27/10/2009 - Küçük Tanrı’lar; Sen’im Ben’in
Küçük Tanrı’lardı tenimi teninden bıçakla ayırdılar ruhumu huyundan gözlerini ellerimden…
Küçük Tanrı’lar tırnaklarımı etinden çektiler sesini dudaklarımdan aklını başımdan…
Birkaç küçük Tanrı sen zarımı yırttılar kalbimi kalbinden sıyıracaklardı; bulamadılar!
Dilek Akın
’041009
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : dilek akın, küçük tanrılar, sen'im ben'in, sen zarı
|
3/7/2009 - Batıl Şiir Duası; Manifesto
Bazen yaşamak; ağır ve ağrılı bir ölüme sebebiyettir.
Hayat tıkılıp kaldığın bir fanus olduğunda ölüm; tek nefes alma şeklidir. Her şair nefes darlığını şiirle genişletir. Batıl bir inanca göre; şiire sağ ayakla girmem gerekiyordu sağım solum belli olmuyor bugünlerde ve omuz kavgasında meleklerim. Şiiri kalemine göre uzat diyorken Tanrı mürekkepten çalmayı düşündüm ki düşünmek; ağır suç düşünüyorsun o hâlde susacaksın sırf bu yüzden şiirimden sürgün edilebilir toplama kampında imge dilenen bir mülteci olabilirdim ve yetersiz mürekkeple çarpık yapılaşan şiir taşıyamaz gerçekleri, başımıza yıkılabilirdi. Dualarla ölüm ertelenmezdi elbet ben de yaşayan her şizofren melek gibi şiirin dize doğuran rahmini bir duayla tıkadım. Batıl bir inanca göre; umut ışığı kısıldıkça ve kısaldıkça düşler şiirler uzar... Tanrı'm, beni uzun şiirlerden koru! Âmin. Batıl inançlarım yoktu esasında, ama batıl bir inanca göre yazıyor dahası yaşıyordum. Kapı çalmamış, postacı gelmemiş ve getirmemiş kabul görmemiş dualarımı diyerek her aklı başından göçmüş insan gibi ben de günahlarımı çıkarıp kirli sepetine atmalıydım. Tanrı uygun gördüğü derecede yıkar hayatla ölüm arasına gerdiği yazgıdan ipe asar omuz kavgası henüz bitmemiş melekler tarafından toplanırken geçer karşısına - belki bir sigara yakar - ve başlardı günah kâr - zarar problemimi çözümlemeye... Hayır, hayır! Bu bir şiir efsanesi değil, bildiğin insanlık (k)ayıbı. Ayıp ki yorganın altına sığmaz oldu. Dualarla giriş çıkış kapıları tutulmuş şiirde uygunsuz cümleye park edebilir, dizelere çöp atabilirsiniz. Merdiven altlarında sevişebilir, şarap içebilirsiniz. Yalnız günahlara basmak, sevapları koparmak yasaktır. Çarpılırsınız! Hayat tıkılıp kaldığınız bir fanus olduğunda ölüm; bir nefes alma biçimidir. . Şimdi... Ölebilirsiniz! Bu şiiri Tanrı'yla bizden daha yakın münasebette bulunanların erişemeyeceği yerlerde meleklerin didişmesine göz yuman koşullarda şeytandan uzak hayat şartlarında ve cehennem sıcaklığında saklayın. Unutmadan; Reçeteyle ölünmez! Tanrı'm! Hayat kısa, şiir uzun... Şiirden dönenin kalemi kırılsın!.. Dilek Akın İstanbul '2008
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : Dilek Akın, batıl şiir duası; manifesto, hayat kısa, şiir uzun, şiir efsanesi, reçeteyle ölünmez
|
11/4/2009 - Dilek Mezarlığı
Ben bu satırları yazarken sen çok uzaklarda öleceksin! Adımı ölüm koy, her öldüğünde beni hatırla... Dilek dilendiği kadar vardı Ve ölüm Yaşandığı kadar… Tanrı ölümü düşürdüğünden hayata Kan duman yaşanan Bu O’nun beceriksizliği (!) değil Dilek dilenmeye eğilmediğinden Ölüm duman direnen Yazgı (!) bu değil Vakit ölüm üstü şimdi Ki ben ilk kez yaşamıyorum bu seferi Dölyolundayken başlamıştı ölüme kalım yarışım Ve zafer bayrağımı sallayarak düştüğümde ana rahminden Vaftiz edildim ölümle Binbir ölüm heceleyerek söktüm okumayı Ve yalnızca ölüm yazmayı öğrendim Yaşamayı değil belki Ölmeyi kendim seçtim En çok Azrail’i kıskandım Aynı zamanda her yerde nasıl olabiliyordu Bir görüş vaktinde elbet soracaktım bunu Ama ölmek en çok anneme yakışırdı Azrail’i reddeder En şık ölümleri giyer çıkarırdı En son babam terk ettiğinde öyle bir öldü ki Bir daha ölecek hali kalmadı Oyunlarını bir tekmeyle yarına atmış Çek defterine yazılmış baba sevgisiyle büyüyen Eli yüzü ölüm kokan bir çocuktum Hayata sıkı tutun demişti annem Acısın avuçların, kanasın Bırakırsan Ölüme düşersin Çalakalem düşler doğururken şiir şiir Toprak kanar diz(e)lerin Durduramazsın Esrik no(k)taların kendini astığı bir şarkıda Dilime yapışan nakarat şimdi ölüm … En şuh yalanları takarken saçlarıma Sırtımı dayadığım masallar taşımıyor beni Ne kadar bağlıysam yaşadığıma O kadar söküldüm Hayat tutuyor olur olmadık Kanla karışık ölümler kusuyorum Aşırı gerçek kaybeden tüm dileklerimi İçimde saklı mezarlığa gömüyorum Kendi mezarıma... Öldüğüm dileğimi sorsaydın; ' Baba ' derdim ... ' Öldüğümde beni içine göm! ' Dilek Akın
Albania '2007
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : dilek mezarlığı, dilek akın, adımı ölüm koy, dilek dilendiği kadar var, vaftiz edildim ölümle, ölmek, anne, azrail'i red
|
20/3/2009 - Gözlerinden Kayan Binbir Yıldız Masalları

Gözlerinde uyuttuğu yıldızlar adına, ‘ Biz O’nunla karadelik gibiydik ‘ diyen Işıl’a...
İntiharın eşiğinden döndüm az önce saat gece yarısını vurduğundan eşiğe takılı kalan ponponlu terliklerim bir masal saçmalığına kurban gitti kırılmıştım tüm kırılmışlıklarımı üst üste dizmiş dipsiz bir uçurum kıyısından kendimi bırakmaya hazırlanıyorken dur bile demeyen Pollyanna'dan dost olmazdı anladım içinde besle büyüt yıllarca kendi infazına göz yumsun Bugün Pollyanna'ya rest çektim bayım büyükannemin kılığına bürünse de açmayacağım hiçbir masal kapımı
Masalların acıtan taraflarını törpülemeye kalktım az önce gerçeklerin keskinliği size zarardı bayım en az Pollyanna kadar kırgındım size eski kırık kalbini getirene yenisini veren bir kampanya da yoktu üstelik umudumun yırtık zarını güzel yalanlarla yamaladım dikiş yerleri siz kanadı bayım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçerken aldanışlarım acilen hayatıma cüzi dozda şiir almalıydım
Şiiri fazla kaçırdığım bir akşamda kendimden geçiyordum size uğradım çok kalmayacaktım mevsimsizliğime dokunurken güzden geçtiğinizi söylediniz her akşam aynı satır başında buluştuk sonralarda kağıttan uçaklar yapıp cam kenarında afili bir yere iliştirip aşkımı gönderdim yüreğinize paragraflar boyunca seviştik sonra bütün imla suçlarını işliyorduk failiydik kusursuz imhaların de’ler ve ki’ler ayaklandılar virgüller aşktandı, dokunmadık önümüze gelen noktaya kaç sille sayamadık
Aşırı dozda şiirler almıştık yine parantez aralarını boşaltmaktan aranan iki zanlıydık - ' mevsimsiz, zamansız aşka yardım ve yataklıktan ... ' - ojelerini bozduğumuz tırnak işaretleri arasında yer alıyordu isimlerimiz iğne deliğinden cennetler geçirirken biz kimin umrundaydı
Şiirlerin masallara bulaştığı bir anda miş'li zamanların laneti düştü üzerimize elimiz kolumuz bağlandı dilek kiplerinde mutlu sona doğru bir cümleden diğerine geçerken nefes nefese, kan ter içinde azami hız sınırını aşmaktan yargılanacaktık bir de
Yıldızların kuyruklarının kesildiği hecede soluklanırken kimliği bilinmeyen mevsimlerce ateşe verilmişti masallar aşkın kan kaybeden apoletleri düşüp kırılırken ' Güz sadece bir mevsim değil 'diyordunuz bayım gözlerimden dökülen yıldızlar avuçlarınızdan kayarken tutmadığınız her dilek kendi mezarını kazıyordu
Koynumda beslediğim ihtimal mevsimsizliğe büyüyorken kollarımı açabildiğim kadar sevmiştim sizi bayım boyumca yalnızlığım var şimdi DNA'sı ihanetin Güz’e dönümü
Ben sizden geçiyordum bayım bir şiire uğradım düştüğümde beni gördünüz sandığım kör kuyuydunuz Güz bir mevsim değildi anladım; gözlerime inen perdede sahnelenen aldatılışım, kırılmışlıklarımdan görünmeyen mutsuz sonsuz masallarım...
Dip bucak temizlik yapmaya karar verdim masallarda ne Pamuk Prenses'in çürüyen elması kaldı ne Hansel ile Gratel’in ekmek parçalarını yiyen kuşların pisliği ormanda ne Pinokyo’nun tahta tozları arasında yalanları ne de külleri Pollyanna'nın intiharın eşiğinden dönerken bayım içimde kalan siz kalıntıları bir şiirde can verecekti
Şiirden de geçtim bayım kendime geldim masallar duruyordu siz yoktunuz
Altşiir : Güz keşke bir mevsim olsaydı. Hazan’dan Zemheri’ye geçerdi. Hiç değilse...
Dilek Akın
09.03.09 / İstanbul
Anafilya / Sayı 94
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : masal, Dilek Akın, Işıl, yıldız, karadelik, pollyanna, hansel ve gratel, pinokyo, şiir, aşırı doz, kusursuz imha, imla h
|
13/3/2009 - Bu Şiir Yazılmadı; Ölgün Düşlem Esrikliği
Ne kadar yamalarsan yamala Gölgenden kanamaya başlamışsın bir kere … Bir şiir yazılmalıydı onlarca yanlışın toplanıp bir doğruyu götürmeye yeltenemediği Dilek Akın iyi bir Tanrı'ydı denildiği bir şiir yazılmalıydı her şiirin bir şairi vardır ne de olsa ve her şair bir Tanrı şiirini yaratan... Üzgünüm Tanrı'm ki üzgünsün sen de bilirim bu şiir yazılamadı. Müstakil, küçük bir şiirdi panjurları mavi iki göz dize yeten düşlere televizyonun üzerinde dantel olan bir şiir umudun sönmeden yanan bir mumda ışıdığı bacasından mucizevi mutluluk tüten cinsten kanı çekilmemiş hani uza(n)mamış boylu boyunca bir ceset gibi... Kalpler kadar temiz sayfaların ayrıldığı bir şiirdi esasında defolu ruhların cerahatlerini akıtmadığı masumiyete hani masumiyetin bacak arasıyla bir ilişkisinin bulunmadığı zamanın kola takılmadığı ve insanlığın saate baka baka ömür karartmadığı açlıktan çıkan kemikleriyle sayıları öğrenen çocuğun tiner parası için köprü altında bıçaklanmadığı ' içmezsem, soğuktan ölürüm be abla ' demediği bir şarapçının ölümün kaygı değil yazgı olduğu bir şiir... Beyoğlu'nda herhangi bir Zeynep'in ırzına geçilmediği herhangi bir Ali'nin abisi ölünce yengesini becermek zorunda kalmadığı ve herhangi bir Ayşe'nin iki koyuna satılmadığı küçük bir çocuğun Tanrı görmesin diye Tanrı kızmasın ve Tanrı cezalandırmasın diye perdenin arkasına saklanıp en masum günahını işlemediği Tanrı'dan korkulmadığı Tanrı'nın sevildiği bir şiir... Kimsenin ölümüne birilerinin kadeh tokuşturmadığı yağmur sularına kanın karışmadığı gökten pul pul ceset dökülmediği ve denizlerde tuz oranının dökülen gözyaşlarıyla artmadığı Elif’in okula giderken mayınlarda seksek oynamadığı küçük Can'ın bombalarla uyandırılmadığı çocukların öldürülmediği bir şiir savaşın olmadığı! Gerçeklerin acıtan soğukluğunun üzerine yalanların örtülüp ısıtılmadığı hiçbir ressamın tuvaline karaların yakıştırılmadığı bir şiir kimsenin hastane bahçesinde ölüme terkedilmediği hiçbir annenin çocuğunu okutmak için orospu olmadığı cami avlularının gaipten bebekler peydahlamadığı Helena'nın eteğinin mahallede konuşulmadığı kimsenin inancının tartışılmadığı ve hesaplanmadığı hayvanların katledilmediği ve şiddetle değil sevgiyle terbiye edildiği ( - ki bizden çok daha terbiyelidirler - ) yürek (g)özüne çomaklar sokulmadığı hani notaların başı dik, gururla her şarkıya ses verebilecek cesareti olduğu doğruyu söyleyen dilin lâl olup giyotin sancılarına çarptırılmadığı bir şiir... Yoluna dikenli teller örülen kan revan sözcüklerin varıp da söyleyemediği bir şiir yazılmalıydı... Yazılamadı! Biz sana iadeli taahhütlü dualar gönderiyorduk Tanrı'm hakkımızdı söve söve geri aldığımız ki avuçlarımızın her bir çizgisi şahittir buna... Oğul olmadan baba olur mu? (!) Tanrı'm! Hep mi üvey oğullar? (!) İnsanlığın mürekkebi yetmedi, bu yüzden bu şiir yazılmadı. İstersen sen bizi bi'daha affet Tanrı'm! Dilek AkınŞubat,Yirmiüç’İkibindokuz / İstanbul Hükümsüz / Sayı 2
Anafilya / Sayı 93
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : anafilya, şiir yazılmadı, tinerci, tanrı, dilek akın, müstakil, panjur, umut, ceset, kalpler kadar temiz, şarapçı, zaman
|
31/12/2008 - Günah Eskizinde Yaşama Davet
' Şiir yolunu bulur üstad ... '
Antika sızılarımı açık arttırmaya çıkardım üç kuruşluk gerçekleri paha biçilmez yalanlarla örtbas ettiler bilmediğiniz her şeyi biliyorum suç aletim inancım bayım ve bilin ben en çok kendime inandım bildiklerimi bilseniz şimdi ve ben bilmesem...
Bu şiir unutulmak için yazıldı son cümlede kendi intiharını yazmak ve bir daha hatırlanmamak unutmayın her şiir kendi kalemiyle vurulur...
Ben unutmak için sevmedim bayım hangi tene uyduysa tenim yoldan çıktı kimle konuştuysa biberler sürüldü vücut dilime sevgiyle açıldı sandığım kollarda gerildim çarmıha ve duvarlar örüldü kalbimin hicret emri aldığı her kalbe ben kalbimle sevmem bayım biz ayrı dünyaların - kuyrukları kesilmiş - yalanlarıyız.
Benim de aklım tutuldu zamanında / kalbim lades aklımı kaçırıp aşık oldum düş kırıklarımı kalbimle topladım / kanadım kalp çarptığı kadar yaşar insan ve beyin yaşadığı kadar sever - beyin ölümü gerçekleşen kalp sevemez - ben unutmak için sevmem bayım bundan en çok tanımadığım insanları sevdim iyisi mi siz hep yabancı kalın...
Suni sancılarla doğurduğum şiirlerle uymuyor DNA'nız şiirlerin Meryem anasıyım, icabında masalların bekareti çalınmış güzel Pollyanna'sı acısını alsın diye tuza yatırırım düşlerimi geceden düş biterse ölüm gelir bayım düşlüyorum öyleyse varım. Ben anne de olamam bayım kundakta acılar büyütürüm en fazla umut dayarım ağızlarına ağladıklarında acıların Meryem anasıyım, icabında filmlerin kötü kadını, üvey annesi, Aliye Rona'sı insanlığın hudut kapısından elimi kolumu sallayarak çıkar şeytana iltica edebilirim yediğim çanağa pisler sonra kırar şeytanın bacağını Pollyanna senaryolarımdan bir çift değnek sunabilirim huzuruna...
Acılar eskidikçe sızısı ucuzlayıp artıyordu değeri seneye de giyerim diye bir boy büyük hüzünler seçtim kendime hacimsiz mutlulukların tadı damağıma varamadı hiç batıl inançlarım olmadı mesela nazar değmesin diye mi kurşun döküyordu kalleşler masum çocuklara kısır topraklara dilekler ektim en görkemli umutlarımdan kuyulardan boş hayaller kaçırdım vurmadım hiç tahtalara kara kedilerle samimi oldum Tanrı'yla saklambaç oynadık merdiven altlarında ben ebe oldum ne zaman dokunmaya kalksam - O ki dokunmayan ve dokunulamayan - yok oldu hiç yoktan iyidir bayım hiç olmayı öğrendim sihirli bir dünyada çok gerçek kaldım ve gerçek bana hiç yakışmadı.
Gerçeğinden ayırt edilemeyen muazzam yalanlar diktim dudaklarıma ne zaman gerçeği söylesem gerildi dikişlerim / kanadım katında yerim olsun diye Tanrı'nın gözüne girmek için hiç uğraşmadım kork dediler korkmadım bayım, sevdim / günahım ne büyük Tanrı'nın etkisiz elemanı olmam istendi pi sayısı gibi sabit, cahil ruhsuz, dilsiz, tam anlamıyla beyinsiz / beceremedim Tanrı'yla güldük insanlığa, ağladık bayım / ne büyük günah Tanrı gülmez değil mi ancak hesap sorardı...
İnsanlık öldü bayım Tanrı dayanamayıp - bu yüzden- intihar etti inanmazsınız, Tanrı öldü bayım / ruhuna el mucize...
Doğruyu söylediğim doksan dokuzuncu köyden de kovulup derme çatma kelimelerimle kendi köyümü kurdum ki siz buna şiir diyorsunuz benim hiç şiirim olmadı bayım son cümlede intihar eden tüm yaşamlar gibi yalnızca bir düştü, geldi ve geçti geçerken acıttıysa eğer üzgünüm bayım...
Ölümleri temize çekmek isterken bir darbe daha almamak uğruna ölü taklidi yapıyorum karaya bulanan hayata bu bir şiirse eğer susa susa şiirbaz oldum bayım ve ben hep kendi silahımla vuruldum.
Kendinizden kaçıyorken masallarla on ikiden sonra balkabağına dönüşebilir şiir aslolan o zamana kalmadan bir şeylerin değişebilmesi ben size bayım demiş olabilirim ama siz lütfen üzerinize alının.
Dilek Akın
Arnavutluk, Kosova, Türkiye / Havalimanı ve uçakta - Mart,Bir'İkibinsekiz
Mor Taka / Sayı 12
Yazılıkaya / Sayı 36
Anafilya / Sayı 91
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : şiir. Dilek Akın, tanrı, günah, düş, kötü kadın, pollyanna, kalem, mor taka, anafilya, yabancı, şeytan, batıl inanç, kur
|
20/10/2008 - Sızımın Gizi; Ölü Ruhta Yara İzi
' Bazen bir şiir sadece bir şiir değildir. Bir ölüden bir ölüye... ' yirmibeşinci mumum da söndü gözyaşı işgali altında böyle olmaz dedi Tanrı, gülümse biraz pardon bayım; hayatınızda fazla tebessüm var mı? / bende bir neden kalmadı da üzerimdeki emanet şiirleri çıkardım üstelik dar geliyordu çoğu, sığamıyordum ruhuma batan düş kırıkları, bir dolu hüzün, sızım sızım sız(lan)an sızı(ntı)lar, kaos desen diz boyu buna şiir mi dayanır kanatsa yaralasa da yakışanı giymeli gerçek kadar acıtmayınca yalanlar kendinden kaçıyor insan pardon bayım; bu yalan sizin miydi? yanlışlıkla üzerine oturmuşum hayatla ayrı yerlerde durup ayrı noktalara bakıyoruz dilimizde aynı küfür; ya ben seni ya sen beni okunaksız bir el yazısıyla yazıyorum kaderi kalem tutmayı sizden öğrenmiştim siz şiirler yazardınız kan damlardı dizelerinizden ama mutluydunuz mutlu olmanın beş şartı neydi? pardon bayım; üzerinizde fazla mutluluk var mı? bende kalmadı da bundan yirmibeş Ekim önce ensemden tutup Tanrı hayata bıraktı bırakalı sudan çıkmış balık misali ölüme çarpa çarpa yaşadım Tanrı görmüyor Tanrı duymuyor Tanrı bilmiyor Tanrı üç maymunu oynuyor siz Tanrı'ya ne çok benziyorsunuz bayım kaç kez intihara teşebbüs etti içimdeki sefil çocuk yıkık dökük im(h)a hatalarıyla avuttum hep senin ....n bir melekti çocuk, biz bize yeteriz hayatın rahminden ölüme kayıp düşmek an meselesiydi ki büyümek ölmek demekti yirmibeş defa öldüm mesela öldüm dirildim yaşamla ölüm arasındaki yedi fark neydi? pardon bayım; kırk defa ölsem gerçek olur mu? topuklu ayakkabılarımın iç gıcıklayan sesi belirginleşen yüz çizgilerim ya da yokluk emzirdiğim göğüslerime aldırmayıp defalarca buruşturup attım kadınlığımı sadece sevişirken kadın oluyorum pardon bayım; siz sevişmeden de adam olabilmek ister miydiniz? oyuncaklarım hala ucube bir yalnızlıkta sallanmakta ve piç değil hiçbiri bir hiç gibi yaşamaktansa piç olmayı yeğlerdim kelimelerimde öldürüp sizi ....ya susamış bir katil olmazdım en azından ya da siz... daha ilk cümlede ölmeseydiniz mutlu sonla biten tüm şizofren masallara inanabilirdim ama siz bayım bir vardınız bir yoktunuz / hiç vardınız hep yoktunuz bir aralasalar ruhumu görecekler toplu mezarları çok miktarda acı gömdüm içime yıllanmış kalıntılar bir yığın ölü dokunuş aldanış, vazgeçiş bugün çok sevinçliyim kesin kötü bir şey olacak diyerek elimdeki avucumdaki sevinci bile gömdüm içime bir fahişenin maskesine aldanıp peşi sıra sürüklenmenizle içime akan çok kanamalı gözyaşları ve sizi bayım sizi gömdüm içime pardon bayım; siz hiç hiç olmaktan korkmadınız mı? bir fahişenin yüzüne fahişe denilmez aslında fahişe vardır zamandan çalan ve fahişe hayat çalan o gerçek bir fahişeydi çünkü ....mı çaldı karanlık dünyasına girdiğinizde nasıl bir hayat keşfettiniz hiç saydınız mı kaç çığlık darbesinde kaç dünya kararttınız neyse, neyse... bunların önemi yok pardon bayım; çaldığınız hayallerimi geri verir misiniz? bir tur atıp geri geleceğim her küfüre meyilli sızılarımı dilimi damağıma yapıştırıp eziyorum her gün hayattan kopan bir şiirle örerken acımı canımın kırılmışlıklarını çatlamış umutlarla yamalayabilirim defter aralarında kuruttuğum anıları kaldırıp atmasını da bilirim de ne zaman aynaya baksam yüzünüzü görürüm pardon bayım; sizin adınız neydi? ben size yanlışlıkla baba dedim tüm noktaların (....) bir tek anlamı var şimdi; baba ! Dilek Akın
Ekim,yirmi'ikibinsekiz '04.40 / yirmibeşyaşsenfonisi
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : şiir, deneme, edebiyat, baba, pardon bayım, Dilek Akın, fahişe, bazen bir şiir sadece bir şiir değildir, kaos, küfür
|
18/10/2008 - Ütopik Yalanlar; Yalnızlığa Sen Kala

bulduğumda seni yalnızdın betonlaşmış yürekler arasında sıkışıp kalmış ruhun önünde uzanan yol şeytanın ışığında sonu intihar bir bıraksam hazırdı gitmeye paçalarından yakaladığım gölgen ölüme ıslık çalarken baykuşların yırtıcı çığlığı hayattan s/es arıyordu ölüsü dirisi bir düşlerin hiçbir ışık kapatmıyor karanlığı korkuyordun içinin karanlığı dışının karanlığı yalnızlığın karanlığı bulaşmış birbirine karanlık ki yalnızlığın günahkar peygamberi karanlık bir virüs gibi dolaştıkça hücrelerinde düştükçe d/üşüyordu tutsak kelimelerin dilinin ucundan aşağı; bazen ölüm bile çare değil unutulmaya ve nerede unutursan unut kaybedilmiyor yalnızlık
hızlandırılmış bir sevişme sahnesiydik biz seninle tensel çelişkilerinin mahrem yerlerini sterilize yalanlarla örtüyordu hoyrat dokunuşlarım Tanrı sanıyordun beni içimdeyken Tanrı çıplaksa melekler fahişedir
bıraktığımda seni yalnızdın betonlaşmış yürekler arasında sıkışıp kalmış ruhun önünde uzanan yola saçılmış doğmamış çocukların meze oluyordu aç bir sokak kedisine koynunda yalanlar beslerken ütopik yalanlarla örüyordun Tanrı'nın çıplaklığını; ki unutmak unutulmaktan doğuyor Hey Tanrı! Senin Tanrı'n kim? Yoksa... Sen de mi unutuldun?
unutulmuş bir sevişme sahnesiydik biz seninle sevişir gibi yaparken yalnızdık
Dilek Akın
Forum Edebiyat Dergisi / Sayı 5
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : Şiir, edebiyat, Tanrı, çıplak, Dilek Akın, yalnızlık, unutmak, ütopik, yalanlar, forum edebiyat dergisi, dilek akın
|
6/10/2008 - Yaz Dedi Tanrı II
Ne düşünüyorsun Tanrı'm Tanrı'yı Ama... Senden başka Tanrı yok Bir diğer Tanrı olmaması bunu düşünmemem anlamına mı gelir? (!)
Yaz dedi Tanrı; Tanrı'dan gizli şiirler mesela / kafiyesiz olsa da olur yazarım dedim
Çok sesliliğinde hayatın herhangi bir ölüm sessizliğine bürün sus susabildiğine ya da konuş haykır hatta kes at sustuklarının kemikleşmiş dilini en çok isyan et ölümüm mor rengine ne de yaraşır isyan
Yaz dedi Tanrı; Aklından bir Tanrı tut mesela / karesi ikiye bölünebilsin yazarım dedim
soruları cevaplardan çıkar oluru olmaza böl varlığı yoklukla topla kalanı gidenle çarp elde var bir yarı Tanrı / bir yarı ölü her şeyi hiçlere ayır, bırak dillenirken yalanlar demlensin gerçekler yaşama öl, ölüme yaşa sebebin sonuçsuz, suçun cezana denk (!)
Yaz dedi Tanrı; Tanrı'dan kaç mesela / görmezden gelsin, eli kolu bağlı yazarım dedim
yorgun martının uçmaya kalan son umudunu kır melekleri göm toprağa kopar kelebeğin kanadını söylediğin şarkıyı vur notalarından / ağzın dilin kan revan şahlanırken gölgeler müstehzi bir kahkahaya tutun, çık dizlerine kadar girdiğin günahtan aç gözlerini ölümün yaklaştığını bilmezken Tanrı'ya ve Tanrı içten içe sokulurken sana ölüm sana aynı gözle bakmayacak kendi ölümünü kendin yaz.
Yaz dedi Tanrı; Tanrı'yı inkar et mesela / kimse bilmese de olur yazarım dedim
diyalektik bir sancı sarmışken bedenini sonları başa sar kapat güneşin ışığını ay tutunsun avuçlarına söndür yıldızları parmak uçlarınla alaşağı et dünyayı bir tekmeyle hayatı sık, posasını kaldır at çöplüğe ölümse ölüm tut çıkar ruhunu içinden bitsin bu esaret bedenin ilk gün kadar güzel saçların tel tel dudakların şarap tadında ve belindeki gamze ...
Yaz dedi Tanrı; Müptezel bir Tanrı yarat mesela / ölümlerden beğendiğin ölümün kaburga kemiğinden yazarım dedim
pervasızca seviştiğin cümlelerinden bir Tanrı doğur göğüslerinden taşan damıtılmamış cerahatle emzir büyüt gölgesine sığınabileceğin kadar haritada olmayan karanlık kentin akrebin vurmadığı saatinde tüm Tanrısal apoletleri düşür ve zamanın olmadığı o yerin şuursuz gelgitinde Tanrılığını unutan şaşkın bir Tanrı yarat gururlan eserinle kutla kendini yahut kutsa ...
Yaz dedi Tanrı; Tanrı'yı söyle mesela / konuşmasan da olur yazarım dedim
Tanrı oku dedi, anlamadın okumadan yazamazdın hayat okunur ölüm yazılır ve unutma herkes kendi ölümünden sorumludur ...
Yaz dedi Tanrı
yazdım !
Yaz dedi Tanrı; yazdıklarını sil mesela / izi kalmasın silemem dedim
Sil dedi Tanrı
silemedim !
Yaz dedi Tanrı; gülümsedi
Ya ben Tanrı değilsem
. . . Ne düşünüyorsun Tanrı'm Tanrı'yı Ama... Senden başka Tanrı yok Kendine baktığında gördüğün Tanrı değil midir? (!)
Dilek Akın - Yaz Dedi Tanrı / Yazdım '08
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : şiir, deneme, edebiyat, Tanrı, ölüm, hayat, dilek akın, yaz dedi tanrı, ya ben tanrı değilsem
|
26/9/2008 - Sylvia Plath'a Mektuplar I

- Ne düşünüyorsun Sylvia ? - ölümü
söyledim sana, vazgeç kendini Lazarus sanmaktan hem artık İsa da yok her öldüğünde hayat veremez sana
- Ne düşlüyorsun Sylvia ? - ölümü
ve küstün Tanrı'ya çünkü korktun ölmekten ölmek yok olmaktı Sylvia sen bunu beceremedin
- Nereye düşüyorsun Sylvia ? - ölüme
dizelerini kaybetmiş bir şiir gibi hayat arıyorsun ölümden ah Sylvia vazgeç artık ölümün neresinden dönsen kârdır bir kez daha doğamayıp küllerinden korkarım Sylvia öleceksin
* ' ... Herr god, Herr Lucifer! Beware - beware. Out of the ash I rise with my red hair '
Dilek Akın
Albania '06
* Sylvia Plath
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : edebiyat, şiir, Sylvia Plath, dilek akın, sylyvia plat'a mektup, lazarus, isa, ölümün neresinden dönsen, sylvia öleceksi
|
23/9/2008 - Sylvia Plath'a Mektuplar II

... sonra sustun bir gün kesildikçe sesin kan damlıyordu kaleminden
yaşarken yazmak ölümü ne büyük sanattı ah Sylvia sen bunu beceremedin
korktun kabul et kaçtın yanıbaşındaki gölgenden
sen her gün biraz daha ölüydün devleştikçe gölgen öldükçe öldün gömüldükçe karanlığa
sen zaten bir ölüydün !
o sırça fanusta hücrelerin vazgeçmiş hayattan ölüm solurken her zerren üzerindeydi gölgen bedeninin ah Sylvia bilemedin *'... o sırça fanus ki, içinde ölü bir kelebek gibi tıkanıp kalmış biri için dünyanın kendisi kötü bir düştür '
Dilek Akın '2006
*Sylvia Plath
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : edebiyat, şiir, Sylvia Plath, dilek akın, sylvia plat'a mektuplar, sırça fanus, ah sylvia beceremedin, sen zaten bir ölü
|
18/9/2008 - Nü Veda; Ayrılığa Dudak Payı
'Berto Riccardo Biaggio' sızısına ... Ritmik bozgunlara uğramış kalp odacıklarında solunum yetersizliğinden an be an ölen düşsel yan(ı)lışlarını şaşaalı cenaze törenleriyle gömüyordu kadın ruhunun keşmekeş ütopyasına ... erken boşalan gözyaşlarına mezar olurken gamzelerin kaç intihar gizlenir kirpik uçlarında dur Riccardo, sırası değil daha sonra ölebilirsingitmeliydi kadın ki gitmek için kalmıştı usunun her köşesinde arsız tebessümlerle bezenmiş boylu boyunca uzanan gerçeklerin üzerini özenle seçtiği yalanlarla örttü adam ölüme dudak payı bırakmışken zaman ektiği hayallerden gerçek biçemezdi sus Riccardo, konuşmaya vakit yok biraz daha sevişelimuzun cümleler paslı makas darbeleriyle kesiyordu aşkın gitmelere yenik düşen ömrünü dil altına yerleştirdi adam dudak ucuna gelen çıplak kelimeleri susuyordu konuşsaydı mutlak bir ölüm çınlayacaktı lal olmuş hücrelerinde ölümü içine kustu adam ve sustu aşkın mağrur infazına tanıklık ediyordu gece gece yıl(dız)ların saydıkça kanatan sivri köşelerini saklıyordu karanlığında gece (d)okunuyordu ebruli bir ayrılığın her zerresin(d)e tende sızı oluyordu gece, (ç)özümlenmeyi bekleyen acı bir denklemken kadının parmak uçlarında. dudağının kenarında kalan tirada zehir zemberek bir dille dokunuyordu kadın; ah Riccardo yanılıyorsun hayatın zarı çoktan patlamış bu yüzden hiçbir yaşam bakir/e değilayrılık; iki ucu keskin bıçak yırtıyordu güne doğdukça tan yerini (k)an kaybediyordu aşk oluk oluk adam gitme diyordu kadına ben ölmeden ölme. kıskanarak izlerken Tanrı aç biilaç; yitik gölgesini atıp sırtına kadın ayak üstü sevişmelerde ruhunu teslim etti adama huzur içinde uyuyabilirdi artık yalnızlığa hadi Riccardo şimdi sen de ölebilirsinbir elveda cümlesinin kıyısından aşağı bıraktı adam kendini ve bu yüzden hiçbir vedaya el süremedi kadın gitti adam öldü gökten üç nokta düştü yakışmadı hiçbir aşkın sonuna ( ... ) son kez yazgının deklanşörüne basıyordu Tanrı, gözlerde aynı hüzün, iki ayrı coğrafyada ... Dilek Akın - Ritm-i Albania '07
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : Edebiyat, şiir, deneme
|
9/9/2008 - Ucu Kırık Şiir; Bitevi Yokluk Tınısı
hafif meşrep yalınlığında yalnızlığın ve yılgınlığında aşka yenik düşmüş hüzzam makamı çaresizliğin dokunup kaçarken teninin her bir güftesine senfonik bir hüzün çatısı bizi gölgeleyen
dur ! diyorum dokunma yorgun mısralarda gizlensin söz sürme şiirin çıplaklığına her bir teneffüs sahnesi inletirken nağmeleri ses etme şair, sus ! görecekler tutamadığımız düş(üş)ler dil(l)enirken baştan ayağa müebbet bir gerçeğe hükmedecekler
oysa ...
bir bir anlatmak isterdim özgeçmişini hücrelerimin çiy çiy dökül özgeleceğimin moleküler yapısına daha çok doku/n şiirimin fütursuz anatomisine ...
(ya)saklanabilirdik perdesi patlamış hayattan flu bir ölümün ensesin(d)e ya da (s)aklanabilir sancılı imgelerin izdüşümüne yazılabilirdik hilkat garibesi kalemlere şiir diye
olmadı...
biz seninle şair çocuk ıslak bir temmuz gecesinin kör saatinde yapış yapış duygular tortusunda ve bulacasında gözden ıraklığın yan yana, göz göze diş dişe bir şiirde yakalandık şiire yakalandık..
eller yukarı desem şimdi kaç şiir düşer parmak uçlarından kırılır ...
Dilek Akın- Temmuz,Yirmibir'İkibinsekiz
Şiire vesile Kaan Özer şiirine teşekkürlerimle..
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : şiir. edebiyat, deneme, makale, öykü
|
16/7/2008 - Aşk; Bir (B)ölme İşlemi
aşk acısı olmayan bir şiir tarifin var mı üstad?
yüreğime yapışan bir günahı deşip çıkarmak zamanı gelmişti çoktan ah! ne büyük günahtı seni sevmek
gölgenin yalan sıcağından sıyrılırken gölgemin titrek adımları korkarım; kapat ışıkları gerçekleri görmeyeyim
- - -
şeytan uyma bana / sana uyduğum yerde kal - gitmeliyim
verdiğin sözden döndüğün yolda büyürken ihanetin sancılı, soğuk duvarı bini bir para pişmanlığının
zehirli çiçeğin yalancı rengine aldanmış, aldatmışken sen ve ben aldatılmış....
yaşadığımı ancak bir ölü anlayabilir seni içimde ölmeliyim
- - -
avuçlarımdan taşan duaları yudum yudum iç Tanrı'm / ziyan olmasın
aklımın ucundan gelip geçen korkuların tecavüzünde duygularım kaybetmek; düelloya yatırılmış arsız bir sokak kadını hangi sebeple sevişse sonuç doğuramaz biliyorum ki bilmek ölmek gibidir gitmek; bile bile ölmek
gözyaşlarıyla yıkanmaktan çekmiş olsa da umudum bazen ölmek; silbaştan başlayabilmek bırak rahat öleyim
- - -
hayatımın dağınıklığını toplamayı bıraktım şimdilerde kırış kırış olan ruhumun buruşukluğunu ütülüyorum
iç acılarımın toplamı aşka ters bir açı ki aşk bir (b)ölme işlemi çok kalanlı acılarımı kalansız mutluluklara bölüp seni içimde ölüyorum
hiç olamadığın kadar gerçek olduğun gibi yalan kal aşkın vurduğu yürekte acı biter gidiyorum..
acısı olmayan bir aşk tarifin var mı üstad?
Dilek Akın
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : şiir, edebiyat, deneme, dilek akın, aşk bir (b)ölme işlemi, şiir tarifi, şeytan uyma bana, iç acılarımın toplaamı, aşka
|
20/2/2008 - Olsan, Hiç Olmadığın Kadar
Boyası aktı süslü kelimelerin bozdum kurduğum uzun cümleleri tek bir söz kaldı dilimin gölgesinde
gelsen şimdi, hiç gelmediğin kadar
yalanlar söylesen masallarla uyuttum gerçekleri / uyanmasınlar parmak uçlarımızda yürüyelim hayallerin üzerinde
olsan şimdi, hiç olmadığın kadar
aşk; boyumu aşan her defasında boyumdan büyük şiirler yazsam dizsem üst üste umutlarımı uzansam sana, aşka
gitsen şimdi, hiç gitmediğin kadar
eksilen yanlarımı diksem yokluğunla bırak ellerini yakar yasak dilekler / ben tutarım mühürlesen dilimi söylemesem;
gelmeden gitme bir daha...
Dilek AKIN - Ritm-i Albania / Şubat'ikibinsekiz
|
|
Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : şiir, edebiyat, deneme
|
20/2/2008 - Şair'e - Şair'den
Şair'e I
veda -değil ki- bu hoşçakal niye bir şiirse bu eğer ve ben uzanmış yatıyorsam tozlu mısralarda çırılçıplak git değil kal şair dur/ma yaz beni...
Şair'den I
yaz/sam -tutmaz ki- tenin mürekkebi kal/sam bir yudumla başlasam önce topuklarından içsem her satırından ama dur ! sevişmeden dikenli mısralarda şiir kim kanattı diz(e)lerini...
Şair'e II
(k)an -değil ki- bu ömür akıp giden diz(e)lerimden iklimsizliğin kuraklığında yapraklar kurumuş dilenirken bir yudum suya şair! avuç içlerinin teriyle yaşa(t) beni...
Şair'den II
senaryo -değil ki- bu yaşanacak yazgı kalemden süzülen yazılacak (s)özüm sen bana şair dedin ben sana şiir...
Dilek AKIN
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : şiir, edebiyat, deneme
|
14/2/2008 - Bir Masalın Son Cümlesinden Kaçtı/m Çocukluğum
her çocuk biraz ben şimdi; öncesiz, sonrasız, zamansız...
hafızasının tozlu sayfalarını çevirdi şeker rengi şarkılarını aradı hanımeli kokan düşlerinin arasında ipten bir salıncakta uyuyakalınca çocukluğu açılmıştı gözleri masallara
hiçbir masalın son cümlesine yetişemedi çocuk koştu - yoruldu ..
pas tutmuştu beklemekten açamadı diline vurulan kilidi esrik melodilerde asılı duran sol anahtarı yoktu geri dönecek bir yeri nereden geldiğini bilmeyen sessizliğin
masalın orta yerinden kaçamadı çocuk sus pus ..
süpürüp halıların altına gizledi hiçbir çöplüğe yakıştıramadığı korkularını kaybetti repliklerini; doğaçlama bir masalda askıda duyguları ne bulduysa geçirdi yüreğine büyük durdu kimi ya da uymadı
bir masalın son cümlesinden kaçtı çocuk sayamadı; gökten kaç elma düştü ..
her çocuk biraz ben şimdi; dünsüz, yarınsız, masalsız...
Dilek AKIN
|
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : şiir, edebiyat, deneme
|
10/2/2008 - Şiirlere Saklandım / Bul Beni
özneliğimi gizlediğim cümlelerde sakla kendini satır aralarına kimseler görmeden sevişelim kelimelerde...
son nefesini veriyor sözlerim / şiirlerle yıka, öyle göm
ısmarlama yüreklerle yaşanmaz sevda kuytularına sığınır bir dilenci avuç açar şiir avlularında yaşlanırken bugünler dünleri doğurur durur yeniden
yaşama sustum / sen de sus bana
gel diyebilmek kadar zor bir gidişi beklemek oyalanır korkular bir çelmeyle hayaller düşünce sus(a)mak kana kana bir tutam nefese ve aşka
sesimin gölgesinde kal / orada seni bulamazlar
bozulur aşkın tuttuğu lades ve tutunduğu bileklerinden hoyratça kesilebilir sevda buza şiirlere sığınılır üşüyünce duygular
anlamsızlıklılardan bozma anlamlar kuşatmasında tek bir ses yankılanır boşlukta; gelmeden gitme bir daha...
Dilek AKIN - Ritm-i Albania / Ocak'ikibinsekiz
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : edebiyat, şiir, deneme
|
9/2/2008 - Gözyaşlarıyla Ört Üzerimi
önce gözlerin elveda diyordu belli ki gidiyordun ardışık acılar kervanına kıvrılıp parantezler içine sakladım eksilen kimliğimi kadehe şarap dökecekti yüreğe umut yokluğun kör kuyulara rengarenk dilekler atar örterdim ayrılığın en mahrem yerlerini
ucuz romanlarda okumuştum; -e halinden girilip -den halinden çıkılırdı hoyrat sevişmelerin çoğul başlayan her gece yıldızların kuyruğunda hayallerle kayar tan yerine düşerdi tekilin firariyle göğüs kafesime sıkışan duyguların ayak izlerini sürerken kalemimin kurşunu kanatıyor sayfaları
içimde giydirilmeyi bekleyen bir boşluk ne koyarsam koyayım çıplak kalıyor ruhumun karanlık odalarından geri çekmeliyim belki de açık arttırmaya çıkardığım kehanetlerimi hiçbir ateş su doğurmayacak biliyorum günah çıkarma seanslarımda
cızırtılı bir plağın deforme olmuş ritminde gizliyorum şuursuz hıçkırıklarımı parmak uçlarınla görmeni isterdim dilimin ucunda bıraktığın eflatun tadı
tozlu raflardan indirmeliyim çocukluğumu topuklu ayakkabılarımın solosunda gidenle dans etmeye utanıyor gözyaşlarım kadın olduğumun tüm belirtilerini özenle çıkarıp asıyorum askıya gözlerinle duymanı isterdim oysa mecazi kelimeler kıskacında anlatamadıklarımı
Dilek AKIN
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : edebiyat, şiir
|
9/2/2008 - İçime Kapandım / Aç - Monolog
vurur kapıyı, çeker gider zaman / dönmez geri .. h/içten h/içe kırılır sessiz monolog ..
I
gözlerimde toplu intiharda yaşlar / tutmuyorum muazzam hüzün manzaralarına nazır kusursuz ayrılıklar doğuruyorum
II
kafiyesi yok yaşadıklarımın (ya)saklı sözler girdabında Tanrı'm unuttuklarım aklında mı hala? en son nerede unuttum kendimi / hatırlat beni kapı çalsa, ben gelse
III
öpeyim geçsin derdi annem / öpse ya geçse aşka düştüm, dizlerim kan sabırdan taşlar toplayıp kumsallar boyu seke seke yoruldum aşk sandığım oyunda
IV
bileklerinden kelepçeli miş'li zamanlara dolduramadı geniş zamanları uydurduğum masallar üstesinden gelemediklerimin altında ezildim
V
rüzgar ne zaman bir beden arasa yalnızlığı giyindi, vurdu yüzüme kaçıp ardına saklansam da dikiş tutmadı gerçeklerle yırtılmış hayaller -bir dikiş tutturamadım
VI
her şey başladıgı yerde bitiyor bir yalanın gölgesinde ve yalandan bir ip sarkıtmadan inilmiyor gerçeğin derinliğine hiçsem eğer her şey olmalı bir yerlerde ve her şeyden biraz kalmalı bitse/m de
VII
yaşama susa(ya)n gözlerimin kıyısında yakıyorum gemileri cinayet manifestosu parmak uçlarımda soytarı bir tebessüm
ses/sizlik kesilir / kan damlar .. h/içten h/içe ölür sessiz monolog ..
Dilek AKIN - h/içlenmeler / ikibinsekiz
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : şiir, edebiyat, deneme
|
8/2/2008 - Med Cezir Gölgesi
G ö l g e o y u n u n d a n …
acının kaburga kemiğinden yaratılmıştı aşk ne kadar gerçek olabilirdi yaralamayan bir sevda masalı...
kendimi sakladığım kabuğu kırdım yırtık gülüşleri dikerken dudaklarımda diyetini ödemeliydik yağmurla y(ık)anan lirik yalnızlığın
kan revan içindeydi kestiğim ümitler tek bir pıhtıdan doğuyorduk kutsal şarapla yıkadın ruhumu arındım; dudaklarım üzüm rengi
eğreti dirilişlerin parmak izlerini sürerken ellerin (d)eğildi derinlerim(d)e bir no(k)taya dikmiş gözlerini acının resmini çiziyordu Tanrı
Tanrı'nın şarkılarıyla dinlendik
suskun bir tiradın gamzelerinden (ç)aldığım mayhoş tatla can bulduk akordu bozuk dokunuşları öğütüyorken teninin pürüzü dikenli sularda yalınayak yürüyorduk
eğreti düş/üşlerde dillendik
yasakları bertaraf etmekti aşk duvarların ötesinden dökülen siluetinle tüm günahları içmeliydik yer çekemezdi bizi bulutlarda sevişirken
aynaları yırttım; illegaldi tüm çığlıklar ben döküldü suretimden seni gördüm paçavra ettiğin yıldızlarla yaralarımı sarıyorken ben kokuyordu nefesin
örselenmiş yenilgilerde demlendik
gölgemi kemirirken yokluğunun dişleri doyuyordun hiçliğime yittikçe çoğalıyordu gaip suskular buruşuk bir perdede oynayamazdı iki bulanık gölge
paslı bir teraziye ruhumu bırakmış aşırı dozda düşler yutmuştum sakar bir dilden fısıltılar düşüyordu boşluğa aşkın anadiliydi gözyaşı suyun rengi devrilirken üzerime biliyordum; her (b)aşka yolculukta bir artı bir kendine eşitti (!)
karesi de kökü de acıya eş; tek kişilik bir yanılgıydı aşk hangi kanun c/esaret edebilirdi aksini (s)imgelemeye..
bir artı bir eşittir bir ( 1+1=1 )
M e d c e z i r ç a l k a n t ı s ı n a …
Dilek AKIN
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : edebiyat, şiir
|
8/2/2008 - Yalnız/lık Tınıları
Tutsam şimdi hayatı boşaltsam kalpten kalbe nakliyat var mıdır tüm kırılmışlıklarımı taşıyacak...
kaptan en yakın yalnızlığa çek !
yaşamın bodrum katına kapattım kendimi burada ışık yok../..ışığa kara düşürenler de demir parmaklıklı camın ardında gelen geçen renkli pabuçları izliyorum hangisinin yere vuran gölgesi birleştirebilir parçalanmış duygularımı
afedersiniz sizi bir yerden tanımıyor olabilir miyim ?
kim dokunduysa bir yara izi öğrenmiştim oysa sakla(n)mamayı üzerini örtmeyince daha çabuk kapanıyordu yaralarım../..kabuk bağladıkça kanattılar
peki sen anne nasıl mutlu olabildin dünyaya gelişime ah! mutlu sonlar değil mi içimdeki Pollyanna can çekişiyor hiçbir son mutlu değildi kandırdım seni üzülme diye hiç söyleyemedim üzüldüm anne, üzdüler buranın iyi bir yer olmadığına artık eminim bir kondom artığında çürümeyi yeğlerdim hiç başlamadan bitseydi yaşam şimdi alsan beni tekrar içine, saklasan
yıldızların gizlenecek yeri var mıdır ?
iki elini ensesinde birleştirmiş yalnızlık uzanıyor karşımda bir yandan keyf-i alem ıslıklar çalarken fırlattığı haylaz gülümsemeler yapışıyor yaşama silik ruhuma
örümceğin ördüğü ağdan sızan yalnızlığa ince telli vuruşlar çınlıyor odada nasıl da ustaca çiziyor yolunu
Tanrı'm kader dediğimi baştan yazabilir miyim ?
ölümün bemolü yaşamın diyezine çalıyor yıldızlar tutanak tutarken toprağa tüm repliklerim düşüyor../..kim kaldırır yaşarken öleceğimi fısıldarken ölürken yaşayacağımı kim soyleyebilir sığınabilecegim bir tek hikaye kalmamış
boş yeri olan bir masal var mı bildiğiniz ?
suskunluğum büyüdükçe kalp atışlarımın aksak titrek sesi çoğalıyor şarkıdan kaçan kupa kızı kendini asarken sinek vızıltısı bile yok ortada../..değil sinek valesi beni içine çektikçe zevkten dört köşe olan paytak bacaklı bir fahişe şimdi sessizlik içimden şiirler geçiyor../..tutamıyorum bir şairin kemikleri sızlarken suskunluğuma gömün beni
tek başıma ölmemeyi becerebilir miyim ?
çatlamış dudaklarım arasından süzülüp düşen gözyaşlarımı ay ışığında kurutuyorum kemirgen bir uğultu yükselirken karanlığın yitik kasvetinde küfürbaz, sarhoş, salyalı zamanın ağzını kırıyorum saatler yok artık../..akrep - yelkovan serbestsiniz boş saksılara umutlar dikerken ürperiyor yalnızlığın pervasız dili
yalnızlık çek ellerini üzerimden !
ilk kez kalem tutuyor gibi ellerim üzerime devrilen kimsesizlik enkazında buruşuk bir peçeteye yazıp versem yeniden söyler mi hayat şarkımı iliklerime kadar soyundum sana hayat bekaretini aldığın duygularımın günahı boynuna
kaptan yalnızlığın uğramadığı ilk durakta indir beni !
rotasız bir gecede Tanrı'nın etekleri altına sığınıyorum...
Dilek AKIN / Müsveddeler
|
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : edebiyat, deneme, şiir, yalnız/lık tınıları, alsan beni içine, içimdeki pollyanna
|
8/2/2008 - Yaz Dedi Tanrı
kelebekler vardı önce geceden uçmaya güne kanat çırpan gizlice...
yaz dedi tanrı; gökten sağnak hüzünler yağarken, kırlangıcı çığlığına göm dedi. yaz dedi tanrı; kendini boşluğa bırakmaya hazırlanan yorgun sesini at sırtına, bebeğin yüreğini kirlet dedi. yaz dedi tanrı; ruhun sırra kadem bastığı bir ayrılık öyküsünde, aşığın sevdasına sırt dön dedi. yaz dedi tanrı; peşin sıra kovalarken inandıklarının inançsızlıgı, meltem esintisini kov dedi. yaz dedi tanrı; güneşe bulanmış karanlık gölgeler aldatmacasında, uçurtmayı toprağa çiz dedi. yaz dedi tanrı; bir yoktan iç çekişin nefes kesen çığlıklarıyla, güneşin doğuşunu batır dedi. yaz dedi tanrı; dokunmadan yağmurun ürkekliğine en arsızını fırlatıp kahkahaların, ayın şehvetini söndür dedi. yaz dedi tanrı; esmer tene yaraşırken rengarenk umutlar, varolmanın yokluğunu hatırlat dedi. yaz dedi tanrı; bir yalanı yakmış tüttürürken dudakların arasında, kelebeğin kanadını kır dedi. yaz dedi tanrı; gölgeleri örten ışıklar yankılanırken gözlerden, gerçeği düşe çevir dedi. yaz dedi tanrı; acının cüssesi ağır gelirken bir ölümden, umudun ışığını kapat dedi. yaz dedi tanrı; hic yazılmamış bir şarkının notalarında çırpınırken, matemin karasına ak düşür dedi.
y a z d e d i t a n r ı
yazdım!
sil dedi tanrı, durma! şimdi bir bir sil…
s i l d e d i t a n r ı
silemedim!
kelebekler öldü sonra geceden uçmaya güne kanat çırpan gizlice...
yaz dedi tanrı, gülümsedi;
y a b e n t a n r ı d e ğ i l s e m
...
Dilek Akın
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : edebiyat,şiir,dilek akın,yaz dedi tanrı,
|
8/2/2008 - Sırf Bunun için Sevebilirdim
Ertelenmekten toz tutmuştu duygularım çıkardım ruhumu, silkeledim
kocaman elleriyle bana sahip olmaya çalışan ne kadar süslersem süsleyeyim çok çirkin bir duygu yalnızlık ayak izleri hala sıcak çok olmadı geçip gideli herşey okunduğu gibi yazılsa keşke
hayallerimin üzerine karanfiller atmış mumlar yakıp matemini tutuyordum
her hüzün arifesi bir cenaze töreni sükût-u ses makamında yükselen ilahiler tırmalarken kulakları siz düştünüz canımın orta yerine gözlerimde dolan hüznü siliyordunuz gölgemin yanına serilivermişti ya gölgeniz sırf bunun için sevebilirdim sizi bayım
daha ne kadar muhafaza edebilirdim aklımın tavan arasına sakladığım gerçekleri
umutsuzluğun kıyısına bağdaş kurup oturmuş gün be gün uzayıp çoğalan soru işaretlerimi kesip atacak bir ustura dileniyordum bilincimin altında ezilen düşüncelerin kalabalığında bir adım atacak kadar düş yoktu gece kimden peydahlamıştı onca yıldızı ayın karanlık yüzü örterken bu günahı bir sırra bekçilik yapıyordu sessizlik siz aşktan bahsediyordunuz, umuttan şarkıları maviye boyamaktan ölü toprağı soğukluğundaki bakışlarımı ısıtmıştı ya sözleriniz sırf bunun için sevebilirdim sizi bayım
aklıma takılıp kalp odacıklarıma düşmüş müstehcen korkularıma vurduğum kilitleri açtım
gökyüzü pürüzlü ve çirkindi günden güne ve yoktu hiçbir krem yaşlılığını geciktirecek ya da kendine saklıyor olmalıydı Tanrı sokağa çıkma yasağı koymuştum nefesime bedenim tahliyesini istiyorken ruhumun şiddetli geçimsizlik yaşadığım benliğimi yerin yedi kat dibine sürmüştüm içimden hiç konuşmayıp küstürdüğüm çiçeklere takılıyordu bazen gözlerim oysa gözyaşlarımla sulayıp can verebilirdim yeniden tırnaklarımı geçirip yırttığım hayalleri dikmekten bahsediyordunuz siz yalanlarla da olsa yapıştırmıştınız ya kırılan umudumu sırf bunun için sevebilirdim sizi bayım
mutsuzluk her yanıma bulaşmış rutubet kokuyordu hislerim
her köşe başında bir züppe öldürdü inadına sevişip doğurduğum umutları her hali görmüştüm kalmadı başka hal görecek halim yaşamak kolaydı ölmeyi başarmak zor bir acıyı ancak bir başka acı unutturabiliyordu ve bir kaç kez ölmeden hayat değildi yaşanan ayın etrafında el ele tutuşmuş şarkı söyleyen yıldızları gösteriyordunuz siz oysa benim için yıldızlar bir günahın çocuklarıydı masallara inanmazdım vakt-i zamanında yenmişti elmalardan biri gökten düşecek üç elmayı beklerken
beraber ölelim demiştiniz ya sırf bunun için sevebilirdim sizi bayım
yazılmayı beklemekten küf tutmuştu bu şiir söylemek istediklerim aslında bunlar değildi
korktum; düşerseniz zamansızlığımdan kırılırdı sevinciniz, umudunuz incinir yazmayacağım ama olur da yazarsam bir gün bilin ki sırf bunun için sevebilirdim sizi bayım
söylemek istediklerim hiç söyleyemediklerim...
Dilek AKIN - Sayıklamalar / imgesel kayboluşlar
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : edebiyat, deneme, şiir
|
7/2/2008 - Yedi Numaralı Bahar Şiiri
göbek bağımızı kesse de ayrılık denen illet aşk doğum lekesi yüreğimde / silinmeyecek
izi duruyor bakışlarının çatlamış duvarlarda ne zaman gözgöze gelsem içimde titreyen bir yangın gözyaşlarımın değdiği yerleri yamalarken anılarla biliyorum; fesleğen kokusu değil ki bu / kokundan tanırım seni
hatırlar mısın; alelacele çıkar evder terliklerle göğe açardık kollarımızı yağmur vakitlerinde sen serseri mayın, ben çirkin ördek yavrusu sığmazdık hiçbir masala
bulutların rengini sorardın beyaz desem gülerdin, siyah desem üzülür...
yazları hüzün arasında mutluluklar kışları zulamızda hayallerle geçirirdik en çok baharları severdim kır çiçekleri arasında bir şiirle gelişini çok isteyince kaymayabilirdi yıldızlar yaprak dökmeyebilirdi sonbaharda ağaçlar ve ayrılık olmayabilirdi sevdalarda hayata ses tellerinden tutun demiştin birinde sessizlik çöktüğü zaman ölüm gelir
Alaturi De ingeri dinliyorum / ruhumu dinlendiriyor karanlık emzirirken geceyi bugün dediğim de dün olmuş akreple yelkovan randımanında ruh nasıl dinlenir diye içleniyorum bir yandan yokluğunun ayak izlerini süpürürken darmadağın hayallerimizi topluyorum aynalar da olmasa hatırlamayacağım kendimi ruh halime uygun şiirler giyinmeliyim çağırmadan çat kapı gelen arsız bir misafir sensizlik aklı sıra gittiğine ikna edecek beni bilmiyor; alnımdan öperdin gidecek olsan kapı gıcırtısı - fare tıkırtısı değil ki bu / ayak sesinden tanırım seni
iki ters bir düz ördüğümüz düşlerle giydiriyorum sensizliği / üşümüyor gittiğini söyleyenlerin hepsi düşerken kelimelerimden papatyalar arasına iliştirdiğin şiir dimdik duruyor karşımda biliyorum; rüzgar değil ki bu yüzüme vuran / nefesinden tanırım seni
ay kaşlarını çatmış, bakarken sorgularcasına tek failidir tüm çaresizliklerimin yedi numaralı şiir; gitti diyenlere inandığın gündür asıl gittiğim gün ...
Dilek AKIN
Laura ve Denis'e / Romanya'dan Kalanlar - Ağustos'ikibinyedi
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : edebiyat, şiir
|
6/2/2008 - Bir Kabus Ertesinden
dokunmasalar ağlayacağım
kabuslar görerek uyanıyorum kaç gecedir ben olamazsam yanında kalk suyu aç anlat rahatlarsın derdi annem öyle yapıyorum su beni dinliyor ben suyu sonra bir omuzun eksikliğine ağlıyorum annem bilse bunları çok üzülür
çocukluguma kaçtım/ararsanız ruhumun yaşındayım
farkında değildik o zamanlar çocuk oyunlarımızda bile acı vardı ölen ustanın yokluğunu aratmamak için ben yağ satardım Zeynep ise bal kandırılmıştık! yağmur vakitlerinde hiçbir camdan bakmıyordu arap kızı
sandıklarımı açtım/naftalin kokuyor anılarım
güneşi hiç sevemedim yalandan umutlar dağıtıyordu nazar değmesin diye kurşun dökerdim kurduğum hayallere tek şahidim ay dili tutulur beni izlerdi dualarımda Tanrı'ya sığınırdım tuttugum dileklerin damı akıyordu belki ama hepsi sağlık dileniyordu hastalık demek ölüme yaklaşmaktı öğrenmiştim dört yaşındaydım kahkahaları gibi benzemişti kaderleri bir odada büyükannem bir diğerinde Adile teyze son attıkları kahkaha yere düşmeden can verdiler balkonumuzdaki karıncalarla samimi oldum sonralarda her sabah erkenden kalkar ekmek parçaları verirdim kocaman ayaklar altında ezilmesin diye sokaktaki karıncalar rüyalarımda dehlizler doğururdum yaşıtlarımın dualarını çikolata, oyuncak süslerken ben uğur böceğinin kanatlarından karıncaya da ver Tanrı'm derdim o zamanlardan belliymiş kendi hayatımı erteleme seanslarım
umudumu kırdım/parçaları topluyorum
uçmaya cesareti yitik kırılgan bir kuşun kanadındayım şimdilerde geçmişin mişsiz zamanlarından saklanıyorum usumun çekmecelerinden habersiz kaçanlar naralar atan sarhoş serserilerin kurşunlarına hedef oluyor oysa düelloya davet edebilirdim uçları kırık düşlerimin hırsızlarını bulutlarda yalın ayak gezinirken kelebeklerin kanat sesleri çığlık olup yutabilirdi nafile bekleyişleri
yıldızları sayıyorum/bir bir kayboluyorlar
oldum olası çok sevdim bu oyunu siyah beyaz fotoğraflara dalıp sessiz sinema oynadığımda hep figürandı yıldızlar mezar taşlarını düşürüp varoluş senaryoları yazıp dururdum mutluluk hüzünle kadeh tokuştururken ben yalnızlığı yudumlardım ah ne büyük aşktır onlarınki biri olmadan bir diğeri sadece hiçtir alnımın her çizgisinden umut bebekler doğurtup birbirine bağlıyor ve kader diyorum daha anne olmadan anne olmayı öğrenmiştim annem varken annesizliği öğrendiğim gibi kader/siz çocuklarımı ninnilerle uyutuyorum uyuyorlar her yeni çizgiyle biraz daha büyüyorlar esrik no(k)talarda şarkılar mırıldanıyorum
ritim bozuklugu var hayatın/ayak uyduramıyorum
şöyle bir düşündüm de aksayan duygularıma umuttan bastonlar tutup iki göz odalı şiirlerime konuk edeceğim ne çok şey var daha bu şiir böyle bitmemeliydi bir şiir böyle bitemezdi ne de olsa apansız ne de olsa kan ter içinde ne de olsa her neyse bir kabus görürüm ben yine
şiir bitti söylemeyi unuttum; sen hissedersin anne, söylesene neyin bedeliydi bu yalnızlık?
bir dokunanın yokluğuna ağlıyorum
.......
Büyükannem ve Adile Naşit'i rahmetle anarak...
Dilek AKIN - Sayıklamalar/Aralık'ikibinyedi
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : edebiyat, şiir
|
6/2/2008 - Adın'sız/ı
saklıyorum adını canımın parmak uçlarında sana şiirler yazdığımı kimse bilmeyecek arsız gidişinde...
hiç anlatmadım sana yalpalayan dizelerde körelttiğim yağmurları rengi solmuş palyaçonun ruhunu araladığımda gördüğüm cinayet sahnelerini ve rotası şaşmış bir geminin izi bulunsun diye ardında bıraktığı ekmek kırıntılarını sahi bana biraz yağmur versene
sen hiç bilmedin söylediğim sözcükler birbirini yuttuğunda kelimesizdi tüm cümlelerim ve acıkmışken şiirler sana yazılmaya ben tiz çığlıklara aldırmayıp son bir nokta koymuştum cebimde belki lazım olur diye tuttuğum hiçbir virgülü yakıştıramadım adının ardına her satır bir mülteci şimdi toplama kampında seninle yamanmayı bekleyen sahi bana biraz sen versene
sen hiç görmedin dudaklarını uzatmış bekleyen dört ayaklı ucube bir yalnızlığın cazibesine kapılmış gidiyordun içimin rutubetinde can çekişirken duygularım şeytan uçurtmalar tutuyordu ellerim gözlerim lal olmuş beton bakışlarında yakıyordum katre katre tüm hayalleri sahi bana biraz düş versene
sen hiç duymadın duvarlar arasına sıkışmış sesim koparken tırnaklarımdan üzerime basıp geçiyordun mor eldivenleri vardı gecenin müstakil bir kalbin ganimetini çalarken minörler soyunmuş 4/4’lük ritimleri emziriyorlardi bense şarkılar yazıyordum boş bıraktığın salıncağın karşısında tüm şarkılar do majorler giyinmişti sahi bana biraz s/es versene
sen hiç anlamadın korunaklı şiirler yazıyordum sana zırh olmuş geri dönüşünü kabullenemeyen tuvalin flu renginde sen dursanda hep bir muammaydı izdüşüm topallayan şiirler yere kapaklandığında icime ç/ekiyordum gözlerinin tarçın kokusunu sahi bana biraz şiir versene
sana hiç sen dememeliydim belki nefesim dudak ucuma getirmişken adını sırtımı hayallere dayamış geriye doğru sayıyordum adının harflerini ______3
____2
__1 diyemeden; kaybettim, bu şiir de adın gibi hükümsüzdü..
sana yazdığım şiirleri kimse okumayacak.. arsız dönüşünde...
Dilek AKIN
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : edebiyat, şiir
|
6/2/2008 - Sürç-ü Ölüm
Kırık dişli ümitlerle tarıyordum Ölümün kızıl saçlarını Beni izliyordun Seni gördüm ...
Gece boşalırken güne Kanlıydı çarşafların Ne çok benziyordun bana Kimseye söyleyemedim
Ben senden önce ölmüştüm Bilmiyordun Beni öldüreni öldürmeli Ülkeme dönmeliydim
Dibi çürük bir ağaç için Ormanlar yakıyordun sen Ben köküne ölüm enjekte ettim puşt acıların Hepsinin canı cehenneme Lanet bir tragedya bu İçimde/n kanamalı şiirler d/üşüyor Ve hayat şartlarına uygun ölümler giyiniyorum
Çocuktum Kadın oldum Kadınken bir ölü Ölüyken Yine kadın Ama çocuk değil Katilim ben Katil! Öl(dürül)mesin diye Kendi ellerimle öldürdüm İçimdeki çocuğu
Toprağın altında çürümesin diye Tanrı’ya bağışladığım hayatımı Şeytan (ç)aldı götürdü (S)atamadı çürüttü Eli kolu bağlı izliyordu Tanrı Gözlerimle gördüm Bu yüzden Azrail Doğurduğu ölümlere Benden gebe
Sonra bir gün sen öldün Kimseye söyleyemedim Ölümü uyutup umudu aldım içeri Dudak dudağa yakalandık kaç kez Düşlerimle de aldattım ölümü Daha ne yalanlar Ne masallar Sonra sen öldün Kendime söyleyemedim
Aynaya baktım seni gördüm Benim ölü(m) arkadaşım!
Dilek Akın
Ayna - Albania '2007
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : dilek akın, sürç-ü ölüm, tragedya, lanet, çocuktum kadın oldum, katilim, şeytan, azrail, benden gebe, sen öldün, ölü(m)
|
6/2/2008 - Paradoks
' Caprice’e '
Bilmen gerekenlerin uzaktan yakından ilgisi yok seninle Bilmen için nedenlerim var belki Bilmemen için bir neden bulamadım
Gecenin üçü şaraplarına sessizliğin renklerini çizerken Sabah haberlerinde kusuyorum Ölüm molalarını Hayati teneffüslerim aksamaya başladığında Gecenin rengine açıyorum Akşamüstü kahve telvelerinde gün dökümünü Gitarımın tellerine kuşlar konmuyor Şiirler benimle konuşmuyor Ve almıyor kanatları altına uğur böcekleri yalnızlığımı
Tanrı’nın aldanışı İnsanın aldatışı Hüznün doğuşu Tebessümün batışı Deniz’lerin toprağa gömülüşü gibi Yutkunduğum çığlıkları Duyuyor mu benden başkası
Ne önemi var Önemi olan ne var?
Ülkemi özlüyorum Sapanla vuruluşunda bile kuş seslerini Parmak uçlarıma hiç dokunmayan uçurtma nefesini Babamın aldığı gitarın kırık ezgisini Ablamın hiç duymadığım sesini Annemi terk ettiğimde göremediğim yüz ifadesini Boş vermişliğimi Boş verip bomboş kalmayı özlüyorum Bilsen ne ağırım kendime Bilme sen Taşıyamıyorum ruhumu bedenimde
Ölsem kalsam Kalmasam ölsem Dönsem ülkeme
Ne fark eder Fark kaç para eder Para eder mi keşkeler Keşke Hiç keşke yapmasaydım
Belki o zaman yağmalanmazdı şiirlerim Silinmezlerdi yazıldıkları yerde Ben de şiirler gibi Doğduğum yerde ölmek istiyorum Bilirsin Doya doya ölmek Yaşarken ölmek her defasında Ölürken yaşamak var ya bildiğim gibi
Bilmediğin gibi her şey Hiçbir şey bildiğin gibi
Bana benziyor herkes En çok da Sylvia Ben hiç kimseye benzemiyorum Hiç, kimse’den sayılır mı? Hiç’ten kimse olur mu?
Kendine iyi bak dedin ya Deme bir daha Ne zaman kendime baksam Ölümü gördüm!
Dilek Akın
Müsveddeler Albania - 01 Ekim 2007
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : paradoks, dilek akın, majör depresyon, ölümün majör gamı, gitar, hayati teneffüs, şarap, kahve, telve, çığlık, sylvia, ö
|
|
Hakkımda
Ben bu satırları yazarken sen çok uzaklarda öleceksin!
Adımı ölüm koy, her öldüğünde beni hatırla...
Kategoriler
Etiket Bulutu
dilek akın küçük tanrılar sen'im ben'in sen zarı Dilek Akın batıl şiir duası; manifesto hayat kısa şiir uzun şiir efsanesi reçeteyle ölünmez dilek mezarlığı dilek akın adımı ölüm koy dilek dilendiği kadar var vaftiz edildim ölümle ölmek anne azrail'i red istanbul iki yaka varlık yokluk lubnatsi a'lubnatsi sürç-ü ölüm tragedya lanet çocuktum kadın oldum katilim şeytan azrail benden gebe sen öldün ölü(m) paradoks majör depresyon ölümün majör gamı gitar hayati teneffüs şarap kahve telve çığlık sylvia ö masal Dilek Akın Işıl yıldız karadelik pollyanna hansel ve gratel pinokyo şiir aşırı doz kusursuz imha imla h anafilya şiir yazılmadı tinerci tanrı müstakil panjur umut ceset kalpler kadar temiz şarapçı zaman şiir. Dilek Akın günah düş kötü kadın kalem mor taka anafilya yabancı batıl inanç kur şiir deneme edebiyat baba pardon bayım fahişe bazen bir şiir sadece bir şiir değildir kaos küfür
Arkadaşlarım
Blogcu Yardım
|