselesiydi ki büyümek ölmek demekti yirmibeş defa öldüm mesela öldüm dirildim yaşamla ölüm arasındaki yedi fark neydi? pardon bayım; ... Konunun bütününü gör.

18 10 2008

Ütopik Yalanlar; Yalnızlığa Sen Kala

  Fotoğraf: Henri Cartier- Bresson     bulduğumda seni yalnızdın betonlaşmış yürekler arasında sıkışıp kalmış ruhun önünde uzanan yol şeytanın ışığında sonu intihar bir bıraksam hazırdı gitmeye paçalarından yakaladığım gölgen ölüme ıslık çalarken baykuşların yırtıcı çığlığı hayattan s/es arıyordu ölüsü dirisi bir düşlerin hiçbir ışık kapatmıyor karanlığı korkuyordun içinin karanlığı dışının karanlığı yalnızlığın karanlığı bulaşmış birbirine karanlık ki yalnızlığın günahkâr peygamberi karanlık bir virüs gibi dolaştıkça hücrelerinde düştükçe d/üşüyordu tutsak kelimelerin dilinin ucundan aşağı; bazen ölüm bile çare değil unutulmaya ve nerede unutursan unut kaybedilmiyor yalnızlık hızlandırılmış bir sevişme sahnesiydik biz seninle tensel çelişkilerinin mahrem yerlerini sterilize yalanlarla örtüyordu hoyrat dokunuşlarım Tanrı sanıyordun beni içimdeyken Tanrı çıplaksa melekler fahişedir bıraktığımda seni yalnızdın betonlaşmış yürekler arasında sıkışıp kalmış ruhun önünde uzanan yola saçılmış doğmamış çocukların meze oluyordu aç bir sokak kedisine koynunda yalanlar beslerken ütopik yalanlarla örüyordun Tanrı'nın çıplaklığını; ki unutmak unutulmaktan doğuyor Hey Tanrı! Senin Tanrı'n kim? Yoksa... Sen de mi unutuldun? unutulmuş bir sevişme sahnesiydik biz seninle sevişir gibi yaparken yalnızdık Dilek Akın Forum Edebiyat Dergisi / Sayı 5   Anafilya - Ağustos Dergisi Sayı 98 ... Konunun bütününü gör.

06 10 2008

Yaz Dedi Tanrı II

    Ne düşünüyorsun Tanrı'm Tanrı'yı Ama... Senden başka Tanrı yok Bir diğer Tanrı olmaması bunu düşünmemem anlamına mı gelir? (!)   Yaz dedi Tanrı; Tanrı'dan gizli şiirler mesela / kafiyesiz olsa da olur yazarım dedim Çok sesliliğinde hayatın herhangi bir ölüm sessizliğine bürün sus susabildiğine ya da konuş haykır hatta kes at sustuklarının kemikleşmiş dilini en çok isyan et ölümüm mor rengine ne de yaraşır isyan Yaz dedi Tanrı; Aklından bir Tanrı tut mesela / karesi ikiye bölünebilsin yazarım dedim soruları cevaplardan çıkar oluru olmaza böl varlığı yoklukla topla kalanı gidenle çarp elde var bir yarı Tanrı / bir yarı ölü her şeyi hiçlere ayır, bırak dillenirken yalanlar demlensin gerçekler yaşama öl, ölüme yaşa sebebin sonuçsuz, suçun cezana denk (!) Yaz dedi Tanrı; Tanrı'dan kaç mesela / görmezden gelsin, eli kolu bağlı yazarım dedim yorgun martının uçmaya kalan son umudunu kır melekleri göm toprağa kopar kelebeğin kanadını söylediğin şarkıyı vur notalarından / ağzın dilin kan revan şahlanırken gölgeler müstehzi bir kahkahaya tutun, çık dizlerine kadar girdiğin günahtan aç gözlerini ölümün yaklaştığını bilmezken Tanrı'ya ve Tanrı içten içe sokulurken sana ölüm sana aynı gözle bakmayacak kendi ölümünü kendin yaz. Yaz dedi Tanrı; Tanrı'yı inkar et mesela / kimse bilmese de olur yazarım dedim diyalektik bir sancı sarmışken bedenini sonları başa sar kapat güneşin ışığını ay tutunsun avuçlarına söndür yıldızları parmak uçlarınla alaşağı et dünyayı bir tekmeyle hayatı sık, posası... Konunun bütününü gör.

26 09 2008

Sylvia Plath'a Mektuplar I

- Ne düşünüyorsun Sylvia ?- ölümüsöyledim sana,vazgeçkendini Lazarus sanmaktanhem artık İsa da yokher öldüğündehayat veremez sana- Ne düşlüyorsun Sylvia ?- ölümüve küstün Tanrı'yaçünkü korktun ölmektenölmek yok olmaktı Sylviasen bunu beceremedin- Nereye düşüyorsun Sylvia ?- ölümedizelerini kaybetmiş bir şiir gibihayat arıyorsun ölümdenah Sylviavazgeç artıkölümün neresinden dönsen kârdırbir kez daha doğamayıp küllerindenkorkarım Sylviaöleceksin* ' ... Herr god, Herr Lucifer! Beware - beware. Out of the ash I rise with my red hair 'Dilek Akın Albania '06* Sylvia Plath Konunun bütününü gör.