Yaz Dedi Tanrı!

30/6/2010 - Olmak ve Ölmek Arasına Atılan Ad'ım

 

Fotoğraf: Umay Umay

 

' Sevdiğim şiirleri unuttum, sevdiğim şehirleri terk ettim ve sevdiğim şairler öldüler.
Bilmediğim bir neden olmalı, burada olmam için... '


Notalarını kaybetmiş şarkılardan, dizeleri yitmiş şiirlerden geliyordum.  
Sesszliğimi alnına dayayıp, tehditler savurduğum çığlıklardan dönerken,
bilincin altına hayati şantajlarla yatırılmış ölümlerin rahminden düş'tüm.  

Kanadım,
kendi kanımı emdim,
kanımı yüzünüze tükürürken dua diye okuduğum lânetlerdi.
Gelmişinize, geçmişinize söverken, küfrüm Tanrı'mdı oku diyen; taptım.
Canınıza okudum!

Her an biraz daha ölmek miydi hayat?

- Tanrı'm ol dedin, öldüm!
Ben seni yanlış anladım.

Dudaklarında neşter izinden bozma tebessümlere soyunmuş, çıplak, arsız, yeni yetme cesetlere dokundum!
Kendi kendini becerenlerin orgazm çığlıklarının kucağında büyüttüğüm bir çocuğa ağlarken,
sözlerimden damlayan lânetlenmiş yaşamların ölü spermlerinden arınamadım.

Yürüyüşe çıktığım dikenli yollarda koşmak mıydı yazgı?
Ben böyle yazının ta dibini silerim!

- Tanrı'm, hiçbir oğlunun aramıza girmesine izin verme bu kez ve dürüst ol;
bu yalnızlığı hak edecek ne yaptın?

Salyaları akan insan kıyafetli sürüngenlerin arasına bırakılmış kabuğu sağlam içi çürük bir yem güdüsü saplanırken boğazıma... Bir zar, evet bir zar sarıp sarmalayan ve ar ve namus gibi yaftalara sarmalanmış ve ürkünç ve utandırıcı ve hayvani!

- Akıl vermek gibi olmasın da Tanrı'm...
Neden insanlığa dikmedin o zarı?
Bakar anlardık, yırtıksa; ne mal olduğunu!

Kabuğumu soyun,
soyunurken üzerimdeki irinli cesetten...
Ruhumu bağlayan kabuğu soyun!
Yalnız yaralarımla Tanrı'nın gölgesinden kaçacağım.

Yalanların arka sokaklarında güzel yüzlü, elleri tinerli gerçeklere sarıldım.
Ayakları olmayan, hayat koşan; dudaksız adamlarla öpüştüm.
Tanrı ellerinden kayıp düşmüş, Tanrı evlerine terkedilmiş şiirlerin annesiydim.
Ölgün inançların pazarında ırzına geçilen sermayeydim, kendimle seviştim.
Çok orospu tanıdım; çocukları arkadaşımdı, dostumdu, sevgilimdi, bir şeyimdi işte...
Hiçbir orospu çocukluklarını görmedim!

- İnancımı kaybettim, Tanrı'm! İnandır beni.

Apoletleri düşerken vicdanın,
şeytanı etten kemikten yaratan bedenlerce,
ateşe verildiğinin şahidiyim, Tanrı'nın...

Bu yük ne ağır,
bu yük kimsenin cennetine göre değil,
bu yük sığmıyor cehennemime!

Kimin kitabı aklayacak siyahımı?
Hangi kan döken emir,
örtecek kanamamı?

Tanrı'nın bana sunduğu ahlâksız bir teklifti; yaşamak...
Kabul ettim ya da öyle sandım.
Ki bazen insan, içindeki Tanrı'yı dahi bavulu elinde, kendinden uzaklaşırken yakalıyor,
kırılıyor daha çok...
Tanrı'm kırılma bana!
Bir kitap daha yazsaydın,
inanırdım!

Tanrı gibi...

Ben hep bir baba aradım; bana anne olabilecek...
Bütün fahişeler annem olmak isterken  
ve bütün fahişelerin babam içindeyken...  
 
Sevdiğim insanları tanımak istemiyorum!

Her sabah enseme çivi gibi çakılan soğuk nefeslerin intiharımı bekleyişiyle uyanıyorum.
Ölümü sevişim yanıltmasın, daha değil...
Hayat toplasan yazılacak iki şiir kadardı;
bir geceydi,
kirpiklerinden sallandığım imgelerden,
ve yarı bele kadar sarktığım dizelerden
bir şiir yazdım.
 
Son şiirim, yazılmadı!

Her uyandığımda bütün adamları öldürüyorum babam diye
ve annem sanıyorum her kadını...
Uyumalıyım şimdi, unutmalı ve asla uyanmamalı.

- Uyut beni Tanrı'm, sonsuza!

Beni kimsenin bulamayacağı bir yere, kendime gidiyorum.
Ki kendim güzel bir kadın ölüsüdür,
yaşamanın ne olduğunu en iyi O bilir.

Adı sessizlik olan bir çocuk büyüteceğim;
kırılgandır.
Ses etmeyin, kırılır.

' Bilmediğim her şeyi biliyorum. '


Dilek Akın


S'öz Geçmiş

Gölgeler: (yok) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

10/6/2010 - I' Y o l; U m a y

 

 

Umay Umay'a


İhtilâllere gebe kalan duyguların Tanrı'larıyız,
infilâk öncesi mağrurlaşan gemilerin hüzünlü rotasında,
suçumuz cezamıza değsin;
Sözümüzü verelim, tutan olmasın...

Bir şiire başlamak gibi bir şey;
Silinirken siyah hayattan,
ölüme yazılan kırmızı...
H'iç ve yoktan!

Aydınlığı ört şimdi, gecenin kızıyım ben.
Kes ve kanat karanlığımın çığlığını ve ört!
Ben siyah'ın kızıyım.

Kendimi attım içimden,
ittim ve düş'tü;
bir ışıktan diğerine kaçmak; acı.

*' Sokakta Kıskıvrak Yakalanmış Bir Aşk Hikâyesi ' nin kırılmış yüzünü gösterdin bana bugün,
dün, yo yoo yarın, karanlıkta, orada;
*' ben seni görmüyordum, sen beni izlerken... '

Görmek değildi istediğim, hayır.
İstediğim bu değil,
h'iç de! Değil.

Yalnızca siyahı görecek kadar körüm,
yalnızca siyahı tutup gömecek kadar kör
ve kırmızı...

Yanlışlıkla! Dökül sesimin ayazına...
Kazayla, çarpmayla, suçla, cezayla, yarayla, belayla...
Neyse ne!

Bu ayaz ki; alaz!

Bazı kadınlar yazmakla kanar, bazı adamlar ve bazı Tanrı'lar,
yazgı dediğin bir kan pıhtısı kadar...

Aydınlığın rengini söndür şimdi ve konuşma,
istediğim bu değil.
İlmek ilmek ördüğüm ölümü,
çözerken düğümlendiği yerden...

Yalnız'ca.

İntiharımın tek şahidi ol istiyorum!
Şimdi,
ışıkları söndür.
Siyah'ıma kırmızı'yı süren kadın...

Dilek Akın

'2010

 

* Umay Umay

Gölgeler: (yok) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

7/5/2010 - Yüzünde Tutulmuş Dilek'ler

 


' Pelin Onay'a... '

Dilek'lerim kalmış yüzünde,
şiirli ellerinle tut Pelin!


Kaçıncı yüzyıl bu,
sahi kaç yüzyıl oldu şiirler okuduğum yüzünden...
Eski bir uygarlığa dayanıyor, hatırlıyorum;
Bir cinnet anıydı, cenneti yanarken gördüğüm...

Sesim düş'tüğünde ölüme
ve örtüldüğünde
hayatın kaldırma
kuvveti suskunluğuma...
Dizeleri yaralı şiirlerini dökmüştün hani,
hani dökülmüştü hece hece hücrelerime,
harf harf dindirmişti içime akan çok kanamalı çığlıkları!

Hatırlıyorum;
ne zaman duysam adını,
sesim acırdı, susardım...
Ne zaman duysan sustuğumu,
kuş sesleri içinde,
susardın...
Seni duyardım.

Hatırlasana;
ne çok sustuk seninle,
ne çok konuştuk sessizliğe gömülmüş...
Ne çok şiir olduk,
ne çok!

Ne çok uzak, ne çok yakındık...
Ve ne çok intihar ettik mısralardan,
soluğu son heceden alacağımızı bilirdik.

Ellerini yıkamadan şiire oturmayan çocuklardık,
büyüdüğümüzü hatırlatacak olsa biri;
gelmişine geçmişine...
Ağlardık!

Sen hüznü Mayıs'ın,
ben Ekim'in ölüm kırılganlığı!
Adı bahar olan ayrı mevsimlerin,
aynı masalında buluştuk...

Delikanlı postuna bürünmüş eli kanlı adamlar tanıdık,
ve bacak arasından imge dilenen ve çıplak ve küçük şaircik kadınlar...
Şiiri bahane edip soyunur,
kendi kalemlerini becerir de doymazlardı hani!

Biz hiçbir şiir için soyunmadık oysa,
ki soyunsak soyunsak...
Şiire soyunurduk!

Ağzımızı bozardık sonra,
bozulurdu çığlıklarımıza tuttuğumuz orucumuz,
kafamız en çok buna bozulurdu;
dünyanın zarı bozuktu!

İki küfür etsek derdik,
şarap içsek,
kalemlerimize sürte sürte bileklerimizi kessek...
Yine de bu dünya adam olmazdı,
bilirdik...

İşte biz en çok bu yüzden,
en çok bu yüzden...
Elimizi şiire buladık!

Adımız şaire çıktı bir kere,
şimdiden sonra
ne zaman kusacak olsak içimizdeki zehri;
şiir sanırlar!

Miladın neresindeyiz şimdi,
sahi milattan ne kadar önceydi şiirler tuttuğum yüzünden...
Tarihe yazılmamış devirlere dayanıyor, hatırlıyorum;
karşılıklı,
iki kadeh intihar ediyorduk!

Dilek Akın 

İstanbul  '060510

Gölgeler: (yok) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

13/1/2010 - Yaralarından Ayrı Düşen Kabuklar


Yaralarından ayrı düşen kabuklara ithaf edilmiştir.


Sana kanattığın yaralarımın düşen kabuklarını gönderiyorum,
bir de neşter,
yeni yaralar açabilesin diye...

Emir kipiyle hazırola geçen cümleler kurmaktı niyetim
sev beni demek mesela
ya da öl beni!

Sözünün dilimin ucuna dikildiği,
bakışının gözüme mıhlandığı,
teninin tenime işlediği bir geceden bahsedeceğim sana...
Hani içimde bitap düşmüş,
ağır yaralı erkekliğinin dolaştığı...

Adama benzer bir adın vardı hani
adım mahiyetinde koşarayak kaçışların
ve nefesinin cinnet ko(r)kusu...

Sağ yanıma düşmüş esmer telaşın,
sol yanımdan ürken dokunuşların, 
adama benzer bir yanın vardı hani
adıma benzer bir dileğin...

Kelimelerin kendi mezarını yazarken cümle içimde
nasıl da çoğalıyor harf harf cesetliğim...

Biteni başlat değil,
gideni getir değil,
öleni dirilt değil dediğim...
Hiçliğin varlığa büründüğü bir günden bahsediyorum sana,
hani tırnaklarımın etinde kanadığı...

Sancılı bir heceyle dokunduğun dudaklarımdan damlayan kanlar
o en temiz,
o en masum,
o en günaha alaycı bir gülümsemeyle başkaldıran avuçlarına dolarken
şaraptan kutsaldı inan.

Gecenin mor rengine dolaşan
dolaştıkça daha mor çürüğü çarşafta pıhtılaşan
ölgün rengin,
biz rengi bir cinayetin sökülmüşlüğüne yama olamayan ay ışığında
saklanan meçhullüğümün
ve mahçubuyetimin sızısını doğururken parmak uçların
ve akarken yaralarıma kanlı cerahetin...

Kanamaya yüz tutmuşken saf dışı bırakılmış sancılarımızla
o utangaç,
o mağrur,
o intihara meyilli yüzlerimize gerilen çarmıhı inşa ediyorduk.

Ellerim kal diyordu,
gözlerin git,
dudakların kal diyordu,
sözlerim git,
içim kal,
dışın git...

Sev ya
da öl!

Yaralarından ayrı düşen kabuklar kadar
yolumuz vardı,
Tanrı katından cehennemin en dibine...

Hepsi hepsi iki ayrı yaraydık,
aynı bandı arayan...
Bulamadık;
kabuk bağladık,
düş'tük!


Altşiir: Yarayı bağlamaktan vazgeçen kabuk
biliyordur;
yarasından ayrı düşen kabuk,
acır!


Dilek Akın

İstanbul '2009

Gölgeler: (yok) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

13/1/2010 - Anadilim; Susmak!

http://yazdeditanri.blogspot.com/

Gölgeler: (yok) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

30/11/2009 - Ölüme Bir Adım; Dilek

        Adınla başlıyorum şiire; James,
        terkinde zamanın
        gizine düş'tü tin
        nefesin s'esime...

 

Hayatı şaşırtmaya devam ediyorum
bir yaşıma daha girdim
yirmi altı yıllık düş sancısı dökülen avuçlarına
kelime kelime çürüyen gerçeğe varamadan...

Ah! James...
Ne çok diledim
ne çok dilendim ölümü, avuç açıp hayat avlularında
ki adım'dı
babamın kuyuya bıraktığı
bir dilek'tim
annemin düşürdüğü
yanlışlıkla hayata...

Ah! James...
Bu gidişle, geç kalacağım ölüme!

Tehlike anında camı kırıp okunacak şiirler yazmak istedim
içimden geçen hayatın içinden geçmek istedim
dünya kaç bucak bilmek istedim, bir keresinde
niyetimi bozmak istedim
bir yandan yazarken
diğer yandan kendimden silinmek istedim...
Bazen susmak ağız dolusu, bazen de James
baba ol istedim yetim dizelere...
Ama en çok;
bu şiire gömülmek istedim!

Bilirsin,
ölmek; huyumdur.
Ki hastalığı yaşamak olanın
ölümdür tek ilacı...

İntihara gebe bir maviyim şimdilerde
bu yüzden siyah şiirler kusuyorum.
Acı beni çekiyor / mıknatıs gibi
acı ki çektikçe uzayan / bir sakız gibi...

Tanrı'nın son adı sen ol istiyorum James,
adını dikip hayatıma
yeniden doğmak istiyorum.

Yırtık ceplerimden dökülen masallarımı toplamış gelirken
kendimi kaybettiğim yerden
beni bul istiyorum.

Hergün yeni bir intihar meyvesi veriyor
ruhumun bağlandığı dilek ağacı...
Hayata açan kelimelerim harf harf d/üşüyor
harfler düşünce ölürler mi James?

Hiçbir şey aynı kalmasın istiyorum / harfler dışında
ve sen beni her öldüğümde kelimelerimden tanı!

Söylesene James
bir şiirin sonunda, biten
şair midir?

        Saat de geç olmuş
        ölmeliyim bu şiirden!


Altanlam: James; etrafa saçılmış çocukluk masallarını toplayarak gelen hayâli bir doğum günü kahramanıdır.
Babası varken yok olan herkesin kendi içinde uyuttuğu bir James'i vardır, çünkü bu yalana ihtiyacı vardır.
Her yıl aynı zamanlarda yaşama sebepler taşıyan James, gün gelecek kendi yokluğu altında ezilecektir
ve James'in çocukları hep aynı yalanı söyleyeceklerdir;
' Babam öldü. '


Dilek Akın

Ekim '09
Yirmialtıyaşsenfonisi


Gölgeler: (yok) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

27/10/2009 - Küçük Tanrı’lar; Sen’im Ben’in


Küçük Tanrı’lardı
tenimi teninden bıçakla ayırdılar
ruhumu huyundan
gözlerini ellerimden…

Küçük Tanrı’lar
tırnaklarımı etinden çektiler
sesini dudaklarımdan
aklını başımdan…

Birkaç küçük Tanrı
sen zarımı yırttılar
kalbimi kalbinden sıyıracaklardı;
bulamadılar!

Dilek Akın

’041009

 

Anafilya - Aralık Dergisi '09 

Sayı 102

Gölgeler: (yok) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

3/7/2009 - Batıl Şiir Duası; Manifesto


Bazen yaşamak;
ağır ve ağrılı bir ölüme sebebiyettir.


Hayat tıkılıp kaldığın bir fanus olduğunda
ölüm; tek nefes alma şeklidir.
Her şair nefes darlığını şiirle genişletir.

Batıl bir inanca göre;
şiire sağ ayakla girmem gerekiyordu
sağım solum belli olmuyor bugünlerde
ve omuz kavgasında meleklerim.

Şiiri kalemine göre uzat diyorken Tanrı
mürekkepten çalmayı düşündüm
ki düşünmek; ağır suç
düşünüyorsun o hâlde susacaksın
sırf bu yüzden şiirimden sürgün edilebilir
toplama kampında imge dilenen bir mülteci olabilirdim
ve yetersiz mürekkeple çarpık yapılaşan şiir taşıyamaz gerçekleri,
başımıza yıkılabilirdi.

Dualarla ölüm ertelenmezdi elbet
ben de yaşayan her şizofren melek gibi
şiirin dize doğuran rahmini bir duayla tıkadım.

Batıl bir inanca göre;
umut ışığı kısıldıkça
ve kısaldıkça düşler
şiirler uzar...

Tanrı'm,
beni uzun şiirlerden koru!
Âmin.

Batıl inançlarım yoktu esasında, ama
batıl bir inanca göre yazıyor
dahası yaşıyordum.

Kapı çalmamış,
postacı gelmemiş
ve getirmemiş kabul görmemiş dualarımı diyerek
her aklı başından göçmüş insan gibi ben de
günahlarımı çıkarıp kirli sepetine atmalıydım.
Tanrı uygun gördüğü derecede yıkar
hayatla ölüm arasına gerdiği yazgıdan ipe asar
omuz kavgası henüz bitmemiş melekler tarafından toplanırken
geçer karşısına - belki bir sigara yakar -
ve başlardı günah kâr - zarar problemimi çözümlemeye...

Hayır, hayır!
Bu bir şiir efsanesi değil,
bildiğin insanlık (k)ayıbı.
Ayıp ki yorganın altına sığmaz oldu.

Dualarla giriş çıkış kapıları tutulmuş şiirde
uygunsuz cümleye park edebilir,
dizelere çöp atabilirsiniz.
Merdiven altlarında sevişebilir,
şarap içebilirsiniz.
Yalnız günahlara basmak,
sevapları koparmak yasaktır.
Çarpılırsınız!

Hayat tıkılıp kaldığınız bir fanus olduğunda
ölüm; bir nefes alma biçimidir. .
Şimdi...
Ölebilirsiniz!

Bu şiiri Tanrı'yla bizden daha yakın münasebette bulunanların erişemeyeceği yerlerde
meleklerin didişmesine göz yuman koşullarda
şeytandan uzak
hayat şartlarında
ve cehennem sıcaklığında saklayın.
Unutmadan;
Reçeteyle ölünmez!

Tanrı'm!
Hayat kısa,
şiir uzun...

Şiirden dönenin kalemi kırılsın!..



Dilek Akın

İstanbul '2008



Gölgeler: (yok) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

11/4/2009 - Dilek Mezarlığı



Ben bu satırları yazarken sen çok uzaklarda öleceksin!
Adımı ölüm koy, her öldüğünde beni hatırla...



Dilek dilendiği kadar vardı
Ve ölüm
Yaşandığı kadar…

Tanrı ölümü düşürdüğünden hayata
Kan duman yaşanan
Bu O’nun beceriksizliği (!) değil
Dilek dilenmeye eğilmediğinden
Ölüm duman direnen
Yazgı (!) bu değil

Vakit ölüm üstü şimdi
Ki ben ilk kez yaşamıyorum bu seferi
Dölyolundayken başlamıştı ölüme kalım yarışım
Ve zafer bayrağımı sallayarak düştüğümde ana rahminden
Vaftiz edildim ölümle

Binbir ölüm heceleyerek söktüm okumayı
Ve yalnızca ölüm yazmayı öğrendim
Yaşamayı değil belki
Ölmeyi kendim seçtim

En çok Azrail’i kıskandım
Aynı zamanda her yerde nasıl olabiliyordu
Bir görüş vaktinde elbet soracaktım bunu
Ama ölmek en çok anneme yakışırdı
Azrail’i reddeder
En şık ölümleri giyer çıkarırdı
En son babam terk ettiğinde öyle bir öldü ki
Bir daha ölecek hali kalmadı

Oyunlarını bir tekmeyle yarına atmış
Çek defterine yazılmış baba sevgisiyle büyüyen
Eli yüzü ölüm kokan bir çocuktum
Hayata sıkı tutun demişti annem
Acısın avuçların, kanasın
Bırakırsan
Ölüme düşersin
Çalakalem düşler doğururken şiir şiir
Toprak kanar diz(e)lerin
Durduramazsın

Esrik no(k)taların kendini astığı bir şarkıda
Dilime yapışan nakarat şimdi ölüm …
En şuh yalanları takarken saçlarıma
Sırtımı dayadığım masallar taşımıyor beni
Ne kadar bağlıysam yaşadığıma
O kadar söküldüm
Hayat tutuyor olur olmadık
Kanla karışık ölümler kusuyorum
Aşırı gerçek kaybeden tüm dileklerimi
İçimde saklı mezarlığa gömüyorum
Kendi mezarıma...


Öldüğüm dileğimi sorsaydın;
' Baba ' derdim ...
' Öldüğümde beni içine göm! '



Dilek Akın

Albania '2007


Gölgeler: (1) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

11/4/2009 - A'Lubnatsİ


İki yakanın bir araya gelmeyeceğini biliyordum yokluğumda
ve varlığımla geçemeyip boğazından
genzine düşüp
öleceğimi
...

Dilek Akın

Romanya '2004
Gölgeler: (yok) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

20/3/2009 - Gözlerinden Kayan Binbir Yıldız Masalları






Gözlerinde uyuttuğu yıldızlar adına,
‘ Biz O’nunla karadelik gibiydik ‘ diyen Işıl’a...




İntiharın eşiğinden döndüm az önce
saat gece yarısını vurduğundan
eşiğe takılı kalan ponponlu terliklerim
bir masal saçmalığına kurban gitti
kırılmıştım
tüm kırılmışlıklarımı üst üste dizmiş
dipsiz bir uçurum kıyısından kendimi bırakmaya hazırlanıyorken
dur bile demeyen Pollyanna'dan dost olmazdı anladım
içinde besle büyüt yıllarca
kendi infazına göz yumsun
Bugün Pollyanna'ya rest çektim bayım
büyükannemin kılığına bürünse de
açmayacağım hiçbir masal kapımı

Masalların acıtan taraflarını törpülemeye kalktım az önce
gerçeklerin keskinliği size zarardı bayım
en az Pollyanna kadar kırgındım size
eski kırık kalbini getirene yenisini veren bir kampanya da yoktu üstelik
umudumun yırtık zarını güzel yalanlarla yamaladım
dikiş yerleri siz kanadı bayım
bir film şeridi gibi gözümün önünden geçerken aldanışlarım
acilen hayatıma cüzi dozda şiir almalıydım

Şiiri fazla kaçırdığım bir akşamda
kendimden geçiyordum
size uğradım
çok kalmayacaktım
mevsimsizliğime dokunurken
güzden geçtiğinizi söylediniz
her akşam aynı satır başında buluştuk sonralarda
kağıttan uçaklar yapıp
cam kenarında afili bir yere iliştirip aşkımı
gönderdim yüreğinize
paragraflar boyunca seviştik sonra
bütün imla suçlarını işliyorduk
failiydik kusursuz imhaların
de’ler ve ki’ler ayaklandılar
virgüller aşktandı, dokunmadık
önümüze gelen noktaya kaç sille
sayamadık

Aşırı dozda şiirler almıştık yine
parantez aralarını boşaltmaktan aranan iki zanlıydık
- ' mevsimsiz, zamansız aşka yardım ve yataklıktan ... ' -
ojelerini bozduğumuz tırnak işaretleri arasında yer alıyordu isimlerimiz
iğne deliğinden cennetler geçirirken biz
kimin umrundaydı

Şiirlerin masallara bulaştığı bir anda
miş'li zamanların laneti düştü üzerimize
elimiz kolumuz bağlandı dilek kiplerinde
mutlu sona doğru
bir cümleden diğerine geçerken nefes nefese, kan ter içinde
azami hız sınırını aşmaktan yargılanacaktık bir de

Yıldızların kuyruklarının kesildiği hecede soluklanırken
kimliği bilinmeyen mevsimlerce ateşe verilmişti masallar
aşkın kan kaybeden apoletleri düşüp kırılırken
' Güz sadece bir mevsim değil 'diyordunuz bayım
gözlerimden dökülen yıldızlar avuçlarınızdan kayarken
tutmadığınız her dilek kendi mezarını kazıyordu

Koynumda beslediğim ihtimal mevsimsizliğe büyüyorken
kollarımı açabildiğim kadar sevmiştim sizi bayım
boyumca yalnızlığım var şimdi
DNA'sı ihanetin Güz’e dönümü

Ben sizden geçiyordum bayım
bir şiire uğradım
düştüğümde beni gördünüz sandığım
kör kuyuydunuz
Güz bir mevsim değildi anladım;
gözlerime inen perdede sahnelenen aldatılışım,
kırılmışlıklarımdan görünmeyen mutsuz sonsuz masallarım...

Dip bucak temizlik yapmaya karar verdim masallarda
ne Pamuk Prenses'in çürüyen elması kaldı
ne Hansel ile Gratel’in ekmek parçalarını yiyen kuşların pisliği ormanda
ne Pinokyo’nun tahta tozları arasında yalanları
ne de külleri Pollyanna'nın
intiharın eşiğinden dönerken bayım
içimde kalan siz kalıntıları
bir şiirde can verecekti

Şiirden de geçtim bayım
kendime geldim
masallar duruyordu
siz yoktunuz


Altşiir : Güz keşke bir mevsim olsaydı.
Hazan’dan Zemheri’ye geçerdi.
Hiç değilse...



Dilek Akın

090309 / İstanbul

Anafilya / Sayı 94

Gölgeler: (3) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

13/3/2009 - Bu Şiir Yazılmadı; Ölgün Düşlem Esrikliği

Ne kadar yamalarsan yamala
Gölgenden kanamaya başlamışsın bir kere …



Bir şiir yazılmalıydı
onlarca yanlışın toplanıp bir doğruyu götürmeye yeltenemediği
Dilek Akın iyi bir Tanrı'ydı denildiği
bir şiir yazılmalıydı
her şiirin bir şairi vardır ne de olsa
ve her şair bir Tanrı
şiirini yaratan...

Üzgünüm Tanrı'm
ki üzgünsün sen de bilirim
bu şiir yazılamadı.

Müstakil, küçük bir şiirdi
panjurları mavi
iki göz dize yeten düşlere
televizyonun üzerinde dantel olan bir şiir
umudun sönmeden yanan bir mumda ışıdığı
bacasından mucizevi mutluluk tüten cinsten
kanı çekilmemiş hani
uza(n)mamış boylu boyunca bir ceset gibi...

Kalpler kadar temiz sayfaların ayrıldığı bir şiirdi esasında
defolu ruhların cerahatlerini akıtmadığı masumiyete
hani masumiyetin bacak arasıyla bir ilişkisinin bulunmadığı
zamanın kola takılmadığı
ve insanlığın saate baka baka ömür karartmadığı
açlıktan çıkan kemikleriyle sayıları öğrenen çocuğun
tiner parası için köprü altında bıçaklanmadığı
' içmezsem, soğuktan ölürüm be abla ' demediği bir şarapçının
ölümün kaygı değil yazgı olduğu bir şiir...

Beyoğlu'nda herhangi bir Zeynep'in ırzına geçilmediği
herhangi bir Ali'nin abisi ölünce
yengesini becermek zorunda kalmadığı
ve herhangi bir Ayşe'nin iki koyuna satılmadığı
küçük bir çocuğun Tanrı görmesin diye
Tanrı kızmasın
ve Tanrı cezalandırmasın diye
perdenin arkasına saklanıp en masum günahını işlemediği
Tanrı'dan korkulmadığı
Tanrı'nın sevildiği bir şiir...

Kimsenin ölümüne birilerinin kadeh tokuşturmadığı
yağmur sularına kanın karışmadığı
gökten pul pul ceset dökülmediği
ve denizlerde tuz oranının dökülen gözyaşlarıyla artmadığı
Elif’in okula giderken mayınlarda seksek oynamadığı
küçük Can'ın bombalarla uyandırılmadığı
çocukların öldürülmediği bir şiir
savaşın olmadığı!

Gerçeklerin acıtan soğukluğunun üzerine yalanların örtülüp ısıtılmadığı
hiçbir ressamın tuvaline karaların yakıştırılmadığı bir şiir
kimsenin hastane bahçesinde ölüme terkedilmediği
hiçbir annenin çocuğunu okutmak için orospu olmadığı
cami avlularının gaipten bebekler peydahlamadığı
Helena'nın eteğinin mahallede konuşulmadığı
kimsenin inancının tartışılmadığı ve hesaplanmadığı
hayvanların katledilmediği
ve şiddetle değil sevgiyle terbiye edildiği
( - ki bizden çok daha terbiyelidirler - )
yürek (g)özüne çomaklar sokulmadığı hani
notaların başı dik,
gururla her şarkıya ses verebilecek cesareti olduğu
doğruyu söyleyen dilin lâl olup
giyotin sancılarına çarptırılmadığı bir şiir...

Yoluna dikenli teller örülen
kan revan sözcüklerin varıp da söyleyemediği
bir şiir yazılmalıydı...

Yazılamadı!

Biz sana iadeli taahhütlü dualar gönderiyorduk Tanrı'm
hakkımızdı söve söve geri aldığımız
ki avuçlarımızın her bir çizgisi şahittir buna...

Oğul olmadan baba olur mu? (!)
Tanrı'm!
Hep mi üvey oğullar? (!)

İnsanlığın mürekkebi yetmedi,
bu yüzden bu şiir yazılmadı.
İstersen sen bizi
bi'daha
affet Tanrı'm!


Dilek Akın

230209 / İstanbul

Hükümsüz / Sayı 2

Anafilya / Sayı 93
Gölgeler: (2) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

31/12/2008 - Günah Eskizinde Yaşama Davet

' Şiir yolunu bulur üstad ... '


Antika sızılarımı açık arttırmaya çıkardım
üç kuruşluk gerçekleri paha biçilmez yalanlarla örtbas ettiler
bilmediğiniz her şeyi biliyorum
suç aletim inancım bayım
ve bilin
ben en çok kendime inandım
bildiklerimi bilseniz şimdi
ve ben bilmesem...

Bu şiir unutulmak için yazıldı
son cümlede kendi intiharını yazmak
ve bir daha hatırlanmamak
unutmayın
her şiir kendi kalemiyle vurulur...

Ben unutmak için sevmedim bayım
hangi tene uyduysa tenim yoldan çıktı
kimle konuştuysa biberler sürüldü vücut dilime
sevgiyle açıldı sandığım kollarda gerildim çarmıha
ve duvarlar örüldü kalbimin hicret emri aldığı her kalbe
ben kalbimle sevmem bayım
biz ayrı dünyaların - kuyrukları kesilmiş - yalanlarıyız.

Benim de aklım tutuldu zamanında / kalbim lades
aklımı kaçırıp aşık oldum
düş kırıklarımı kalbimle topladım / kanadım
kalp çarptığı kadar yaşar insan
ve beyin yaşadığı kadar sever
- beyin ölümü gerçekleşen kalp sevemez -
ben unutmak için sevmem bayım
bundan en çok tanımadığım insanları sevdim
iyisi mi siz
hep yabancı kalın...

Suni sancılarla doğurduğum şiirlerle uymuyor DNA'nız
şiirlerin Meryem anasıyım, icabında
masalların bekareti çalınmış güzel Pollyanna'sı
acısını alsın diye tuza yatırırım düşlerimi geceden
düş biterse ölüm gelir bayım
düşlüyorum öyleyse varım.
Ben anne de olamam bayım
kundakta acılar büyütürüm en fazla
umut dayarım ağızlarına ağladıklarında
acıların Meryem anasıyım, icabında
filmlerin kötü kadını, üvey annesi, Aliye Rona'sı
insanlığın hudut kapısından
elimi kolumu sallayarak çıkar
şeytana iltica edebilirim
yediğim çanağa pisler sonra
kırar şeytanın bacağını
Pollyanna senaryolarımdan bir çift değnek sunabilirim huzuruna...

Acılar eskidikçe sızısı ucuzlayıp
artıyordu değeri
seneye de giyerim diye bir boy büyük hüzünler seçtim kendime
hacimsiz mutlulukların tadı damağıma varamadı hiç
batıl inançlarım olmadı mesela
nazar değmesin diye mi kurşun döküyordu kalleşler masum çocuklara
kısır topraklara dilekler ektim en görkemli umutlarımdan
kuyulardan boş hayaller kaçırdım
vurmadım hiç tahtalara
kara kedilerle samimi oldum
Tanrı'yla saklambaç oynadık merdiven altlarında
ben ebe oldum
ne zaman dokunmaya kalksam
- O ki dokunmayan ve dokunulamayan - yok oldu
hiç yoktan iyidir bayım
hiç olmayı öğrendim
sihirli bir dünyada çok gerçek kaldım
ve gerçek bana hiç yakışmadı.

Gerçeğinden ayırt edilemeyen muazzam yalanlar diktim dudaklarıma
ne zaman gerçeği söylesem gerildi dikişlerim / kanadım
katında yerim olsun diye
Tanrı'nın gözüne girmek için hiç uğraşmadım
kork dediler
korkmadım bayım, sevdim / günahım ne büyük
Tanrı'nın etkisiz elemanı olmam istendi
pi sayısı gibi sabit, cahil
ruhsuz, dilsiz, tam anlamıyla beyinsiz / beceremedim
Tanrı'yla güldük insanlığa, ağladık bayım / ne büyük günah
Tanrı gülmez değil mi
ancak hesap sorardı...

İnsanlık öldü bayım
Tanrı dayanamayıp - bu yüzden- intihar etti
inanmazsınız,
Tanrı öldü bayım / ruhuna el mucize...

Doğruyu söylediğim doksan dokuzuncu köyden de kovulup
derme çatma kelimelerimle kendi köyümü kurdum
ki siz buna şiir diyorsunuz
benim hiç şiirim olmadı bayım
son cümlede intihar eden tüm yaşamlar gibi
yalnızca bir düştü, geldi ve geçti
geçerken acıttıysa eğer
üzgünüm bayım...

Ölümleri temize çekmek isterken
bir darbe daha almamak uğruna
ölü taklidi yapıyorum
karaya bulanan hayata
bu bir şiirse eğer
susa susa şiirbaz oldum bayım
ve ben hep
kendi silahımla vuruldum.

Kendinizden kaçıyorken masallarla
on ikiden sonra balkabağına dönüşebilir şiir
aslolan o zamana kalmadan
bir şeylerin değişebilmesi
ben size bayım demiş olabilirim
ama siz
lütfen üzerinize alının.


Dilek Akın

Arnavutluk, Kosova, Türkiye / Havalimanı ve uçakta - Mart,Bir'İkibinsekiz

Mor Taka / Sayı 12

Yazılıkaya / Sayı 36

Anafilya / Sayı 91
Gölgeler: (2) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

20/10/2008 - Sızımın Gizi; Ölü Ruhta Yara İzi


' Bazen bir şiir sadece bir şiir değildir.
Bir ölüden bir ölüye... '


yirmibeşinci mumum da söndü gözyaşı işgali altında
böyle olmaz dedi Tanrı, gülümse biraz
pardon bayım; hayatınızda fazla tebessüm var mı? / bende bir neden kalmadı da

üzerimdeki emanet şiirleri çıkardım
üstelik dar geliyordu çoğu, sığamıyordum
ruhuma batan düş kırıkları,
bir dolu hüzün,
sızım sızım sız(lan)an sızı(ntı)lar,
kaos desen diz boyu
buna şiir mi dayanır
kanatsa yaralasa da yakışanı giymeli
gerçek kadar acıtmayınca yalanlar kendinden kaçıyor insan
pardon bayım; bu yalan sizin miydi? yanlışlıkla üzerine oturmuşum

hayatla ayrı yerlerde durup ayrı noktalara bakıyoruz
dilimizde aynı küfür; ya ben seni ya sen beni
okunaksız bir el yazısıyla yazıyorum kaderi
kalem tutmayı sizden öğrenmiştim
siz şiirler yazardınız
kan damlardı dizelerinizden ama mutluydunuz
mutlu olmanın beş şartı neydi?
pardon bayım; üzerinizde fazla mutluluk var mı? bende kalmadı da

bundan yirmibeş Ekim önce ensemden tutup Tanrı
hayata bıraktı bırakalı
sudan çıkmış balık misali
ölüme çarpa çarpa yaşadım
Tanrı görmüyor
Tanrı duymuyor
Tanrı bilmiyor
Tanrı üç maymunu oynuyor
siz Tanrı'ya ne çok benziyorsunuz bayım

kaç kez intihara teşebbüs etti içimdeki sefil çocuk
yıkık dökük im(h)a hatalarıyla avuttum hep
senin ....n bir melekti çocuk, biz bize yeteriz
hayatın rahminden ölüme kayıp düşmek an meselesiydi
ki büyümek ölmek demekti
yirmibeş defa öldüm mesela
öldüm dirildim
yaşamla ölüm arasındaki yedi fark neydi?
pardon bayım; kırk defa ölsem gerçek olur mu?

topuklu ayakkabılarımın iç gıcıklayan sesi
belirginleşen yüz çizgilerim
ya da yokluk emzirdiğim göğüslerime aldırmayıp
defalarca buruşturup attım kadınlığımı
sadece sevişirken kadın oluyorum
pardon bayım; siz sevişmeden de adam olabilmek ister miydiniz?

oyuncaklarım hala ucube bir yalnızlıkta sallanmakta
ve piç değil hiçbiri
bir hiç gibi yaşamaktansa piç olmayı yeğlerdim
kelimelerimde öldürüp sizi ....ya susamış bir katil olmazdım en azından
ya da siz...
daha ilk cümlede ölmeseydiniz
mutlu sonla biten tüm şizofren masallara inanabilirdim
ama siz bayım bir vardınız bir yoktunuz / hiç vardınız hep yoktunuz

bir aralasalar ruhumu görecekler toplu mezarları
çok miktarda acı gömdüm içime
yıllanmış kalıntılar
bir yığın ölü dokunuş
aldanış, vazgeçiş
bugün çok sevinçliyim kesin kötü bir şey olacak diyerek
elimdeki avucumdaki sevinci bile gömdüm içime
bir fahişenin maskesine aldanıp
peşi sıra sürüklenmenizle içime akan çok kanamalı gözyaşları
ve sizi bayım
sizi gömdüm içime
pardon bayım; siz hiç hiç olmaktan korkmadınız mı?

bir fahişenin yüzüne fahişe denilmez aslında
fahişe vardır zamandan çalan
ve fahişe hayat çalan
o gerçek bir fahişeydi
çünkü ....mı çaldı
karanlık dünyasına girdiğinizde nasıl bir hayat keşfettiniz
hiç saydınız mı
kaç çığlık darbesinde kaç dünya kararttınız
neyse, neyse... bunların önemi yok
pardon bayım; çaldığınız hayallerimi geri verir misiniz? bir tur atıp geri geleceğim

her küfüre meyilli sızılarımı
dilimi damağıma yapıştırıp eziyorum
her gün hayattan kopan bir şiirle örerken acımı
canımın kırılmışlıklarını çatlamış umutlarla yamalayabilirim
defter aralarında kuruttuğum anıları kaldırıp atmasını da bilirim de
ne zaman aynaya baksam yüzünüzü görürüm
pardon bayım; sizin adınız neydi?
ben size yanlışlıkla baba dedim

tüm noktaların (....) bir tek anlamı var şimdi; baba !


Dilek Akın

Ekim,yirmi'ikibinsekiz '04.40 / yirmibeşyaşsenfonisi
Gölgeler: (yok) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

18/10/2008 - Ütopik Yalanlar; Yalnızlığa Sen Kala

 

Fotoğraf: Henri Cartier- Bresson

 

 

bulduğumda seni
yalnızdın
betonlaşmış yürekler arasında sıkışıp kalmış ruhun
önünde uzanan yol şeytanın ışığında
sonu intihar
bir bıraksam hazırdı gitmeye
paçalarından yakaladığım gölgen
ölüme ıslık çalarken baykuşların yırtıcı çığlığı
hayattan s/es arıyordu ölüsü dirisi bir düşlerin
hiçbir ışık kapatmıyor karanlığı
korkuyordun
içinin karanlığı
dışının karanlığı
yalnızlığın karanlığı bulaşmış birbirine
karanlık ki yalnızlığın günahkâr peygamberi
karanlık bir virüs gibi dolaştıkça hücrelerinde
düştükçe d/üşüyordu tutsak kelimelerin dilinin ucundan aşağı;
bazen ölüm bile çare değil unutulmaya
ve nerede unutursan unut kaybedilmiyor yalnızlık

hızlandırılmış bir sevişme sahnesiydik biz seninle
tensel çelişkilerinin mahrem yerlerini
sterilize yalanlarla örtüyordu
hoyrat dokunuşlarım
Tanrı sanıyordun beni içimdeyken
Tanrı çıplaksa melekler fahişedir

bıraktığımda seni
yalnızdın
betonlaşmış yürekler arasında sıkışıp kalmış ruhun
önünde uzanan yola saçılmış doğmamış çocukların
meze oluyordu aç bir sokak kedisine
koynunda yalanlar beslerken
ütopik yalanlarla örüyordun
Tanrı'nın çıplaklığını;
ki unutmak unutulmaktan doğuyor
Hey Tanrı! Senin Tanrı'n kim? Yoksa... Sen de mi unutuldun?

unutulmuş bir sevişme sahnesiydik biz seninle
sevişir gibi yaparken yalnızdık

Dilek Akın

Forum Edebiyat Dergisi / Sayı 5

 

Anafilya - Ağustos Dergisi

Sayı 98

Gölgeler: (yok) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

6/10/2008 - Yaz Dedi Tanrı II

Ne düşünüyorsun Tanrı'm
Tanrı'yı
Ama... Senden başka Tanrı yok
Bir diğer Tanrı olmaması bunu düşünmemem anlamına mı gelir? (!)

Yaz dedi Tanrı; Tanrı'dan gizli şiirler mesela / kafiyesiz olsa da olur
yazarım dedim

Çok sesliliğinde hayatın
herhangi bir ölüm sessizliğine bürün
sus susabildiğine
ya da konuş
haykır hatta
kes at sustuklarının kemikleşmiş dilini
en çok isyan et
ölümüm mor rengine ne de yaraşır isyan

Yaz dedi Tanrı; Aklından bir Tanrı tut mesela / karesi ikiye bölünebilsin
yazarım dedim

soruları cevaplardan çıkar
oluru olmaza böl
varlığı yoklukla topla
kalanı gidenle çarp
elde var bir yarı Tanrı / bir yarı ölü
her şeyi hiçlere ayır, bırak
dillenirken yalanlar
demlensin gerçekler
yaşama öl,
ölüme yaşa
sebebin sonuçsuz,
suçun cezana denk (!)

Yaz dedi Tanrı; Tanrı'dan kaç mesela / görmezden gelsin, eli kolu bağlı
yazarım dedim

yorgun martının uçmaya kalan son umudunu kır
melekleri göm toprağa
kopar kelebeğin kanadını
söylediğin şarkıyı vur notalarından / ağzın dilin kan revan
şahlanırken gölgeler
müstehzi bir kahkahaya tutun, çık
dizlerine kadar girdiğin günahtan
aç gözlerini ölümün
yaklaştığını bilmezken Tanrı'ya
ve Tanrı içten içe sokulurken sana
ölüm sana aynı gözle bakmayacak
kendi ölümünü kendin yaz.

Yaz dedi Tanrı; Tanrı'yı inkar et mesela / kimse bilmese de olur
yazarım dedim

diyalektik bir sancı sarmışken bedenini
sonları başa sar
kapat güneşin ışığını
ay tutunsun avuçlarına
söndür yıldızları parmak uçlarınla
alaşağı et dünyayı bir tekmeyle
hayatı sık, posasını kaldır at çöplüğe
ölümse ölüm
tut çıkar ruhunu içinden
bitsin bu esaret
bedenin
ilk gün kadar güzel
saçların tel tel
dudakların şarap tadında
ve belindeki gamze ...

Yaz dedi Tanrı; Müptezel bir Tanrı yarat mesela / ölümlerden beğendiğin ölümün kaburga kemiğinden
yazarım dedim

pervasızca seviştiğin cümlelerinden bir Tanrı doğur
göğüslerinden taşan damıtılmamış cerahatle emzir
büyüt gölgesine sığınabileceğin kadar
haritada olmayan karanlık kentin
akrebin vurmadığı saatinde
tüm Tanrısal apoletleri düşür
ve zamanın olmadığı o yerin şuursuz gelgitinde
Tanrılığını unutan şaşkın bir Tanrı yarat
gururlan eserinle
kutla kendini yahut kutsa ...

Yaz dedi Tanrı; Tanrı'yı söyle mesela / konuşmasan da olur
yazarım dedim

Tanrı oku dedi,
anlamadın
okumadan yazamazdın
hayat okunur ölüm yazılır
ve unutma herkes kendi ölümünden sorumludur ...

Yaz dedi Tanrı

yazdım !

Yaz dedi Tanrı; yazdıklarını sil mesela / izi kalmasın
silemem dedim

Sil dedi Tanrı

silemedim !

Yaz dedi Tanrı; gülümsedi

Ya ben Tanrı değilsem

. . .

Ne düşünüyorsun Tanrı'm
Tanrı'yı
Ama... Senden başka Tanrı yok
Kendine baktığında gördüğün Tanrı değil midir? (!)





Dilek Akın - Yaz Dedi Tanrı / Yazdım '08

Gölgeler: (2) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

26/9/2008 - Sylvia Plath'a Mektuplar I




- Ne düşünüyorsun Sylvia ?
- ölümü

söyledim sana,
vazgeç
kendini Lazarus sanmaktan
hem artık İsa da yok
her öldüğünde
hayat veremez sana

- Ne düşlüyorsun Sylvia ?
- ölümü


ve küstün Tanrı'ya
çünkü korktun ölmekten
ölmek yok olmaktı Sylvia
sen bunu beceremedin

- Nereye düşüyorsun Sylvia ?
- ölüme


dizelerini kaybetmiş bir şiir gibi
hayat arıyorsun ölümden
ah Sylvia
vazgeç artık
ölümün neresinden dönsen kârdır
bir kez daha doğamayıp küllerinden
korkarım Sylvia
öleceksin


* ' ... Herr god, Herr Lucifer! Beware - beware. Out of the ash I rise with my red hair '



Dilek Akın

Albania '06


* Sylvia Plath
Gölgeler: (yok) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

23/9/2008 - Sylvia Plath'a Mektuplar II

 

 


...
sonra
sustun bir gün
kesildikçe sesin
kan damlıyordu kaleminden

yaşarken yazmak ölümü
ne büyük sanattı
ah Sylvia
sen bunu beceremedin

korktun
kabul et
kaçtın yanıbaşındaki gölgenden

sen her gün biraz daha ölüydün
devleştikçe gölgen
öldükçe
öldün
gömüldükçe karanlığa

sen zaten bir ölüydün !

o sırça fanusta
hücrelerin vazgeçmiş hayattan
ölüm solurken her zerren
üzerindeydi gölgen bedeninin
ah Sylvia
bilemedin

*'... o sırça fanus ki, içinde ölü bir kelebek gibi tıkanıp kalmış biri için dünyanın kendisi kötü bir düştür '



Dilek Akın

'2006

*Sylvia Plath

Gölgeler: (2) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

18/9/2008 - Nü Veda; Ayrılığa Dudak Payı

'Berto Riccardo Biaggio' sızısına ...


Ritmik bozgunlara uğramış kalp odacıklarında
solunum yetersizliğinden an be an ölen düşsel yan(ı)lışlarını
şaşaalı cenaze törenleriyle gömüyordu kadın
ruhunun keşmekeş ütopyasına ...

erken boşalan gözyaşlarına mezar olurken gamzelerin
kaç intihar gizlenir kirpik uçlarında
dur Riccardo, sırası değil
daha sonra ölebilirsin


gitmeliydi kadın
ki gitmek için kalmıştı 

usunun her köşesinde 
arsız tebessümlerle bezenmiş 
boylu boyunca uzanan gerçeklerin üzerini 
özenle seçtiği yalanlarla örttü adam
ölüme dudak payı bırakmışken zaman
ektiği hayallerden gerçek biçemezdi

sus Riccardo, konuşmaya vakit yok
biraz daha sevişelim


uzun cümleler paslı makas darbeleriyle kesiyordu aşkın gitmelere yenik düşen ömrünü
dil altına yerleştirdi adam dudak ucuna gelen çıplak kelimeleri
susuyordu
konuşsaydı mutlak bir ölüm çınlayacaktı lal olmuş hücrelerinde
ölümü içine kustu adam
ve sustu

aşkın mağrur infazına tanıklık ediyordu gece
gece yıl(dız)ların saydıkça kanatan sivri köşelerini saklıyordu karanlığında
gece (d)okunuyordu ebruli bir ayrılığın her zerresin(d)e
tende sızı oluyordu gece,
(ç)özümlenmeyi bekleyen acı bir denklemken kadının parmak uçlarında.

dudağının kenarında kalan tirada zehir zemberek bir dille dokunuyordu kadın;

ah Riccardo yanılıyorsun
hayatın zarı çoktan patlamış
bu yüzden hiçbir yaşam bakir/e değil


ayrılık; iki ucu keskin bıçak
yırtıyordu güne doğdukça tan yerini 
(k)an kaybediyordu aşk oluk oluk
adam gitme diyordu kadına 
ben ölmeden ölme.

kıskanarak izlerken Tanrı aç biilaç; 
yitik gölgesini atıp sırtına kadın
ayak üstü sevişmelerde ruhunu teslim etti adama
huzur içinde uyuyabilirdi artık yalnızlığa

hadi Riccardo şimdi 
sen de
ölebilirsin        


bir elveda cümlesinin kıyısından aşağı bıraktı adam kendini
ve bu yüzden hiçbir vedaya el süremedi

kadın gitti
adam öldü
gökten üç nokta düştü
yakışmadı hiçbir aşkın sonuna ( ... )

son kez yazgının deklanşörüne basıyordu Tanrı, 
gözlerde aynı hüzün, iki ayrı coğrafyada ...


Dilek Akın

Ritm-i Albania '07
Gölgeler: (2) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

9/9/2008 - Ucu Kırık Şiir; Bitevi Yokluk Tınısı

 
hafif meşrep yalınlığında yalnızlığın
ve yılgınlığında aşka yenik düşmüş
hüzzam makamı çaresizliğin
dokunup kaçarken teninin her bir güftesine
senfonik bir hüzün çatısı bizi gölgeleyen

dur! diyorum dokunma
yorgun mısralarda gizlensin
söz sürme şiirin çıplaklığına
her bir teneffüs sahnesi inletirken nağmeleri
ses etme şair, sus! görecekler
tutamadığımız düş(üş)ler dil(l)enirken baştan ayağa
müebbet bir gerçeğe hükmedecekler

oysa...

bir bir anlatmak isterdim özgeçmişini hücrelerimin
çiy çiy dökül özgeleceğimin moleküler yapısına
daha çok doku/n şiirimin fütursuz anatomisine...

(ya)saklanabilirdik perdesi patlamış hayattan
flu bir ölümün ensesin(d)e
ya da (s)aklanabilir sancılı imgelerin izdüşümüne
yazılabilirdik hilkat garibesi kalemlere şiir diye

olmadı...

biz seninle şair çocuk
ıslak bir temmuz gecesinin kör saatinde
yapış yapış duygular tortusunda
ve bulacasında gözden ıraklığın
yan yana,
göz göze
diş dişe
bir şiirde yakalandık
şiire yakalandık.

eller yukarı desem şimdi
kaç şiir düşer parmak uçlarından
kırılır...


Dilek Akın

210708

Kaan Özer ve şiirine teşekkürlerimle..
Gölgeler: (1) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

16/7/2008 - Aşk; Bir (B)ölme İşlemi

aşk acısı olmayan bir şiir tarifin var mı üstad?

yüreğime yapışan bir günahı
deşip çıkarmak zamanı gelmişti çoktan
ah! ne büyük günahtı seni sevmek

gölgenin yalan sıcağından sıyrılırken
gölgemin titrek adımları
korkarım;
kapat ışıkları
gerçekleri görmeyeyim

- - -

şeytan uyma bana / sana uyduğum yerde kal - gitmeliyim

verdiğin sözden döndüğün yolda
büyürken ihanetin sancılı, soğuk duvarı
bini bir para pişmanlığının

zehirli çiçeğin yalancı rengine aldanmış,
aldatmışken sen
ve ben aldatılmış...

yaşadığımı ancak bir ölü anlayabilir
seni içimde ölmeliyim

- - -

avuçlarımdan taşan duaları yudum yudum iç Tanrı'm / ziyan olmasın

aklımın ucundan gelip geçen korkuların tecavüzünde duygularım
kaybetmek; düelloya yatırılmış arsız bir sokak kadını
hangi sebeple sevişse
sonuç doğuramaz biliyorum
ki bilmek ölmek gibidir
gitmek; bile bile ölmek

gözyaşlarıyla yıkanmaktan çekmiş olsa da umudum
bazen ölmek; silbaştan başlayabilmek
bırak rahat öleyim

- - -

hayatımın dağınıklığını toplamayı bıraktım
şimdilerde kırış kırış olan ruhumun buruşukluğunu ütülüyorum


iç acılarımın toplamı aşka ters bir açı
ki aşk bir (b)ölme işlemi
çok kalanlı acılarımı
kalansız mutluluklara bölüp
seni içimde ölüyorum

hiç olamadığın kadar gerçek
olduğun gibi yalan kal
aşkın vurduğu yürekte acı biter
gidiyorum...

acısı olmayan bir aşk tarifin var mı üstad?


Dilek Akın
Gölgeler: (2) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

20/2/2008 - Olsan, Hiç Olmadığın Kadar


 
Boyası aktı süslü kelimelerin
bozdum kurduğum uzun cümleleri
tek bir söz kaldı dilimin gölgesinde

gelsen şimdi, hiç gelmediğin kadar

yalanlar söylesen
masallarla uyuttum gerçekleri / uyanmasınlar
parmak uçlarımızda yürüyelim
hayallerin üzerinde

olsan şimdi, hiç olmadığın kadar

aşk; boyumu aşan her defasında
boyumdan büyük şiirler yazsam
dizsem üst üste umutlarımı
uzansam sana, aşka

gitsen şimdi, hiç gitmediğin kadar

eksilen yanlarımı diksem yokluğunla
bırak ellerini yakar yasak dilekler / ben tutarım
mühürlesen dilimi
söylemesem;

gelmeden gitme bir daha...


Dilek Akın

Ritm-i Albania / Şubat'ikibinsekiz
Gölgeler: (7) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

20/2/2008 - Şair'e - Şair'den


Şair'e I

veda -değil ki- bu
hoşçakal niye
bir şiirse bu eğer
ve ben uzanmış
yatıyorsam tozlu mısralarda
çırılçıplak
git değil
kal
şair dur/ma
yaz beni...


Şair'den I

yaz/sam
-tutmaz ki- tenin mürekkebi
kal/sam
bir yudumla başlasam
önce topuklarından
içsem her satırından
ama dur !
sevişmeden dikenli mısralarda
şiir
kim kanattı
diz(e)lerini...


Şair'e II

(k)an -değil ki- bu
ömür
akıp giden diz(e)lerimden
iklimsizliğin kuraklığında
yapraklar kurumuş
dilenirken bir yudum suya
şair!
avuç içlerinin teriyle
yaşa(t) beni...


Şair'den II

senaryo -değil ki- bu
yaşanacak
yazgı
kalemden süzülen
yazılacak
(s)özüm sen
bana şair dedin
ben sana şiir...


Dilek Akın
Gölgeler: (yok) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

14/2/2008 - Bir Masalın Son Cümlesinden Kaçtı/m Çocukluğum

her çocuk biraz ben şimdi;
öncesiz,
sonrasız,
zamansız...

hafızasının tozlu sayfalarını çevirdi
şeker rengi şarkılarını aradı
hanımeli kokan düşlerinin arasında
ipten bir salıncakta uyuyakalınca çocukluğu
açılmıştı gözleri masallara

hiçbir masalın son cümlesine yetişemedi çocuk
koştu - yoruldu...

pas tutmuştu beklemekten
açamadı diline vurulan kilidi
esrik melodilerde asılı duran sol anahtarı
yoktu geri dönecek bir yeri
nereden geldiğini bilmeyen sessizliğin

masalın orta yerinden kaçamadı çocuk
sus pus...

süpürüp halıların altına gizledi
hiçbir çöplüğe yakıştıramadığı korkularını
kaybetti repliklerini;
doğaçlama bir masalda askıda duyguları
ne bulduysa geçirdi yüreğine
büyük durdu kimi
ya da uymadı

bir masalın son cümlesinden kaçtı çocuk
sayamadı;
gökten kaç elma düştü...

her çocuk biraz ben şimdi;
dünsüz,
yarınsız,
masalsız...


Dilek Akın
 
Anafilya - Ekim Dergisi '09
Sayı 100
Gölgeler: (4) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

10/2/2008 - Şiirlere Saklandım / Bul Beni

özneliğimi gizlediğim cümlelerde
sakla kendini satır aralarına
kimseler görmeden sevişelim kelimelerde...

son nefesini veriyor sözlerim / şiirlerle yıka, öyle göm

ısmarlama yüreklerle yaşanmaz
sevda kuytularına sığınır bir dilenci
avuç açar şiir avlularında
yaşlanırken bugünler
dünleri doğurur durur yeniden

yaşama sustum / sen de sus bana

gel diyebilmek kadar zor
bir gidişi beklemek
oyalanır korkular
bir çelmeyle hayaller düşünce
sus(a)mak kana kana
bir tutam nefese
ve aşka

sesimin gölgesinde kal / orada seni bulamazlar

bozulur aşkın tuttuğu lades
ve tutunduğu bileklerinden hoyratça
kesilebilir sevda buza
şiirlere sığınılır
üşüyünce duygular

anlamsızlıklılardan bozma anlamlar kuşatmasında
tek bir ses yankılanır boşlukta;
gelmeden gitme bir daha...


Dilek Akın

Ritm-i Albania / Ocak'ikibinsekiz

Gölgeler: (2) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

9/2/2008 - Gözyaşlarıyla Ört Üzerimi

önce gözlerin elveda diyordu
belli ki gidiyordun
ardışık acılar kervanına kıvrılıp
parantezler içine sakladım eksilen kimliğimi
kadehe şarap dökecekti
yüreğe umut yokluğun
kör kuyulara rengarenk dilekler atar
örterdim ayrılığın en mahrem yerlerini

ucuz romanlarda okumuştum;
-e halinden girilip -den halinden çıkılırdı
hoyrat sevişmelerin
çoğul başlayan her gece
yıldızların kuyruğunda hayallerle kayar
tan yerine düşerdi tekilin firariyle
göğüs kafesime sıkışan duyguların ayak izlerini sürerken
kalemimin kurşunu kanatıyor sayfaları

içimde giydirilmeyi bekleyen bir boşluk
ne koyarsam koyayım çıplak kalıyor
ruhumun karanlık odalarından geri çekmeliyim belki de
açık arttırmaya çıkardığım kehanetlerimi
hiçbir ateş su doğurmayacak biliyorum
günah çıkarma seanslarımda

cızırtılı bir plağın deforme olmuş ritminde
gizliyorum şuursuz hıçkırıklarımı
parmak uçlarınla görmeni isterdim
dilimin ucunda bıraktığın eflatun tadı

tozlu raflardan indirmeliyim çocukluğumu
topuklu ayakkabılarımın solosunda
gidenle dans etmeye utanıyor gözyaşlarım
kadın olduğumun tüm belirtilerini
özenle çıkarıp asıyorum askıya
gözlerinle duymanı isterdim oysa
mecazi kelimeler kıskacında
anlatamadıklarımı


Dilek AKIN

Gölgeler: (yok) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

9/2/2008 - İçime Kapandım / Aç - Monolog

 
vurur kapıyı, çeker gider zaman / dönmez geri .. h/içten h/içe kırılır sessiz monolog ..

I

gözlerimde toplu intiharda yaşlar / tutmuyorum
muazzam hüzün manzaralarına nazır
kusursuz ayrılıklar doğuruyorum

II

kafiyesi yok yaşadıklarımın
(ya)saklı sözler girdabında
Tanrı'm unuttuklarım aklında mı hala?
en son nerede unuttum kendimi / hatırlat beni
kapı çalsa, ben gelse

III

öpeyim geçsin derdi annem / öpse ya geçse
aşka düştüm, dizlerim kan
sabırdan taşlar toplayıp kumsallar boyu
seke seke yoruldum
aşk sandığım oyunda

IV

bileklerinden kelepçeli
miş'li zamanlara
dolduramadı geniş zamanları
uydurduğum masallar
üstesinden gelemediklerimin
altında ezildim

V

rüzgar ne zaman bir beden arasa
yalnızlığı giyindi, vurdu yüzüme
kaçıp ardına saklansam da
dikiş tutmadı
gerçeklerle yırtılmış hayaller
-bir dikiş tutturamadım

VI

her şey başladıgı yerde bitiyor
bir yalanın gölgesinde
ve yalandan bir ip sarkıtmadan
inilmiyor gerçeğin derinliğine
hiçsem eğer
her şey olmalı bir yerlerde
ve her şeyden biraz kalmalı
bitse/m de

VII

yaşama susa(ya)n gözlerimin kıyısında
yakıyorum gemileri
cinayet manifestosu parmak uçlarımda
soytarı bir tebessüm

ses/sizlik kesilir / kan damlar .. h/içten h/içe ölür sessiz monolog ..


Dilek AKIN - h/içlenmeler / ikibinsekiz


Gölgeler: (2) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

8/2/2008 - Med Cezir Gölgesi

G ö l g e o y u n u n d a n …

acının kaburga kemiğinden yaratılmıştı aşk
ne kadar gerçek olabilirdi yaralamayan bir sevda masalı...


kendimi sakladığım kabuğu kırdım
yırtık gülüşleri dikerken dudaklarımda
diyetini ödemeliydik
yağmurla y(ık)anan lirik yalnızlığın

kan revan içindeydi kestiğim ümitler
tek bir pıhtıdan doğuyorduk
kutsal şarapla yıkadın ruhumu
arındım;
dudaklarım üzüm rengi

eğreti dirilişlerin parmak izlerini sürerken
ellerin (d)eğildi derinlerim(d)e
bir no(k)taya dikmiş gözlerini
acının resmini çiziyordu Tanrı

Tanrı'nın şarkılarıyla dinlendik

suskun bir tiradın gamzelerinden
(ç)aldığım mayhoş tatla can bulduk
akordu bozuk dokunuşları öğütüyorken teninin pürüzü
dikenli sularda yalınayak yürüyorduk

eğreti düş/üşlerde dillendik

yasakları bertaraf etmekti aşk
duvarların ötesinden dökülen siluetinle
tüm günahları içmeliydik
yer çekemezdi bizi
bulutlarda sevişirken

aynaları yırttım;
illegaldi tüm çığlıklar
ben döküldü suretimden
seni gördüm
paçavra ettiğin yıldızlarla
yaralarımı sarıyorken
ben kokuyordu nefesin

örselenmiş yenilgilerde demlendik

gölgemi kemirirken yokluğunun dişleri
doyuyordun hiçliğime
yittikçe çoğalıyordu gaip suskular
buruşuk bir perdede oynayamazdı
iki bulanık gölge

paslı bir teraziye ruhumu bırakmış
aşırı dozda düşler yutmuştum
sakar bir dilden
fısıltılar düşüyordu boşluğa
aşkın anadiliydi gözyaşı
suyun rengi devrilirken üzerime
biliyordum;
her (b)aşka yolculukta
bir artı bir kendine eşitti (!)

karesi de kökü de acıya eş; tek kişilik bir yanılgıydı aşk
hangi kanun c/esaret edebilirdi aksini (s)imgelemeye...


bir artı bir eşittir bir ( 1+1=1 )

M e d c e z i r ç a l k a n t ı s ı n a …


Dilek Akın 

 

Anafilya - Temmuz Dergisi

Sayı 97

Gölgeler: (1) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

8/2/2008 - Yalnız/lık Tınıları

Tutsam şimdi hayatı boşaltsam
kalpten kalbe nakliyat var mıdır
tüm kırılmışlıklarımı taşıyacak...

kaptan en yakın yalnızlığa çek !

yaşamın bodrum katına kapattım kendimi
burada ışık yok../..ışığa kara düşürenler de
demir parmaklıklı camın ardında
gelen geçen renkli pabuçları izliyorum
hangisinin yere vuran gölgesi birleştirebilir
parçalanmış duygularımı

afedersiniz sizi bir yerden tanımıyor olabilir miyim ?

kim dokunduysa bir yara izi
öğrenmiştim oysa sakla(n)mamayı
üzerini örtmeyince
daha çabuk kapanıyordu yaralarım../..kabuk bağladıkça kanattılar

peki sen anne
nasıl mutlu olabildin dünyaya gelişime
ah! mutlu sonlar değil mi
içimdeki Pollyanna can çekişiyor
hiçbir son mutlu değildi kandırdım seni
üzülme diye hiç söyleyemedim
üzüldüm anne, üzdüler
buranın iyi bir yer olmadığına artık eminim
bir kondom artığında çürümeyi yeğlerdim
hiç başlamadan bitseydi yaşam
şimdi alsan beni tekrar içine, saklasan

yıldızların gizlenecek yeri var mıdır ?

iki elini ensesinde birleştirmiş yalnızlık
uzanıyor karşımda
bir yandan keyf-i alem ıslıklar çalarken
fırlattığı haylaz gülümsemeler
yapışıyor yaşama silik ruhuma

örümceğin ördüğü ağdan sızan
yalnızlığa ince telli vuruşlar çınlıyor odada
nasıl da ustaca çiziyor yolunu

Tanrı'm kader dediğimi baştan yazabilir miyim ?

ölümün bemolü yaşamın diyezine çalıyor
yıldızlar tutanak tutarken toprağa
tüm repliklerim düşüyor../..kim kaldırır
yaşarken öleceğimi fısıldarken
ölürken yaşayacağımı kim soyleyebilir
sığınabilecegim bir tek hikaye kalmamış

boş yeri olan bir masal var mı bildiğiniz ?

suskunluğum büyüdükçe
kalp atışlarımın aksak titrek sesi çoğalıyor
şarkıdan kaçan kupa kızı kendini asarken
sinek vızıltısı bile yok ortada../..değil sinek valesi
beni içine çektikçe zevkten dört köşe olan
paytak bacaklı bir fahişe şimdi sessizlik
içimden şiirler geçiyor../..tutamıyorum
bir şairin kemikleri sızlarken
suskunluğuma gömün beni

tek başıma ölmemeyi becerebilir miyim ?

çatlamış dudaklarım arasından süzülüp
düşen gözyaşlarımı ay ışığında kurutuyorum
kemirgen bir uğultu yükselirken
karanlığın yitik kasvetinde
küfürbaz, sarhoş, salyalı zamanın ağzını kırıyorum
saatler yok artık../..akrep - yelkovan serbestsiniz
boş saksılara umutlar dikerken
ürperiyor yalnızlığın pervasız dili

yalnızlık çek ellerini üzerimden !

ilk kez kalem tutuyor gibi ellerim
üzerime devrilen kimsesizlik enkazında
buruşuk bir peçeteye yazıp versem
yeniden söyler mi hayat şarkımı
iliklerime kadar soyundum sana hayat
bekaretini aldığın duygularımın günahı boynuna

kaptan yalnızlığın uğramadığı ilk durakta indir beni !

rotasız bir gecede Tanrı'nın etekleri altına sığınıyorum...


Dilek AKIN / Müsveddeler

Gölgeler: (4) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

8/2/2008 - Yaz Dedi Tanrı

kelebekler vardı önce
geceden uçmaya güne
kanat çırpan
gizlice...

yaz dedi tanrı;
gökten sağnak hüzünler yağarken,
kırlangıcı çığlığına
göm dedi.
yaz dedi tanrı; kendini boşluğa bırakmaya hazırlanan
yorgun sesini at sırtına,
bebeğin yüreğini
kirlet dedi.
yaz dedi tanrı; ruhun sırra kadem bastığı
bir ayrılık öyküsünde,
aşığın sevdasına
sırt dön dedi.
yaz dedi tanrı; peşin sıra kovalarken
inandıklarının inançsızlıgı,
meltem esintisini
kov dedi.
yaz dedi tanrı; güneşe bulanmış
karanlık gölgeler aldatmacasında,
uçurtmayı toprağa
çiz dedi.
yaz dedi tanrı; bir yoktan iç çekişin
nefes kesen çığlıklarıyla,
güneşin doğuşunu
batır dedi.
yaz dedi tanrı; dokunmadan yağmurun ürkekliğine
en arsızını fırlatıp kahkahaların,
ayın şehvetini
söndür dedi.
yaz dedi tanrı; esmer tene yaraşırken
rengarenk umutlar,
varolmanın yokluğunu
hatırlat dedi.
yaz dedi tanrı; bir yalanı yakmış
tüttürürken dudakların arasında,
kelebeğin kanadını
kır dedi.
yaz dedi tanrı; gölgeleri örten ışıklar
yankılanırken gözlerden,
gerçeği düşe
çevir dedi.
yaz dedi tanrı; acının cüssesi
ağır gelirken bir ölümden,
umudun ışığını
kapat dedi.
yaz dedi tanrı; hic yazılmamış bir şarkının
notalarında çırpınırken,
matemin karasına
ak düşür dedi.

y a z d e d i t a n r ı

yazdım!

sil dedi tanrı,
durma!
şimdi bir bir
sil…

s i l d e d i t a n r ı

silemedim!

kelebekler öldü sonra
geceden uçmaya güne
kanat çırpan
gizlice...


yaz dedi tanrı,
gülümsedi;

y a b e n t a n r ı d e ğ i l s e m

...



Dilek Akın
'2007

 

Anafilya - Haziran Dergisi '09

Sayı 96

 

 


Gölgeler: (1) :: Gölge Düşür: :: Yakın Tema's :: Etiketler : <>

<- :: Sonraki Perde ->

Şiir yazdığımı sanıyorsunuz. Oysa ben... Mezar kazıyorum!

<>

Son Emir

Etiket Bulutu

<>

İadesi taahhütsüz şiirler yazıyordum sana; her dize harf yüklü kamikaze, hiçliğine değince... Ki ölümden geliyordu ölüme giden!

Anadilim; Susmak!