Bazen yaşamak;
ağır ve ağrılı bir ölüme sebebiyettir.
Hayat tıkılıp kaldığın bir fanus olduğunda
ölüm; tek nefes alma şeklidir.
Her şair nefes darlığını şiirle genişletir.
Batıl bir inanca göre;
şiire sağ ayakla girmem gerekiyordu
sağım solum belli olmuyor bugünlerde
ve omuz kavgasında meleklerim.
Şiiri kalemine göre uzat diyorken Tanrı
mürekkepten çalmayı düşündüm
ki düşünmek; ağır suç
düşünüyorsun o hâlde susacaksın
sırf bu yüzden şiirimden sürgün edilebilir
toplama kampında imge dilenen bir mülteci olabilirdim
ve yetersiz mürekkeple çarpık yapılaşan şiir taşıyamaz gerçekleri,
başımıza yıkılabilirdi.
Dualarla ölüm ertelenmezdi elbet
ben de yaşayan her şizofren melek gibi
şiirin dize doğuran rahmini bir duayla tıkadım.
Batıl bir inanca göre;
umut ışığı kısıldıkça
ve kısaldıkça düşler
şiirler uzar...
Tanrı'm,
beni uzun şiirlerden koru!
Âmin.
Batıl inançlarım yoktu esasında, ama
batıl bir inanca göre yazıyor
dahası yaşıyordum.
Kapı çalmamış,
postacı gelmemiş
ve getirmemiş kabul görmemiş dualarımı diyerek
her aklı başından göçmüş insan gibi ben de
günahlarımı çıkarıp kirli sepetine atmalıydım.
Tanrı uygun gördüğü derecede yıkar
hayatla ölüm arasına gerdiği yazgıdan ipe asar
omuz kavgası henüz bitmemiş melekler tarafından toplanırken
geçer karşısına - belki bir sigara yakar -
ve başlardı günah kâr - zarar problemimi çözümlemeye...
Hayır, hayır!
Bu bir şiir efsanesi değil,
bildiğin insanlık (k)ayıbı.
Ayıp ki yorganın altına sığmaz oldu.
Dualarla giriş çıkış kapıları tutulmuş şiirde
uygunsuz cümleye park edebilir,
dizelere çöp atabilirsiniz.
Merdiven altlarında sevişebilir,
şarap içebilirsiniz.
Yalnız günahlara basmak,
sevapları koparmak yasaktır.
Çarpılırsınız!
Hayat tıkılıp kaldığınız bir fanus olduğunda
ölüm; bir nefes alma biçimidir. .
Şimdi...
Ölebilirsiniz!
Bu şiiri Tanrı'yla bizden daha yakın münasebette bulunanların erişemeyeceği yerlerde
meleklerin didişmesine göz yuman koşullarda
şeytandan uzak
hayat şartlarında
ve cehennem sıcaklığında saklayın.
Unutmadan;
Reçeteyle ölünmez!
Tanrı'm!
Hayat kısa,
şiir uzun...
Şiirden dönenin kalemi kırılsın!..
Dilek Akın
İstanbul '2008
Adımı ölüm koy, her öldüğünde beni hatırla...
Dilek dilendiği kadar vardı
Ve ölüm
Yaşandığı kadar…
Tanrı ölümü düşürdüğünden hayata
Kan duman yaşanan
Bu O’nun beceriksizliği (!) değil
Dilek dilenmeye eğilmediğinden
Ölüm duman direnen
Yazgı (!) bu değil
Vakit ölüm üstü şimdi
Ki ben ilk kez yaşamıyorum bu seferi
Dölyolundayken başlamıştı ölüme kalım yarışım
Ve zafer bayrağımı sallayarak düştüğümde ana rahminden
Vaftiz edildim ölümle
Binbir ölüm heceleyerek söktüm okumayı
Ve yalnızca ölüm yazmayı öğrendim
Yaşamayı değil belki
Ölmeyi kendim seçtim
En çok Azrail’i kıskandım
Aynı zamanda her yerde nasıl olabiliyordu
Bir görüş vaktinde elbet soracaktım bunu
Ama ölmek en çok anneme yakışırdı
Azrail’i reddeder
En şık ölümleri giyer çıkarırdı
En son babam terk ettiğinde öyle bir öldü ki
Bir daha ölecek hali kalmadı
Oyunlarını bir tekmeyle yarına atmış
Çek defterine yazılmış baba sevgisiyle büyüyen
Eli yüzü ölüm kokan bir çocuktum
Hayata sıkı tutun demişti annem
Acısın avuçların, kanasın
Bırakırsan
Ölüme düşersin
Çalakalem düşler doğururken şiir şiir
Toprak kanar diz(e)lerin
Durduramazsın
Esrik no(k)taların kendini astığı bir şarkıda
Dilime yapışan nakarat şimdi ölüm …
En şuh yalanları takarken saçlarıma
Sırtımı dayadığım masallar taşımıyor beni
Ne kadar bağlıysam yaşadığıma
O kadar söküldüm
Hayat tutuyor olur olmadık
Kanla karışık ölümler kusuyorum
Aşırı gerçek kaybeden tüm dileklerimi
İçimde saklı mezarlığa gömüyorum
Kendi mezarıma...
' Baba ' derdim ...
' Öldüğümde beni içine göm! '
Dilek Akın
Albania '2007
İki yakanın bir araya gelmeyeceğini biliyordum yokluğumda
ve varlığımla geçemeyip boğazından
genzine düşüp
öleceğimi
...
Dilek Akın
Romanya '2004
Gözlerinden Kayan Binbir Yıldız Masalları
20/3/2009 tarihinde yazıldı.Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Gözlerinde uyuttuğu yıldızlar adına,
‘ Biz O’nunla karadelik gibiydik ‘ diyen Işıl’a...
İntiharın eşiğinden döndüm az önce
saat gece yarısını vurduğundan
eşiğe takılı kalan ponponlu terliklerim
bir masal saçmalığına kurban gitti
kırılmıştım
tüm kırılmışlıklarımı üst üste dizmiş
dipsiz bir uçurum kıyısından kendimi bırakmaya hazırlanıyorken
dur bile demeyen Pollyanna'dan dost olmazdı anladım
içinde besle büyüt yıllarca
kendi infazına göz yumsun
Bugün Pollyanna'ya rest çektim bayım
büyükannemin kılığına bürünse de
açmayacağım hiçbir masal kapımı
Masalların acıtan taraflarını törpülemeye kalktım az önce
gerçeklerin keskinliği size zarardı bayım
en az Pollyanna kadar kırgındım size
eski kırık kalbini getirene yenisini veren bir kampanya da yoktu üstelik
umudumun yırtık zarını güzel yalanlarla yamaladım
dikiş yerleri siz kanadı bayım
bir film şeridi gibi gözümün önünden geçerken aldanışlarım
acilen hayatıma cüzi dozda şiir almalıydım
Şiiri fazla kaçırdığım bir akşamda
kendimden geçiyordum
size uğradım
çok kalmayacaktım
mevsimsizliğime dokunurken
güzden geçtiğinizi söylediniz
her akşam aynı satır başında buluştuk sonralarda
kağıttan uçaklar yapıp
cam kenarında afili bir yere iliştirip aşkımı
gönderdim yüreğinize
paragraflar boyunca seviştik sonra
bütün imla suçlarını işliyorduk
failiydik kusursuz imhaların
de’ler ve ki’ler ayaklandılar
virgüller aşktandı, dokunmadık
önümüze gelen noktaya kaç sille
sayamadık
Aşırı dozda şiirler almıştık yine
parantez aralarını boşaltmaktan aranan iki zanlıydık
- ' mevsimsiz, zamansız aşka yardım ve yataklıktan ... ' -
ojelerini bozduğumuz tırnak işaretleri arasında yer alıyordu isimlerimiz
iğne deliğinden cennetler geçirirken biz
kimin umrundaydı
Şiirlerin masallara bulaştığı bir anda
miş'li zamanların laneti düştü üzerimize
elimiz kolumuz bağlandı dilek kiplerinde
mutlu sona doğru
bir cümleden diğerine geçerken nefes nefese, kan ter içinde
azami hız sınırını aşmaktan yargılanacaktık bir de
Yıldızların kuyruklarının kesildiği hecede soluklanırken
kimliği bilinmeyen mevsimlerce ateşe verilmişti masallar
aşkın kan kaybeden apoletleri düşüp kırılırken
' Güz sadece bir mevsim değil 'diyordunuz bayım
gözlerimden dökülen yıldızlar avuçlarınızdan kayarken
tutmadığınız her dilek kendi mezarını kazıyordu
Koynumda beslediğim ihtimal mevsimsizliğe büyüyorken
kollarımı açabildiğim kadar sevmiştim sizi bayım
boyumca yalnızlığım var şimdi
DNA'sı ihanetin Güz’e dönümü
Ben sizden geçiyordum bayım
bir şiire uğradım
düştüğümde beni gördünüz sandığım
kör kuyuydunuz
Güz bir mevsim değildi anladım;
gözlerime inen perdede sahnelenen aldatılışım,
kırılmışlıklarımdan görünmeyen mutsuz sonsuz masallarım...
Dip bucak temizlik yapmaya karar verdim masallarda
ne Pamuk Prenses'in çürüyen elması kaldı
ne Hansel ile Gratel’in ekmek parçalarını yiyen kuşların pisliği ormanda
ne Pinokyo’nun tahta tozları arasında yalanları
ne de külleri Pollyanna'nın
intiharın eşiğinden dönerken bayım
içimde kalan siz kalıntıları
bir şiirde can verecekti
Şiirden de geçtim bayım
kendime geldim
masallar duruyordu
siz yoktunuz
Altşiir : Güz keşke bir mevsim olsaydı.
Hazan’dan Zemheri’ye geçerdi.
Hiç değilse...
Dilek Akın
09.03.09 / İstanbul
Anafilya / Sayı 94
Bu Şiir Yazılmadı; Ölgün Düşlem Esrikliği
13/3/2009 tarihinde yazıldı.Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Gölgenden kanamaya başlamışsın bir kere …
Bir şiir yazılmalıydı
onlarca yanlışın toplanıp bir doğruyu götürmeye yeltenemediği
Dilek Akın iyi bir Tanrı'ydı denildiği
bir şiir yazılmalıydı
her şiirin bir şairi vardır ne de olsa
ve her şair bir Tanrı
şiirini yaratan...
Üzgünüm Tanrı'm
ki üzgünsün sen de bilirim
bu şiir yazılamadı.
Müstakil, küçük bir şiirdi
panjurları mavi
iki göz dize yeten düşlere
televizyonun üzerinde dantel olan bir şiir
umudun sönmeden yanan bir mumda ışıdığı
bacasından mucizevi mutluluk tüten cinsten
kanı çekilmemiş hani
uza(n)mamış boylu boyunca bir ceset gibi...
Kalpler kadar temiz sayfaların ayrıldığı bir şiirdi esasında
defolu ruhların cerahatlerini akıtmadığı masumiyete
hani masumiyetin bacak arasıyla bir ilişkisinin bulunmadığı
zamanın kola takılmadığı
ve insanlığın saate baka baka ömür karartmadığı
açlıktan çıkan kemikleriyle sayıları öğrenen çocuğun
tiner parası için köprü altında bıçaklanmadığı
' içmezsem, soğuktan ölürüm be abla ' demediği bir şarapçının
ölümün kaygı değil yazgı olduğu bir şiir...
Beyoğlu'nda herhangi bir Zeynep'in ırzına geçilmediği
herhangi bir Ali'nin abisi ölünce
yengesini becermek zorunda kalmadığı
ve herhangi bir Ayşe'nin iki koyuna satılmadığı
küçük bir çocuğun Tanrı görmesin diye
Tanrı kızmasın
ve Tanrı cezalandırmasın diye
perdenin arkasına saklanıp en masum günahını işlemediği
Tanrı'dan korkulmadığı
Tanrı'nın sevildiği bir şiir...
Kimsenin ölümüne birilerinin kadeh tokuşturmadığı
yağmur sularına kanın karışmadığı
gökten pul pul ceset dökülmediği
ve denizlerde tuz oranının dökülen gözyaşlarıyla artmadığı
Elif’in okula giderken mayınlarda seksek oynamadığı
küçük Can'ın bombalarla uyandırılmadığı
çocukların öldürülmediği bir şiir
savaşın olmadığı!
Gerçeklerin acıtan soğukluğunun üzerine yalanların örtülüp ısıtılmadığı
hiçbir ressamın tuvaline karaların yakıştırılmadığı bir şiir
kimsenin hastane bahçesinde ölüme terkedilmediği
hiçbir annenin çocuğunu okutmak için orospu olmadığı
cami avlularının gaipten bebekler peydahlamadığı
Helena'nın eteğinin mahallede konuşulmadığı
kimsenin inancının tartışılmadığı ve hesaplanmadığı
hayvanların katledilmediği
ve şiddetle değil sevgiyle terbiye edildiği
( - ki bizden çok daha terbiyelidirler - )
yürek (g)özüne çomaklar sokulmadığı hani
notaların başı dik,
gururla her şarkıya ses verebilecek cesareti olduğu
doğruyu söyleyen dilin lâl olup
giyotin sancılarına çarptırılmadığı bir şiir...
Yoluna dikenli teller örülen
kan revan sözcüklerin varıp da söyleyemediği
bir şiir yazılmalıydı...
Yazılamadı!
Biz sana iadeli taahhütlü dualar gönderiyorduk Tanrı'm
hakkımızdı söve söve geri aldığımız
ki avuçlarımızın her bir çizgisi şahittir buna...
Oğul olmadan baba olur mu? (!)
Tanrı'm!
Hep mi üvey oğullar? (!)
İnsanlığın mürekkebi yetmedi,
bu yüzden bu şiir yazılmadı.
İstersen sen bizi
bi'daha
affet Tanrı'm!
Dilek Akın
Şubat,Yirmiüç’İkibindokuz / İstanbul
Hükümsüz / Sayı 2
Anafilya / Sayı 93
Antika sızılarımı açık arttırmaya çıkardım
üç kuruşluk gerçekleri paha biçilmez yalanlarla örtbas ettiler
bilmediğiniz her şeyi biliyorum
suç aletim inancım bayım
ve bilin
ben en çok kendime inandım
bildiklerimi bilseniz şimdi
ve ben bilmesem...
Bu şiir unutulmak için yazıldı
son cümlede kendi intiharını yazmak
ve bir daha hatırlanmamak
unutmayın
her şiir kendi kalemiyle vurulur...
Ben unutmak için sevmedim bayım
hangi tene uyduysa tenim yoldan çıktı
kimle konuştuysa biberler sürüldü vücut dilime
sevgiyle açıldı sandığım kollarda gerildim çarmıha
ve duvarlar örüldü kalbimin hicret emri aldığı her kalbe
ben kalbimle sevmem bayım
biz ayrı dünyaların - kuyrukları kesilmiş - yalanlarıyız.
Benim de aklım tutuldu zamanında / kalbim lades
aklımı kaçırıp aşık oldum
düş kırıklarımı kalbimle topladım / kanadım
kalp çarptığı kadar yaşar insan
ve beyin yaşadığı kadar sever
- beyin ölümü gerçekleşen kalp sevemez -
ben unutmak için sevmem bayım
bundan en çok tanımadığım insanları sevdim
iyisi mi siz
hep yabancı kalın...
Suni sancılarla doğurduğum şiirlerle uymuyor DNA'nız
şiirlerin Meryem anasıyım, icabında
masalların bekareti çalınmış güzel Pollyanna'sı
acısını alsın diye tuza yatırırım düşlerimi geceden
düş biterse ölüm gelir bayım
düşlüyorum öyleyse varım.
Ben anne de olamam bayım
kundakta acılar büyütürüm en fazla
umut dayarım ağızlarına ağladıklarında
acıların Meryem anasıyım, icabında
filmlerin kötü kadını, üvey annesi, Aliye Rona'sı
insanlığın hudut kapısından
elimi kolumu sallayarak çıkar
şeytana iltica edebilirim
yediğim çanağa pisler sonra
kırar şeytanın bacağını
Pollyanna senaryolarımdan bir çift değnek sunabilirim huzuruna...
Acılar eskidikçe sızısı ucuzlayıp
artıyordu değeri
seneye de giyerim diye bir boy büyük hüzünler seçtim kendime
hacimsiz mutlulukların tadı damağıma varamadı hiç
batıl inançlarım olmadı mesela
nazar değmesin diye mi kurşun döküyordu kalleşler masum çocuklara
kısır topraklara dilekler ektim en görkemli umutlarımdan
kuyulardan boş hayaller kaçırdım
vurmadım hiç tahtalara
kara kedilerle samimi oldum
Tanrı'yla saklambaç oynadık merdiven altlarında
ben ebe oldum
ne zaman dokunmaya kalksam
- O ki dokunmayan ve dokunulamayan - yok oldu
hiç yoktan iyidir bayım
hiç olmayı öğrendim
sihirli bir dünyada çok gerçek kaldım
ve gerçek bana hiç yakışmadı.
Gerçeğinden ayırt edilemeyen muazzam yalanlar diktim dudaklarıma
ne zaman gerçeği söylesem gerildi dikişlerim / kanadım
katında yerim olsun diye
Tanrı'nın gözüne girmek için hiç uğraşmadım
kork dediler
korkmadım bayım, sevdim / günahım ne büyük
Tanrı'nın etkisiz elemanı olmam istendi
pi sayısı gibi sabit, cahil
ruhsuz, dilsiz, tam anlamıyla beyinsiz / beceremedim
Tanrı'yla güldük insanlığa, ağladık bayım / ne büyük günah
Tanrı gülmez değil mi
ancak hesap sorardı...
İnsanlık öldü bayım
Tanrı dayanamayıp - bu yüzden- intihar etti
inanmazsınız,
Tanrı öldü bayım / ruhuna el mucize...
Doğruyu söylediğim doksan dokuzuncu köyden de kovulup
derme çatma kelimelerimle kendi köyümü kurdum
ki siz buna şiir diyorsunuz
benim hiç şiirim olmadı bayım
son cümlede intihar eden tüm yaşamlar gibi
yalnızca bir düştü, geldi ve geçti
geçerken acıttıysa eğer
üzgünüm bayım...
Ölümleri temize çekmek isterken
bir darbe daha almamak uğruna
ölü taklidi yapıyorum
karaya bulanan hayata
bu bir şiirse eğer
susa susa şiirbaz oldum bayım
ve ben hep
kendi silahımla vuruldum.
Kendinizden kaçıyorken masallarla
on ikiden sonra balkabağına dönüşebilir şiir
aslolan o zamana kalmadan
bir şeylerin değişebilmesi
ben size bayım demiş olabilirim
ama siz
lütfen üzerinize alının.
Dilek Akın
Arnavutluk, Kosova, Türkiye / Havalimanı ve uçakta - Mart,Bir'İkibinsekiz
Mor Taka / Sayı 12
Yazılıkaya / Sayı 36
Anafilya / Sayı 91
Bir ölüden bir ölüye... '
yirmibeşinci mumum da söndü gözyaşı işgali altında
böyle olmaz dedi Tanrı, gülümse biraz
pardon bayım; hayatınızda fazla tebessüm var mı? / bende bir neden kalmadı da
üzerimdeki emanet şiirleri çıkardım
üstelik dar geliyordu çoğu, sığamıyordum
ruhuma batan düş kırıkları,
bir dolu hüzün,
sızım sızım sız(lan)an sızı(ntı)lar,
kaos desen diz boyu
buna şiir mi dayanır
kanatsa yaralasa da yakışanı giymeli
gerçek kadar acıtmayınca yalanlar kendinden kaçıyor insan
pardon bayım; bu yalan sizin miydi? yanlışlıkla üzerine oturmuşum
hayatla ayrı yerlerde durup ayrı noktalara bakıyoruz
dilimizde aynı küfür; ya ben seni ya sen beni
okunaksız bir el yazısıyla yazıyorum kaderi
kalem tutmayı sizden öğrenmiştim
siz şiirler yazardınız
kan damlardı dizelerinizden ama mutluydunuz
mutlu olmanın beş şartı neydi?
pardon bayım; üzerinizde fazla mutluluk var mı? bende kalmadı da
bundan yirmibeş Ekim önce ensemden tutup Tanrı
hayata bıraktı bırakalı
sudan çıkmış balık misali
ölüme çarpa çarpa yaşadım
Tanrı görmüyor
Tanrı duymuyor
Tanrı bilmiyor
Tanrı üç maymunu oynuyor
siz Tanrı'ya ne çok benziyorsunuz bayım
kaç kez intihara teşebbüs etti içimdeki sefil çocuk
yıkık dökük im(h)a hatalarıyla avuttum hep
senin ....n bir melekti çocuk, biz bize yeteriz
hayatın rahminden ölüme kayıp düşmek an meselesiydi
ki büyümek ölmek demekti
yirmibeş defa öldüm mesela
öldüm dirildim
yaşamla ölüm arasındaki yedi fark neydi?
pardon bayım; kırk defa ölsem gerçek olur mu?
topuklu ayakkabılarımın iç gıcıklayan sesi
belirginleşen yüz çizgilerim
ya da yokluk emzirdiğim göğüslerime aldırmayıp
defalarca buruşturup attım kadınlığımı
sadece sevişirken kadın oluyorum
pardon bayım; siz sevişmeden de adam olabilmek ister miydiniz?
oyuncaklarım hala ucube bir yalnızlıkta sallanmakta
ve piç değil hiçbiri
bir hiç gibi yaşamaktansa piç olmayı yeğlerdim
kelimelerimde öldürüp sizi ....ya susamış bir katil olmazdım en azından
ya da siz...
daha ilk cümlede ölmeseydiniz
mutlu sonla biten tüm şizofren masallara inanabilirdim
ama siz bayım bir vardınız bir yoktunuz / hiç vardınız hep yoktunuz
bir aralasalar ruhumu görecekler toplu mezarları
çok miktarda acı gömdüm içime
yıllanmış kalıntılar
bir yığın ölü dokunuş
aldanış, vazgeçiş
bugün çok sevinçliyim kesin kötü bir şey olacak diyerek
elimdeki avucumdaki sevinci bile gömdüm içime
bir fahişenin maskesine aldanıp
peşi sıra sürüklenmenizle içime akan çok kanamalı gözyaşları
ve sizi bayım
sizi gömdüm içime
pardon bayım; siz hiç hiç olmaktan korkmadınız mı?
bir fahişenin yüzüne fahişe denilmez aslında
fahişe vardır zamandan çalan
ve fahişe hayat çalan
o gerçek bir fahişeydi
çünkü ....mı çaldı
karanlık dünyasına girdiğinizde nasıl bir hayat keşfettiniz
hiç saydınız mı
kaç çığlık darbesinde kaç dünya kararttınız
neyse, neyse... bunların önemi yok
pardon bayım; çaldığınız hayallerimi geri verir misiniz? bir tur atıp geri geleceğim
her küfüre meyilli sızılarımı
dilimi damağıma yapıştırıp eziyorum
her gün hayattan kopan bir şiirle örerken acımı
canımın kırılmışlıklarını çatlamış umutlarla yamalayabilirim
defter aralarında kuruttuğum anıları kaldırıp atmasını da bilirim de
ne zaman aynaya baksam yüzünüzü görürüm
pardon bayım; sizin adınız neydi?
ben size yanlışlıkla baba dedim
tüm noktaların (....) bir tek anlamı var şimdi; baba !
Dilek Akın
Ekim,yirmi'ikibinsekiz '04.40 / yirmibeşyaşsenfonisi
Ütopik Yalanlar; Yalnızlığa Sen Kala
18/10/2008 tarihinde yazıldı.Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

bulduğumda seni
yalnızdın
betonlaşmış yürekler arasında sıkışıp kalmış ruhun
önünde uzanan yol şeytanın ışığında
sonu intihar
bir bıraksam hazırdı gitmeye
paçalarından yakaladığım gölgen
ölüme ıslık çalarken baykuşların yırtıcı çığlığı
hayattan s/es arıyordu ölüsü dirisi bir düşlerin
hiçbir ışık kapatmıyor karanlığı
korkuyordun
içinin karanlığı
dışının karanlığı
yalnızlığın karanlığı bulaşmış birbirine
karanlık ki yalnızlığın günahkar peygamberi
karanlık bir virüs gibi dolaştıkça hücrelerinde
düştükçe d/üşüyordu tutsak kelimelerin dilinin ucundan aşağı;
bazen ölüm bile çare değil unutulmaya
ve nerede unutursan unut kaybedilmiyor yalnızlık
hızlandırılmış bir sevişme sahnesiydik biz seninle
tensel çelişkilerinin mahrem yerlerini
sterilize yalanlarla örtüyordu
hoyrat dokunuşlarım
Tanrı sanıyordun beni içimdeyken
Tanrı çıplaksa melekler fahişedir
bıraktığımda seni
yalnızdın
betonlaşmış yürekler arasında sıkışıp kalmış ruhun
önünde uzanan yola saçılmış doğmamış çocukların
meze oluyordu aç bir sokak kedisine
koynunda yalanlar beslerken
ütopik yalanlarla örüyordun
Tanrı'nın çıplaklığını;
ki unutmak unutulmaktan doğuyor
Hey Tanrı! Senin Tanrı'n kim? Yoksa... Sen de mi unutuldun?
unutulmuş bir sevişme sahnesiydik biz seninle
sevişir gibi yaparken yalnızdık
Dilek Akın
Forum Edebiyat Dergisi / Sayı 5
Ne düşünüyorsun Tanrı'm
Tanrı'yı
Ama... Senden başka Tanrı yok
Bir diğer Tanrı olmaması bunu düşünmemem anlamına mı gelir? (!)
Yaz dedi Tanrı; Tanrı'dan gizli şiirler mesela / kafiyesiz olsa da olur
yazarım dedim
Çok sesliliğinde hayatın
herhangi bir ölüm sessizliğine bürün
sus susabildiğine
ya da konuş
haykır hatta
kes at sustuklarının kemikleşmiş dilini
en çok isyan et
ölümüm mor rengine ne de yaraşır isyan
Yaz dedi Tanrı; Aklından bir Tanrı tut mesela / karesi ikiye bölünebilsin
yazarım dedim
soruları cevaplardan çıkar
oluru olmaza böl
varlığı yoklukla topla
kalanı gidenle çarp
elde var bir yarı Tanrı / bir yarı ölü
her şeyi hiçlere ayır, bırak
dillenirken yalanlar
demlensin gerçekler
yaşama öl,
ölüme yaşa
sebebin sonuçsuz,
suçun cezana denk (!)
Yaz dedi Tanrı; Tanrı'dan kaç mesela / görmezden gelsin, eli kolu bağlı
yazarım dedim
yorgun martının uçmaya kalan son umudunu kır
melekleri göm toprağa
kopar kelebeğin kanadını
söylediğin şarkıyı vur notalarından / ağzın dilin kan revan
şahlanırken gölgeler
müstehzi bir kahkahaya tutun, çık
dizlerine kadar girdiğin günahtan
aç gözlerini ölümün
yaklaştığını bilmezken Tanrı'ya
ve Tanrı içten içe sokulurken sana
ölüm sana aynı gözle bakmayacak
kendi ölümünü kendin yaz.
Yaz dedi Tanrı; Tanrı'yı inkar et mesela / kimse bilmese de olur
yazarım dedim
diyalektik bir sancı sarmışken bedenini
sonları başa sar
kapat güneşin ışığını
ay tutunsun avuçlarına
söndür yıldızları parmak uçlarınla
alaşağı et dünyayı bir tekmeyle
hayatı sık, posasını kaldır at çöplüğe
ölümse ölüm
tut çıkar ruhunu içinden
bitsin bu esaret
bedenin
ilk gün kadar güzel
saçların tel tel
dudakların şarap tadında
ve belindeki gamze ...
Yaz dedi Tanrı; Müptezel bir Tanrı yarat mesela / ölümlerden beğendiğin ölümün kaburga kemiğinden
yazarım dedim
pervasızca seviştiğin cümlelerinden bir Tanrı doğur
göğüslerinden taşan damıtılmamış cerahatle emzir
büyüt gölgesine sığınabileceğin kadar
haritada olmayan karanlık kentin
akrebin vurmadığı saatinde
tüm Tanrısal apoletleri düşür
ve zamanın olmadığı o yerin şuursuz gelgitinde
Tanrılığını unutan şaşkın bir Tanrı yarat
gururlan eserinle
kutla kendini yahut kutsa ...
Yaz dedi Tanrı; Tanrı'yı söyle mesela / konuşmasan da olur
yazarım dedim
Tanrı oku dedi,
anlamadın
okumadan yazamazdın
hayat okunur ölüm yazılır
ve unutma herkes kendi ölümünden sorumludur ...
Yaz dedi Tanrı
yazdım !
Yaz dedi Tanrı; yazdıklarını sil mesela / izi kalmasın
silemem dedim
Sil dedi Tanrı
silemedim !
Yaz dedi Tanrı; gülümsedi
Ya ben Tanrı değilsem
. . .
Tanrı'yı
Ama... Senden başka Tanrı yok
Kendine baktığında gördüğün Tanrı değil midir? (!)
Dilek Akın - Yaz Dedi Tanrı / Yazdım '08

- Ne düşünüyorsun Sylvia ?
- ölümü
söyledim sana,
vazgeç
kendini Lazarus sanmaktan
hem artık İsa da yok
her öldüğünde
hayat veremez sana
- Ne düşlüyorsun Sylvia ?
- ölümü
ve küstün Tanrı'ya
çünkü korktun ölmekten
ölmek yok olmaktı Sylvia
sen bunu beceremedin
- Nereye düşüyorsun Sylvia ?
- ölüme
dizelerini kaybetmiş bir şiir gibi
hayat arıyorsun ölümden
ah Sylvia
vazgeç artık
ölümün neresinden dönsen kârdır
bir kez daha doğamayıp küllerinden
korkarım Sylvia
öleceksin
* ' ... Herr god, Herr Lucifer! Beware - beware. Out of the ash I rise with my red hair '
Dilek Akın
Albania '06
* Sylvia Plath